Mahkeme Kararları

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ – Esas No:2005/17880 Karar No:2006/2684 Karar Tarihi:2.3.2006

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava vasiyetnamenin ehliyetsizlik sebebiyle iptali olmadığı takdirde tenkise ilişkindir. Miras bırakan vasiyetnameyi düzenlediği tarihte 81 yaşındadır. Dosya tümüyle Adli Tıp Kurumuna gönderilerek miras bırakanın bu tarihte fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesinin düşünülmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ

Esas Numararsı: 2010/2402 Karar Numarası:2010/2627 Tarih: 2.4.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi süresinde duruşmalı olarak istenmiştir. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar ile birleşen davanın davacısı, miras bırakanları adına kayıtlı olan ve Ç…, Y… Köyünde bulunan 478, 489, 490, 503, 506 ile 507 parsel sayılı taşınmazların 1964 yılında davalılara ölünceye kadar bakma akdi ile verildiğini, yapılan temliklerin saklı payları ortadan kaldırmak amacı ile yapıldığını belirterek, saklı paylarını aşan 150.000.000 TL’lik kısmın tenkisiyle, davalılardan yasal faizi ile tahsili talebinde bulunmuştur. Davalılar, mahfuz hisse ihlal kastı olmadığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı Ayşe yargılama sırasında öldüğünden ve mirasçıları da davaya devam etmediklerinden dosyanın bu davacı yönünden işlemden kaldırılmasına, davacılar Melahat ile Mecit’in davalı D.Ali hakkında açtıkları davanın reddine, davalı Muharrem hakkında açtıkları davanın ise kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Muharrem tarafından temyiz edilmiştir.

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir ( 4722 s. K. m. 17 ). Miras bırakan tarafından davalılara yapılan bir kısım kazandırmaların ölünceye kadar bakma akdi ile yapıldığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Ölünceye kadar bakma akitleri aslında ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Ancak miras bırakanın açıkça saklı payları ihlal kastı ile hareket ederek yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir ( MK m. 507/4 ).

SONUÇ: Öyle ise taraflardan bu husustaki delilleri sorulup, toplanmak, sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde, eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; tenkis davalarında seçimlik hakkın kullanıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekmekte iken dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmüş olması da isabetsiz olduğundan yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 02.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/2964 K. 2012/6143 T. 18.4.2012

DAVA: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı ortaklığın giderilmesi davasına dair karar, bir kısım davalılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı alacaklı vekili, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazın paydaşlarından E. K.’nın borcu sebebiyle İ.İ.K.nun 121. maddesine göre alınan yetki belgesine dayanarak ortaklığın giderilmesini istemiştir.

Davalı borçlu E. K. Beyanında. Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1773-2029 ek sayılı kararıyla muris T. K.’dan kalan mirası kayıtsız ve şartsız olarak reddettiğini, bu sebeple taşınmaz üzerinde herhangi bir hakkı olmadığını belirterek davanın reddini istemiş, diğer davalılar yargılamaya gelmemiştir.

Mahkeme davaya konu taşınmazın satılmasına, satış bedellerinin hissedarlara tapudaki ve veraset ilamlarındaki payları oranında aidiyetine. Davalı E. K. mirası reddetmiş olduğundan hissesinin satış sırasında satış memurluğu tarafından dikkate alınarak diğer mirasçılara paylaştırılmasına karar verilmiştir, hükmü bir kısım davalılar temyiz etmiştir.

Borçlu ortağın alacaklısı İcra Hakimliğinden İ.İ.K.nun 121. maddesine göre alacağı yetki belgesine dayanarak borçlunun ortağı olduğu taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açabilir. Bunun için icra hakiminden yetki belgesi alması zorunludur. İcra hakiminden yetki belgesi almadan doğrudan doğruya veya yetkisi olmayan İcra Müdürünün verdiği yetki belgesine dayanılarak dava açılması halinde dava hemen reddedilmeyip. icra hakiminden yetki belgesi almak üzere önel verilmelidir.

Bu şekilde açılacak davada borçlu ortak dahil tüm ortakların davaya dahil edilmeleri zorunludur.

Borçlu ortağın alacaklısı tarafından açılan davada birden fazla taşınmaz davaya konu edilmiş ise icra takibine konu borç miktarına göre dava tarihi itibariyle taşınmazlardan borçlu ortağın payına düşecek değerin tespit edilerek borca yetecek miktarda taşınmazın ortaklığının giderilmesine karar verilmesi, fazlaya dair istemin reddedilmesi gerekir.

Olayımızda; Davalı E. K.’nın 19.8.1966 doğumlu T. K.’nın oğlu olduğu, T. K.’nın 30.10.2010 tarihinde vefat ettiği, ortaklığın giderilmesi istenen taşınmazın malikinin Ahmet oğlu T. K. olduğu tartışmasızdır. E. K.’nın 25.11.2010 tarihinde Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde hasımsız bir dava açarak miras bırakanı babasından kendisine intikal eden mirası kayıtsız ve şartsız reddettiğini, red beyanının tescilini istemiş, mahkemece 30.12.2010 gün ve 2010/1773-2029 ek sayılı kararla istemi kabul ederek ret beyanının aynen tesciline karar vermiştir.

Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. ( T.M.K.nun 2.md ) Mirasçı alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse alacaklılar red tarihinden itibaren altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. ( T.M.K.nun 617.md )

Davalı borçlu E. K. mirası reddettiğini savunduğuna, davacı da davalının mirasçı olduğunu iddia ettiğine göre red kararının iptaliyle ilgili bir dava açılıp açılmadığının araştırılması, red davası açılmışsa, bu konu değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeyle taşınmazın satışına karar verilmesi doğru değildir.

Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 18.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY7. HUKUK DAİRESİ

E.2012/7841 K. 2013/354 T. 23.1.2013

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı E.E.G. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 575. maddesi hükmüne göre miras ölümle açılır. Aynı Kanunun 496. maddesi hükmüne göre de, alt soyu bulunmayan miras bırakanın mirası eşit payla anne ve babasına kalır. Miras bırakandan önce ölmüş olan anne ve babanın yerlerini her derecede halefiyet yolu ile kendi alt soyları alır.

HUMK’nun 74. maddesi hükmüne göre mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır.

Somut olaya gelince, dosya içeriğinden miras bırakan E.K.’nın 05/03/2001 tarihinde bekar ve çocuksuz olarak öldüğü, ölümü ile geriye mirasçı olarak kendisinden önce ölen annesi Muazzez’in önceki evliliğinden olma çocuğu davacı E.E.G. ile yine kendisinden önce ölen babası R.K.’nin önceki eşinden olma çocukları İsmet, Kıymet, Rafet ve Ahmet ile 21.02.1979 tarihinde ölen oğlu Hikmet’ten olma yeğenleri Muharrem, Ülfet ve Sibel’in kaldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca miras bırakanın terekesinin 1/2’sinin annesi Muazzez tarafına, 1/2’sinin ise babası Ramazan tarafına intikal edeceği, miras bırakanın annesi Muazzez’e giden payın ise halefiyet yoluyla tümünün tek mirasçısı olan davacıya kalacağı, miras bırakanın babası Ramazan’a giden payın ise yine halefiyet yolu ile önceki eşinden olma çocukları İsmet, Kıymet Rafet, Ahmet ile Hikmet mirasçılarına intikal edeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, mahkemece, miras bırakanın annesi Muazzez’e giden pay, davacı ile birlikte arada irs ilişkisi olmadığı halde Ramazan’ın önceki eşinden olma çocuklarına da paylaştırılarak hüküm kurulmuştur.

SONUÇ: Hâl böyle olunca; mahkemece davanın kabulü ile önceki günlü Silivri Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.12.2003 tarih 1039-1049 E.K. Sayılı mirasçılık belgesinin iptaline, az yukarıda açıklanan hukuksal olgular da gözetilerek mirasçılık belgesinin yeniden düzenlenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; Zeytinburnu Sulh Hukuk Mahkemesinin 23.05.2003 tarih 442-710 E.K. Sayılı mirasçılık belgesinin iptaline yönelik olarak açılmış bir dava bulunmadığı halde HUMK.’nun 74.maddesi hükmüne aykırı olarak bu belgenin de iptaline karar verilmesi dahi isabetsiz, davacı E.E.G’nin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 23.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/205 K. 2004/1585 T. 8.3.2004

DAVA: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.10.1995 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada sözleşmenin feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen 4.12.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-birleşen dosyanın davalısı M.Ö. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı, davalılarla ortak murisleri A.Ö.’den miras olarak kalan taşınmazları aralarında düzenledikleri 1969 tarihli taksim sözleşmesine göre paylaştıklarını ve fiilen paylaşıma uygun olarak kullandıklarını ancak bu sözleşmeye göre tapuda işlem yaptırmadıklarını yine davalılarla ortak murisleri anneleri Z.Ö.’nün tapuda işlem yapılmadığından 1983 yılında düzenlenen ölünceye kadar bakma akdi ile muris A.Ö.’den miras yolu ile kendisine kalan nizalı taşınmazlardaki hissesini kendisine devrettiğini, sözleşmedeki edimlerini yerine getirdiğini, taksim sözleşmesi ve ölünceye kadar bakım sözleşmesi hükümleri uyarınca tapuda Z.Ö.’den düşen hisselerin adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalıların bir kısmı taksim sözleşmesinin varlığını kabul etmemişlerdir. Davalı mirasçı Ömer ise ölünceye kadar bakım sözleşmesinin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olduğunu belirterek bu sözleşmenin iptali için dava açmış, sözleşmenin iptali davası dava dosyamızla birleştirilerek birlikte yargılama yapılmıştır.

Mahkeme, davacının açtığı tapu iptali ve tescil davasının reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar vermiş, hükmü davacı-birleşen dosyanın davalısı M.Ö. vekili temyize getirmiştir.

Dosya kapsamına toplanan delillere göre, davacı-birleşen davanın davalısı M.Ö. vekilinin aşağıda gösterilen neden dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Davacı M.Ö. ile murisi annesi Z.Ö. arasında 21.9.1983 tarihinde noterde usulüne uygun şekilde ölünceye kadar bakma akdi düzenlenmiştir. Bu sözleşmeye göre bakım alacaklısı Z.Ö., davacının kendisine bakması karşılığında murisi eşi A.Ö.’den kendisine kalan dava konusu 111, 208, 233, 268, 573 ve 525 sayılı parsellerdeki miras hissesini davacıya devretmiştir. Sözleşme yapıldığı tarihte muris Z.Ö. 75 yaşında olup, bu tarihten 9 yıl sonra 1992 yılında ölmüştür. Nizalı yerler dışında muris adına kayıtlı ve miras yolu ile intikal eden yerler de vardır. Bakım alacaklısının bu süre içinde davacının yanında kaldığı ve ölümünden 1-2 yıl öncesinde yatalak olduğu bakımının davacı tarafından yapıldığı bu dosyadaki delillerden ve taraflar arasında görülmekte olan diğer dosyalardaki bir kısım davalıların beyanlarından anlaşılmaktadır.

Ana-oğul arasında ölünceye kadar bakma akdinin yapılmasını engelleyen yasal bir hüküm yoktur. Bunlar arasında yapılacak bakıp, gözetme sözleşmesinin geçerliliği için bakım alacaklısı ananın sözleşmenin yapıldığı sırada özel bakıma muhtaç bulunması da koşul değildir. Bakılacak olanın özel bakıma muhtaç olmaması tek başına muvazaanın delili olamaz. Bir kimsenin gerek maddi gerekse manevi açıdan geleceğini güvence altına almak için çocuklarından birinin kendisine samimiyetle daha iyi bakacağı düşüncesi ile onunla ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak taşınmaz malını temlik etmesi en doğal hakkıdır. Bakım alacaklısı ölünceye kadar bakım sözleşmesinin yerine getirilmediğini sağlığında öne sürmemiş ise, ölümünden sonra mirasçılar da ileri süremezler.

Somut olayda, bakılacak olan sözleşme anında 75 yaşında olan yaşlı bir kadındır. Yaşı ve sosyal durumu itibariyle gerek maddi gerekse manevi yönden bakım ihtiyacı içinde bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim sözleşmeden sonra 9 yıl süreyi doğrudan davacının yanında bakılıp gözetilmiştir. Bu kadar uzun bir süreyle bakıp gözetme ediminin ifa edilmiş olması miras bırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olmayıp aksine, taraflara gerçek anlamda hak ve borç yükleyen ivazlı bir sözleşme yapmak olduğunu gösterir. Dosyadaki delillerden de muvazaa iddiası kanıtlanamadığından tescil davasının kabulüne ve birleştirilen davanın reddine karar vermek gerekirken, aksine bazı düşüncelerle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 8.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/553 K. 2010/2901 T. 18.2.2010

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR: Miras bırakan, 14.08.2000 tarihli vasiyetnamesiyle saklı pay sahibi mirasçısı olan oğlu İ.Bülent’i mirasçılıktan çıkarmış, çıkardığı mirasçının miras payı üzerinde tasarrufta bulunmuş, bu payın davalılara ait olacağını belirtmiştir.

Mirasçılıktan çıkarma, miras bırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmiş ise geçerlidir. Belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Miras bırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa çıkarma geçersiz olur ( TMK m. 512 ).

Tasarrufta çıkarma sebebi gösterilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacının 03.10.1999 tarihinde yetmişdört yaşındaki annesini dövdüğü ve hakaret ettiği, bu suçtan dolayı mahkûm olduğu anlaşılmaktadır. Tasarrufta gösterilen çıkarma sebebinin varlığı davalılarca ispat edilmiştir. Bu durumda çıkarmaya ilişkin tasarrufun, sebebi hakkında açık bir yanılmaya dayandığı kabul edilemez. O halde davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/553 K. 2010/2901 T. 18.2.2010

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Miras bırakan, 14.08.2000 tarihli vasiyetnamesiyle saklı pay sahibi mirasçısı olan oğlu İ.Bülent’i mirasçılıktan çıkarmış, çıkardığı mirasçının miras payı üzerinde tasarrufta bulunmuş, bu payın davalılara ait olacağını belirtmiştir.

Mirasçılıktan çıkarma, miras bırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmiş ise geçerlidir. Belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Miras bırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa çıkarma geçersiz olur ( TMK m. 512 ).

Tasarrufta çıkarma sebebi gösterilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacının 03.10.1999 tarihinde yetmişdört yaşındaki annesini dövdüğü ve hakaret ettiği, bu suçtan dolayı mahkûm olduğu anlaşılmaktadır. Tasarrufta gösterilen çıkarma sebebinin varlığı davalılarca ispat edilmiştir. Bu durumda çıkarmaya ilişkin tasarrufun, sebebi hakkında açık bir yanılmaya dayandığı kabul edilemez. O halde davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/2077 K. 2012/5243 T. 4.7.2012

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılardan Ü. K. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulü ile önceki günlü mirasçılık belgesinin iptaline, miras bırakan tarafından terekenin tamamı için atanmış mirasçı tayin edilen davacıların miras bırakanı olup yargılama sırasında ölen Y. C. ( İ. )’nın tek mirasçı olduğunu gösteren yeni bir mirasçılık belgesi oluşturulması yönünde hüküm kurulmuş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, tarafların sıfatına, dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir.

Şöyle ki; davacı Y. C.tarafından nüfus kayıtlarına göre kendisinin ve murisin kardeşi olarak görünen davalı Ü. K.’ın kardeş olmayıp ablaları Ayten’in çocuğu olduğunu öne sürerek nüfus kayıtlarının düzeltilmesi için dava açtığı, yargılamanın halen devam ettiği, söz konusu davanın kabulü halinde verilecek kararın mirasçıların paylarının değiştireceği kuşkusuzdur.

Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598. maddesinin birinci fıkrası hükmünde, başvuru üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere Sulh Hukuk Mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verileceği, aynı maddenin ikinci fıkrası hükmünde de, mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından bir ay içinde itiraz edilmediği taktirde lehine tasarrufta bulunulan kimseye de atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir belge verilmesinin gerektiği açıklanmıştır.

Toplanan delillerden miras bırakan Y. İ.’nın 30.01.2006 tarihinde öldüğü, ölmeden önce 24.10.2003 tarihinde düzenlediği vasiyetname ile davacı Y. C.’ı mirasının tamamı için mirasçı atadığı, atanmış mirasçı Y. C.’ın da yargılama sırasında öldüğü anlaşılmaktadır.

Açıklanan bu olgular uyarınca davanın mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi gerektiğine ilişkin olduğu, atanmış mirasçı ve onun mirasçılarının her zaman atanmış mirasçı olduğunu ve miras payını gösteren bir belge verilmesini mahkemeden isteyebileceği, bu nedenle mahkemece yeni oluşturulan hüküm yerinde davacı Y. C.’ın terekenin tamamı için atanmış mirasçı olduğu, bu hususun terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceği hususuna işaret etmek suretiyle, gerçek irs bağını gösteren mirasçılık belgesinin verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

SONUÇ: Hal böyle olunca, öncelikle davacı Y. C.tarafından açılan nüfus kaydının düzeltilmesi davasının sonuçlanmasının beklenilmesi, hasıl olacak sonuca göre muris Yılmaz İnkaya’nın yasal mirasçılarının ve paylarının belirlenmesi, yargılama sırasında ölen davacı Y. C.mirasçılarının da atanmış mirasçı olduğu bu hususun terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceği hususunun hüküm yerinde gösterilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Ü. K.’nın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 04.07.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/7698 K. 2007/11410 T. 17.7.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR:

1- Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K. md.17 )

2- Davacı vekili, muris … mirasçıları tarafından alınan İstanbul … Sulh Hukuk Mahkemesinin …. tarih ve … sayılı mirasçılık belgesinin iptalini, kesinleşen resmi vasiyetname ile mirasçı atanmış olan Milli Eğitim Bakanlığına atanmış mirasçılık belgesi ( TKM. md. 538, TMK. md. 598 ) verilmesini istemiştir.

3- Dava, mirasçılık belgesinin iptali ve yeniden mirasçılık belgesi verilmesine ilişkindir.

4- Mahkemece davanın kısmen kabulü ile veraset ilamının iptali davasının derdestlik nedeniyle reddine; mahfuz hisse sahibi …’in terekedeki miras hissesinin 3/8 olarak tesbitine, davacının vasiyetname gereği 5/8 hisse üzerinde vasiyet alacaklısı olduğuna karar verilmiştir.

5- Muris … tarihinde vefat etmiş olup, İstanbul ..Sulh Hukuk Mahkemesinin … esas ve karar sayılı mirasçılık belgesine göre kanuni mirasçıları eşi … 1 pay ve kızı … 3 paydır.

6- Murise ait İstanbul . Noterliği … yevmiye sayılı resmi vasiyetnamede “bu durum karşısında hayatıma kasdedercesine bana hasmane hareket eden Kızım …’yı mirasımdan iskattan başka çarem kalmadığı gerçeğini kabul etmek, kızımın saklı hakkı da dahil bütün taşınmaz mal varlığımın aşağıdaki şekilde taksimine karımında rıza göstermesini dilerim. Karıma, kızıma ve kızımın annesi …’ye vereceğim bütün mallar ömür boyu kullanma hakkı olup kesinlikle mülkiyet değildir. Kendilerinin ölümü halinde benden intikal eden bütün mallar ve faydalanma oranları Milli Eğitim Bakanlığına kalacak, bakanlık bu bağış karşılığında M… ili merkezinde yapılacak bir ilkokula, İ… İli B… ilçesinde yapılacak bir ilkokula ismimi verecektir. (Yazlıktaki ve kışlık evdeki bütün eşyalarım karıma aittir.) İstanbul S’deki … daire kızıma, C…deki daire ile A’daki daire karım …’ya, B’deki dükkan kızımın annesi …’ye kullanma veya kiraya verme hakkını veriyorum, halen tapulu malım olup da bu listenin dışında kalan ve bugünden sonra alacağım veya bana miras olarak intikal edecek olan bütün mallarımda kullanma hakkının kızım, annesi ve karım arasında eşit oranda paylaşılmasını dilerimc..” yazılıdır. Bakırköy … Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen … karar sayılı kararı ile iskatın iptaline ve davacı …’in saklı payının 3/8 olduğuna karar verilmiştir.

Vasiyetname ile Milli Eğitim Bakanlığı mirasçı atanmış ( TKM. md. 538 ) olup, vasiyet alacaklısı olduğuna dair mahkeme gerekçesi yerinde değildir.

Atanmış mirasçılar; mirasbırakanla kan ve soy ilişkisini gösteren veraset belgesinin iptalini isteyemezler. Ancak, daha önce alınan kan ve soy ilişkisine dayalı mirasçılık belgesinin iptali istemi, terekeden hak istenemeyeceğinin tesbitini de kapsar. Davalı …’in terekede 3/8 pay sahibi olduğu kesinleşen ilamla sabittir. Kesinleşen bu ilam ve vasiyetnamedeki intifa hakları da gerekçeli karar ve hüküm fıkrasında açıklanarak “davacının 5/8 pay için atanmış mirasçı olduğunun tesbitine ” karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/3273 K. 2010/5033 T. 23.9.2010

DAVA: Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi dahili davalı M. Y. ve B..Y. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, atanmış mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Dava dilekçesinde, miras bırakının sağlığında düzenlediği vasiyetname gereğince davacının mirasçı olarak atandığı vasiyetnamenin açılıp itiraz edilmeksizin kesinleştiği ileri sürülüp, MK. 598. maddesi gereğince atanmış mirasçılık belgesi verilmesi istenmiştir.

Mahkemece; miras bırakanın yasal mirasçılarınca Karşıyaka Sulh Hukuk Mahkemesinden mirasçılık belgesi aldıkları o belge iptal edilmeden yeni mirasçılık belgesi verilemeyeceği, bu durumda davanın mirasçılık belgesinin iptali davası olarak görülmesi gerektiği, böyle bir davanın da ancak alınmış mirasçılık belgesinde yasal mirasçı olarak gösterilen kişilerin davaya dahil edildikten sonra görülebileceği yönünde ara kararı oluşturulmuş, bu ara kararına dayanılarak da yasal mirasçılar davaya dahil ettirilerek yargılama sonunda vasiyetnameye dayanılarak davacıya tek mirasçılık belgesi verilmiştir.

Mirasçılık belgesi verilmesi davasının hasımsız olarak açılması yerleşik Yargıtay uygulamasıdır. Mirasçılık belgesinin iptali davası ise iptali istenen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişilere husumet yöneltilerek görülmesi gereken davalardandır.

Daha önce alınmış mirasçılık belgesi var iken, yasal veya atanmış mirasçılardan herhangi birinin gerek yasal, gerekse atanmış mirasçılık belgesi verilmesi yönünde hasımsız olarak dava açmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Keza mirasçılık belgesi verilmesi davası hasımsız olarak açılacağından dava sonunda verilen karardan gerçek miras paylarının ketmedildiğini veya kendisinin mirasçı olarak gösterilmediğini ileri sürenlerin kararı temyiz etme hakkı bulunmaktadır. HUMK’un 74.maddesine göre hakim tarafların talepleri ile bağlı olup, talep dışında karar veremez.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönersek; davacı MK’nın 589/2. maddesine göre vasiyetname ile atanmış mirasçı olduğu yönünde belge verilmesini istemiş olmakla davanın hasımsız açılmasında usule aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın mirasçılık belgesinin iptali davası olduğu yönündeki mahkeme ara kararı HUMK’un 74.maddesine aykırıdır.

Öte yandan atanmış mirasçılık MK. 598. maddesi gereğince yasal mirasçılığı ortadan kaldıran bir neden değildir.

Atanmış mirasçı, miras bırakanın yasal mirasçıları ile olan soy bağını ortadan kaldıracak biçimde mirasçılık belgesinin iptalini isteyemeceği gibi, mahkemece de resen atanmış mirasçılık söz konusu olduğu gerekçesiyle mirasçılık belgesinin iptaline karar verilemez.

SONUÇ: O halde davacının istemi atanmış mirasçılık belgesi verilmesi olarak kabul edilip, atanmış mirasçılık belgesi verilmesi gerekirken; yazılı gerekçe ile HUMK’un 74.maddesine aykırı olacak ve yasal mirasçıların haklarını ortadan kaldıracak nitelikte karar verilmesi isabetsiz, dahili davalılar M… Y… ve B… Y…’nın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgililerine iadesine, 23.09.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3982 K. 2003/8097 T. 2.6.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı kanunun 1.maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

Miras ölümle açılır. ( MK.517/1 ) Mirasçı olabilmek için murisin ölümünde mirasçılığa ehil ve sağ olmak lazımdır. ( MK.522 ) ( 4721 S. TMK. 575, 580 )

Hangisinin evvel veya sonra öldüğünün tayini mümkün olmaksızın ölenler bir anda ölmüş sayılırlar ( MK.28/2 ) ( 4721 S .TMK. 29 )

Aynı anda ölenler birbirine mirasçı olamazlar. ( 2.H.D.’nin 9.2.1976 tarih 698/955, 2.H.D.’nin 1978 tarih 4913/4975 ve 2.H.D.’nin 29.1.1985 tarih 214/698 sayılı kararları )

Füruu olmayan müteveffanın mirasçısı ana babasıdır. ( MK.440/1 ) / ( 4721 S. TMK. 496 ) miras bırakandan önce ölmüş olan ana babanın yerini her derecede halefiyet yoluyla kendi alt soyları alır. ( Mk.440/2 ) Baba ve ana yarı yarıya mirasçı olurlar. Daha önce ölmüş olan ana ve baba yerine füruuları geçer. Füruunun üst soyu temsil edebilmesi için kendi ana babasının miras hakkının doğmuş olmasına gerek yoktur.

Bir tarafta hiç mirasçı olmadığı takdirde bütün miras diğer tarafın mirasçılarına geçer.

Yukarıda açıklanan kurallar gereğince; Müteveffa Burak ( 1992 doğ. ) annesi Gönül, babası Ali ve kardeşi Buğra ile 18.1.1999 tarihinde vefat etmiştir. Kimin önce öldüğü tesbit edilemediğinden hepsi aynı anda ölmüş sayılırlar. Ayrıca Ankara 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin ( 2001/26-439 ) kesinleşmiş ilamıyla da müteveffa Burak’ın annesi Gönül ile aynı anda ölmüş oldukları tesbit edilmiştir.

Davalılar Uğur ve Ayşegül müteveffa Burak’ın baba bir kardeşleridir. Baba bir kardeşler olan davalılar varken dayısı olan Coşkun mirasçı olamaz. Bu yön gözetilmeden müteveffanın baba bir kardeşler davalıların mirasçı olamayacağının kabulü ile veraset ilamının iptaline karar vermek doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Davalıların temyiz itirazlarının bu sebeple kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/11464 K. 2006/13246 T. 28.12.2006

DAVA: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kadastroca davalılar adına tespit ve tescil edilen 7 parsel sayılı taşınmazın miras bırakanı Ö’ye ait olduğunu, davalılar adına geçersiz bağış senedine dayanılarak tescil edildiğini, belge geçerli olsa bile mirastan mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek tapu iptal-tescil veya tenkis isteğinde bulunmuştur.

Davalı, iddianın yersiz olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, tenkis yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davacı ve davalılar R. ve B. vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S.A.’nın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, çekişme konusu 7 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti sırasında miras bırakan Ö. tarafından düzenlenen 24.09.1983 tarihli hibe bilgesine istinaden senetsizden davalılar adına tespit ve tescil edildiği, davacının temliki işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.

Miras bırakanın çekişmeli taşınmaz bakımından yaptığı işlem bağıştır. Bağış geçerli işlemlerden olup, koşulları bulunması halinde tenkise tabidir.

Bu nedenle tapu iptal ve tescil isteği dikkate alınmaksızın tenkis isteği bakımından hüküm kurulmuş olması kural olarak doğrudur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Ancak, mahkemece tenkis isteği yönünden yapılan incelemenin yeterli olduğu söylenemez.

Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmalarının ( teberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir ( MK. 565 ). Miras bırakanın Medeni Kanun’un 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde, özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer ahin, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK. 564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz.

O zaman davalıdan tercihi sorulmalı, 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda bir inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir.

SONUÇ: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.12.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/18754 K. 2007/13843 T. 18.10.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 s.Yürürlük K. m.17 )

Mirasbırakan 24.7.1999 tarihinde vefat etmiştir. Konya 1. Noterliğinde düzenlenen 6.8.1992 tarihli vasiyetnamesi ile; “…maliki bulunduğu Şarkikaraağaç orta mahallede kain 49 parselde kayıtlı taşınmaz üzerindeki binanın zemin katındaki dükkanlar ile birinci kattaki daireyi oğlu Ramazan’a, ikinci kattaki daireyi kızı ( davacı ) Necla’ya..” vasiyet etmiş, aynı vasiyetnamesinde “…eşinin kendisinden sonra kalması halinde, bu binadan gelecek tüm dükkan ve dairelerin kiralarını eşinin tahsil edeceğini, eşinin yaşamı boyunca evlatlarının bu binadan hiç bir kira geliri almayacaklarını..” belirtmiştir. Vasiyetnamede yer alan eşle ilgili bu irade, terekenin iratla yükümlü kılındığı, sağ eşe binanın kira gelirinin irat olarak bağlandığı anlamını taşımaktadır. Başka bir ifade ile mirasbırakan, eşi lehine irat vasiyetinde bulunmuştur.

Mirasbırakan, 49 parsel sayılı taşınmazının kira gelirini eşine vasiyet ettiğine göre, iradın sermayeye tahvili halinde tasarruf nisabının aşılıp aşılmadığının belirlenmesi gerekir. ( TKM. md. 510 ) O halde, irat teberrularında Vergi Usul Kanununun 296. maddesinden de yararlanılarak lehine teberru yapılan sağ eşin ortalama yaşam tablosuna ( PMF ) göre geriye kalan bakiye ömrünün tespiti ile bağlanan iradın ( kira gelirinin ) de belirlenerek, bu kira gelirinin peşin sermaye değerinin bulunması, bu değerinde tereke aktifine eklenerek tasarruf nisabının hesaplanması gerekir. Bu husus dikkate alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/4965 K. 2003/8420 T. 9.6.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Murisin bağışı ölümünden bir yıl öncesinden daha evvele aittir. Davacılar bağışın mahfuz hisse kaidelerini bertaraf etmek maksadıyla yapılan aşikâr temlik olduğunu kanıtlıyamamışlardır. Türk Kanunu Medenisinin 507/4. maddesi ( 4721 S. TMK. 565 ) koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen kakarın yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 09.06.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/6581 K. 2006/8080 T. 7.7.2006

DAVA: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.12.2004 gününde verilen dilekçe ile ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.9.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR: Davacılar, miras bırakanları Suat Gür ile Huriye Gür arasında 1.10.1993 tarihinde ölünceye kadar bakım vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, murislerinin 22.2.2003 tarihinde öldüğünü, ölüm tarihine kadar da bakım borcunu yerine getirdiğini ileri sürerek sözleşmeye konu 29 parsel sayılı taşınmazdaki 12/194 payın iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.

Davalılar, bakım borçlusunun ölümü üzerine davacı mirasçılarının Huriye Gür’e bakmadıklarını bunun üzerine bakım alacaklısının Borçlar Kanunu’nun 518 maddesinden kaynaklanan fesih hakkını kullandığını bu nedenlerle de davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, bakım borçlusunun ölümü üzerine sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği, bakım alacaklısı Huriye Gür’ün de Borçlar Kanunu’nun 518 maddesine göre fesih hakkını kullandığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmiştir.

Dava, ölünceye kadar bakım vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davanın dayanağı olan ve usulünce düzenlenen 1.10.1993 tarihli sözleşmenin borçlusu 22.2.2003 tarihinde ölmüştür.

Bilindiği üzere; Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmelerinde bakım alacaklısının ölümü sözleşmenin sona ermesini gerektirdiği halde bakım borçlusunun ölümü ile sözleşme son bulmaz, bakma ve görüp gözetme borcu bakım borçlusunun mirasçılarına intikal eder. Ancak yasa koyucu bakım alacaklısına, isteği dışında, bakım borçlusunun mirasçıları ile birlikte yaşamaya zorlamamak için ölüm tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmeyi bozma ( fesih etme ) hakkı tanımıştır. ( B.K.nun 518. ).

Borçlar Kanunu’nun 518. maddesinde öngörülen fesih beyanının kullanılması ile sözleşme ortadan kalkar. Burada sözleşmeden dönme değil fesih söz konusu olduğu için sözleşme ileriye etkili olarak sona erer. Bunun doğal sonucu olarak da o zamana kadar meydana gelmiş hukuki sonuçlar varlıklarını korur ( Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 2002, s.836; Alpaslan Akartepe, Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi, İstanbul 2005, s.136 )

Eldeki davada da, bakım alacaklısı borçlu mirasçılarının kendisine bakmadığını ileri sürüp seçimlik hakkını kullanarak, bakım borçlusunun ölümünden sonra yasal bir yıllık süre içinde 1.7.2003 tarihinde sözleşmenin feshi davası açmıştır. Ancak, yargılama devam ederken 27.12.2003 tarihinde kendisi de ölmüş, vekili ve mirasçıları davayı takip etmediği için mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bakım alacaklısının açtığı dava ile fesih iradesini açıklaması ve bu iradenin karşı tarafa ulaşması olgusu karşısında açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin bir önemi yoktur. Zira yasa seçimlik hak kullanılarak sözleşmenin fesih iradesini bildirmeyi herhangi bir biçim koşuluna bağlamamıştır.

Öte yandan, bakım alacaklısının sözleşme ile birlikte mülkiyeti borçluya devrettiği durumlarda, bakım alacaklısının ölüm nedeniyle sözleşmeyi bozması ( fesh etmesi ) halinde bakım borçlusuna verdiği malı aynen mirasçılarından geri istemesine yasal olanak yoktur. Bu durumda Borçlar Kanunun 518. maddesinde açıkça belirtildiği üzere sadece borçlunun iflası halinde, İflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebilir. Nitekim bu ilke 5.6.1957 tarih 25/22 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulanmıştır

Bu açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, bakım alacaklısının yasal fesih hakkını kullanması nedeniyle ölünceye kadar bakım sözleşmesinin sona erdiği, ancak, fesih hakkının kullanıldığı ana kadar meydana gelen hukuki sonuçlarını muhafaza etmesi nedeniyle, alacaklının mirasçılarından sözleşmeye konu edim borcunun yerine getirilmesini isteme olanaklarının bulunduğu açıktır. Bir başka anlatımla, sözleşme geriye etkili olarak ortadan kalkmayacağı için, fesih anına kadar meydana gelen hüküm ve sonuçlarından borçlu mirasçılarının yaralanacağı ve bakım alacaklısı fesih ile sadece borçlunun iflası halinde, İflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebileceğinden, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün yerine getirilmiş olması halinde, bakım alacaklısının edim karşılığı vaad olunan mülkiyeti geçirim borcunu yerine getirmesi gereklidir. Bakım alacaklısı mirasçılarının haklarının ne olduğu ise az yukarıda açıklanmıştır. Mevcut davada bakım alacaklısı mirasçıları bu haklarını karşı dava açıp talep etmediklerinden mahkemece davanın kabulü yerine somut olaya ve uygulamaya uygun düşmeyen bazı nedenlerle reddi uygun bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda yazılan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 07.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/9362 K. 2009/187 T. 13.1.2009

DAVA : Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişme konusu 3 adet taşınmazın miras bırakanları tarafından bedeli ödenmek suretiyle murisin 2. eşinden olma oğlu davalı adına tescilin sağlandığını, işlemin muvazaalı ve mirastan mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek, kayıtların iptali ile mirasçılar adına tesciline, olmazsa payı oranında tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı, yetkisizlik itirazında bulunup, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, mahkemenin yetkisizliğine dair verilen karar, dairece; “işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği” gerekçeleri ile bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 13.01.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat H.ç. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi RD.K. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; her ne kadar davacı tarafından çekişme konusu taşınmazların miras bırakan Cemal’in davalıya temlik ettiği ve muvazaa ile illetli olduğu ileri sürülerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunulmuş ise de, mahkemece yapılan inceleme ve araştırma sonunda dava dışı kişiler adına kayıtlı olan taşınmazların parasının miras bırakan tarafından kayıt maliklerine ödenerek, sicil kayıtlarının davalıya intikalinin sağlandığı saptanmış olup, doğrudan miras bırakanca davalıya yapılan bir temlikin bulunmadığı gözetilerek olayda 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulama yeri olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Gerçekten de, değinilen somut olgu bakımından anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’nın olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. O halde, gerçekleştirilen işlemin de muris muvazaasından kaynaklandığı söylenemez.

Oysa, anılan işlem, gizli bağış niteliğinde olup, koşulların gerçekleşmesi halinde tenkis hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Davadaki diğer istek yanında tenkis talebinde de bulunulduğu halde, mahkemece bu husus göz ardı edilerek neticeye gidilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.

Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( teberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. ( MK. 565 ) Miras bırakanın Medeni Kanun’un 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( TMK. 564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen Türk Medeni Kanunu’nun 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tenkisle ilgili delillerin toplanması, yukarıda değinilen ilkeler de gözetilmek suretiyle gerekli araştırma ve soruşturmanın tamamlanması, ondan sonra hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi’nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.- TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına ve alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.01.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/10353 K. 2012/15698 T. 21.6.2012

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin açılması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm mirasçılardan N. D. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Dava vasiyetnamenin açılması istemine ilişkindir.

Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden başlayarak miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi tarafından açılır ve ilgilere tebliğ olunur. Bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında diledikleri takdirde hazır bulunmak üzere çağrılır. ( TMK 596/1-2 ).

Mahkemece; vasiyette bulunan A. N. Ş.’ın tüm mirasçılarını gösterir şekilde aile nüfus kayıtları celp edilmiş, İlçe Jandarma Komutanlığına yazılan müzekkere cevabına göre mirasçıların adresinin Almanya olduğu belirlenmiş ancak belirlenen mirasçılar çağrılmadan, vasiyetnamenin açılıp okunduğu tespit edilerek, adresi belirlenen ve duruşmaya gelmeyen tüm mirasçılara vasiyetnamenin ve kararın tebliğine karar verilmiştir.

TMK. 596/2.maddesi uyarınca, bilinen tüm mirasçılar usulüne uygun çağrılmadan, vasiyetnamenin açılıp okunması doğru değildir. Mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/15137 K. 2010/20977 T. 20.12.2010

DAVA: Dava dilekçesinde 5.104 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm dahili davalı Hüseyin tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Dava dilekçesinde; davalının bir kısım zirai ürünlerini davacıya ait elektrik saatini kullanmak suretiyle suladığı, elektrik fatura bedellerini ödeyeceğini söylemesine rağmen ödemediği, abone olan davacının faturalar nedeniyle borçlandığı ileri sürülerek, toplam 5.104,00 TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.

Mahkemece; davalının 21.10.2007 tarihinde ölümü nedeniyle dava yasal mirasçıları olan eş ve çocuklarına yöneltilmiş, onların da Biga Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/1369 E.-2008/204 K. sayılı kararla mirası reddettiklerini açıklamaları üzerine davalının babası olan Hüseyin davaya dahil edilmek suretiyle onun yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm dahili davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 612. maddesinde “En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan mirasın, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edileceği, tasfiye sonunda arta kalan değerlerin ise mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceği” düzenlenmiştir.

Bu yasal düzenleme uyarınca, mirasın birinci derecedeki mirasçıların tamamı tarafından reddi halinde miras ikinci derecedeki mirasçılara geçmez. Tereke tasfiye olunur, borçlar ödendikten sonra geriye kalan kısım varsa red vaki olmamış gibi birinci derece mirasçılarına verilir. Türk Medeni Kanununun 614. maddesinde mirasçıların sonra gelen mirasçılar yararına mirası reddedebilecekleri düzenlenmiş ise de, somut olayda bu maddeye göre yapılmış bir mirasın reddi talebi de bulunmamaktadır.

O halde, mahkemece yukarıda açıklanan yasal düzenleme uyarınca davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

DAVA: Dava dilekçesinde muris Nail tarafından Beyoğlu 37. Noterliğinin 16180 sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin iptali veya tenkisi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR: Davada, muris Nail’in Beyoğlu 37. Noterliğinin 14.06.2007 tarih ve 16180 sayılı vasiyetnamesinin hata, hile, muvazaa etkisi altında düzenlendiği, murisin kanser hastası olduğu için çok ağır bir tedavi süreci geçirdiği dönemde gerçek iradesini yansıtmadığı gibi murisin vasiyetnamesinde belirttiği eşinden vasiyet yapılma tarihinden sonra boşandığı nedenleriyle geçersizliği ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

Mahkemece, vasiyetnamenin yasanın öngördüğü şekil şartlarına uygun yapıldığı, murisin tasarruf ehliyetinin bulunduğu ve diğer iptal sebeplerinin de mevcut olmadığı gerekçesi ile iptal davasının reddine; davacının tenkis isteme hakkı bulunmakla birlikte verilen kesin süreye rağmen davacı tarafından tereke ile ilgili bilgi ve belgelerin sunulmadığı, yazıların yazdırılmadığı gerekçesi ile de tenkis isteminin reddine karar verilmiş, hüküm, süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Muris Nail 13.08.2009 tarihinde vefat etmiş olup, yasal mirasçıları davacı oğlu Alşimi Anıl ile kızı davalı Lal’dir. Beyoğlu 37. Noterliğince düzenlenen 14.06.2007 tarihli vasiyetname Şişli 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1638 sayılı dosyası ile açılmış olup süresinde vasiyetnamenin iptali istemli bu dava açılmıştır. Mahkemece, vasiyetnamenin TMK.’nın 532. maddedeki şartları taşıdığı gibi murisin iradesini sakatlayan bir durumun bulunmadığı gerekçeleri ile iptal davasının reddine karar verilmiştir.

Bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek ve uygulanacak yasa maddelerini belirlemek hakimin görevidir ( HMK. 31 .md; HUMK’nın 76. madde ).

Hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdüğü maddi olaylar, sonuç ve istemlerle bağlı olup; tarafların dayandığı kanun hükümleri ve onların nitelendirmeleriyle bağlı değildir.

Bunun doğal sonucu olarak hakim, kanunları doğrudan doğruya uygulayarak iddia ve savunmadaki sonuç ve istemleri karara bağlamakla yükümlüdür.

Mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte bulunan hükümlere göre belirlenir ( 4722 sayılı Yasa m. 17 ).

Davalılardan Çiğdem murisin 2008 yılında boşandığı eşi olup, veraset belgesine göre murisin çocukları dışında yasal mirasçısı bulunmamaktadır.

TMK.’nın 181. maddesine göre; “Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.”

Somut olayda, iptale konu vasiyetname boşanmadan önce yapılmış olup, ölüme bağlı tasarruf olma niteliği ise tartışmasızdır. Bu nedenle; mahkemece, anılan yasal düzenleme kapsamında olup olmadığı hususu incelenmeksizin karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bundan ayrı olarak da, davacı tarafından dava dilekçesinde vasiyetname ile saklı pay sahibi oğul Anıl’ın mirasın tamamından mahrum edildiği ileri sürülmektedir. Vasiyetname yasa gereğince mutlak tenkise tabidir ( TMK. 519. md. ). Bu durumda tenkis isteminin bulunduğunun kabulü gerekir.

O halde talep, tenkis hükümlerine göre incelenerek, tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı ile, ( iadeye ) denkleştirmeye ( TMK. md. 669 ) ve tenkise tabi ( TMK. md. 514, 565 ) olarak yaptığı kazandırmalar belirlenmeli ( dosya içerisinde bulunan İstanbul 13. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1653 sayılı tereke tespiti dosyası bulunduğu da gözetilerek ) TMK 507/4 ve diğer maddeleri uyarınca davacının mahfuz hissesi belirlenmeli ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Mahkemece bu araştırmalar yapılmadan itibar edilmeyen gerekçeler ile ve eksik inceleme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/23514 K. 2013/1722 T. 6.2.2013

DAVA: Dava dilekçesinde 12.425 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde; tarafların murisi M. D.’nin vefatı öncesinde tedavisi sebebiyle tüm masraflarının ve özel araçla gidiş geliş, Ankara da ikamet ve yaklaşık 45 gün içerisinde hastaneye gidiş geliş şehir içi yol ücreti, diğer hastane giderleri, murisin ölümü sonrasında ambulans cenaze nakli ve dini vecibeler masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını belirterek yapılan tüm masrafın 14.200 TL olup, müvekkilinin payı düşüldükten sonra 12.425 TL lik kısmın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, ayrıca müvekkili tarafından İbni Sina Hastanesine (hastane masrafı teminatı için) verilen 3.400 TL’lik senedin muris adına verildiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece,”… davaya konu olan İbni Sina Hastanesine yapılan ödemeler, yol gideri, diğer hastanelere yapılan ödemeler, ambulans ve cenaze giderleriyle dini vecibeler sebebiyle yapılan giderlerin eda davasıyla davalı mirasçılardan talep edilmesi mümkün iken borçlu olduklarının tespiti istenilmiştir. Eda davasının açılabileceği hallerde tespit davası açılamaz, bu sebeple davacı tarafın tespit davasına dair talebi hukuki yarardan yoksundur. Ancak tespit talebinin haklılığı kabul edilse bile İbni Sina Hastanesine verilen ödenmemiş senet de dahil olmak üzere davacı tarafından yapılan bütün harcamalar bağış veya ahlaki vazifenin ifası kapsamındadır. B.K.’nın 62. maddesi gereğince Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlaki bir vazifeyi ifa için verilen şey, geri alınamaz. Mahkememizce yapılan değerlendirmede davacı tarafından yapıldığı iddia edilen harcamaların mahiyeti eksik borç hükmündedir ve dava edilemez, …”,

Gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Başkasının borcunu ödeyen kişi, borçlu kendisine yetki vermemiş olsa bile borçlunun temsilcisi sıfatıyla hareket etmiş olacağından, borçluya karşı vekaletsiz iş gören sıfatıyla B.K. 413 ( 6098 Sayılı B.K.nun 529. ) maddesi gereğince istemde bulunabilecektir. ( HGK. 27.2.2002 gün ve 2002/3-118 E. 2002/131 K. )

Davada 13.3.2004 tarihinde ölen muris M. D.’nin tedavisi sebebiyle ve ölümü sonrasındaki cenaze nakli ve diğer dini vecibeler sebebiyle oluşan masraflarının davacı tarafından karşılandığı ileri sürülmektedir. Yasal mirasçılar, murisin borçlarından kişisel olarak sorumludurlar. ( T.M.K. m. 599/2 ) Davacı tarafından yapıldığı iddia olunan murisin tedavi masraflarının ve tedavi sebebiyle yapılan ödemelerle murisin ölümü sonrasında yapılan masrafların usulünce ispatı halinde, vekaletsiz iş gören davacı, mirası kabul etmiş olan diğer yasal mirasçılardan miras payları oranında yapmış olduğu ödemeleri geri isteyebilecektir.

Şu halde mahkemece, davanın eda davası olduğu ve davacının söz konusu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri ve özellikle murisin tedavisi sırasında ve ölümü sonrasında davacı tarafından yapıldığı iddia edilen masraf ve ödemelere dair olarak tüm delillerin usulünce toplanarak, oluşacak sonuç dairesinde işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 06.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/1040 K. 2003/2530 T. 27.2.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava Türk Medeni Kanununun 644.maddesine dayanılarak açılan elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne, dava konusu taşınmazlardaki davacı ve davalılar arasındaki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesine karar verilmiş, paylar somut olarak kararda gösterilmiştir Kararı davalılar temyiz etmiştir.

Mahkemenin, mülkiyeti paylı mülkiyete çevirirken hükme esas aldığı 2002/180 – 181 sayılı veraset belgesinde davacının miras payı 3/6 olarak gösterilmiş ve bu oran da paylı mülkiyete çevirmiştir. Sözü edilen bu veraset ilamı davacı tarafından hasımsız olarak alınmıştır. Davalıların temyiz dilekçesi ekinde sundukları aynı mahkemeden verilen 12.7.1991 tarihli 1991/139 – 85 sayılı veraset belgesinde ise, davacının miras payı 9/24 olarak, davalıların babaları Hikmet’in miras payı ise 15/24 olarak gösterilmiştir. Bu veraset belgesi de yine davacı tarafından hasımsız olarak alınmıştır. Her ikisi de davacı tarafından hasımsız olarak alınan veraset ilamları arasında miras payları bakamından farklılık mevcuttur. Temyiz dilekçesi ekindeki resmi nikahlı eşi Rahime değil, Halime olduğu görülmektedir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacıya veraset belgesi iptali davası açarak “hasımlı” veraset ilamı getirmesi için mehil vermek ve hasıl olacak soncu uyarınca karar vermekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 27.02.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/14753 K. 2009/21912 T. 17.12.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR:

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacıların temyiz itirazları ve davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Miras bırakan tarafından, yasal mirasçılara yapılan sağlararası karşılıksız kazandırmalar denkleştirmeye tabidir ( TMK m. 669 ). Miras bırakanın sağlığında üçüncü kişiye icara verdiği 388 parsel numaralı taşınmazın icar bedelinin, miras bırakanın ölümünden sonra 08.10.2004 ve 21.10.2004 tarihinde davalı tarafından alınmış olması, davalıya yapılan sağlararası karşılıksız kazandırma niteliğinde değildir. Davalının miras bırakanın ölümünden sonra almış olduğu icar bedelinin denkleştirmeye tabi tutulması usul ve yasaya aykırıdır.

3- Mirasta denkleştirme iddiası gerçekleştiği takdirde; denkleştirmeye tabi kazandırmaların ölüm günündeki değerinin tespiti ve davacının miras payının buna göre hesaplanması gerekir. Davacıların denkleştirme iddiası gerçekleşmiştir. O halde ilk iş olarak, miras bırakan tarafından davalıya hibe edilen ( 96 ), ( 718 ) ve ( 373 ) parsel sayılı taşınmazların ölüm günündeki değerlerinin ve miras bırakanın sağlığında üçüncü kişiye satıp bedellerini davalıya verdiği taşınmazların satış bedellerinin ölüm gününde ulaştığı değerlerin tespit edilmesi, tespit edilen bu değerlerin teberru dışında kalan ( ortaklığı giderilen taşınmazlar da dahil olmak üzere ) terekeye eklenerek, net tereke tutarının belirlenmesi, buna göre davalının yasal miras payının hesaplanması, ondan sonra davalıya yapılan kazandırmaların ölüm günündeki değerine bakılması, eğer bu değer, davalının miras payından az ise mahsuba gidilmesi, çok ise, miras bırakanın bu fazlalığın ona kalmasını istediğini davalı ispat ettiği takdirde, bu fazlalığın denkleştirmeye tabi tutulmaması ( TMK m. 672 ), miras bırakanın çıkan fazlalığının davalıya bırakılmasını istediği davalı tarafından ispat edilemezse, davalıya yapılan kazandırmaların değerinden davalının miras payını aşan bölümünün davacılara miras payları oranında dönmesi gerekir.

Yukarıda açıklanan şekilde yapılacak hesaplama sonucu bulunacak denkleştirme oranı belirlendikten sonra, davalıya Türk Medeni Kanunu’nun 671. maddesinde yer alan tercih hakkı kullandırılmalıdır. Açıklanan şekilde işlem yapılmadan hüküm tesisi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle ( BOZULMASINA ), bozma sebebine göre davaların denkleştirme hesabına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, davacıların ve davalının bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz peşin harcın yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/2174 K. 2003/3954 T. 20.3.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 26.11.2002 günü temyiz eden davacılar vekili Av. Ertuğrul Gülsoy ve karşı taraf vekili Av. Naile Mutlu geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Aynı yargı çevresi içinde kurulmuş bulunan ayni görevi yapan birden çok mahkeme davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılır. ( Y.İçt.B.B.Gn.Kur 14.2.1992 tarih esas 1991/3 – 1992/2 ) Miras bırakanın 5.7.1990 tarihinde yaptığı üç ayrı vasiyetname hakkında ehliyetsizlik nedenine dayalı bu dava dışında İstanbul 6.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/672 esas sayılı ve İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/663 esas sayılı dosyasında iptal davaları açılmıştır.Davaların aynı sebepten doğması ve biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması nedeniyle davalar arasında bağlantı vardır. Bu nedenle davaların Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 45/1. maddesi gereğince birleştirilmesi, sonucuna göre inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 275.000.000 lira vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacılara verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/11197 K. 2007/10778 T. 9.7.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı Tevhide kök muris Cennet’ten alınan 2005/566 – 538 sayılı veraset ilamında payının hatalı olduğu gerekçesiyle iptalini istemiştir.

Miras ölümle açılır. ( 4721 Sayılı TMK. md. 575 )

Altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları anne ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçılardır. Mirasbırakandan önce ölmüş olan anne ve babanın yerlerini her derecede halefiyet yoluyla kendi alt soyları alır. ( 4721 Sayılı TMK. md. 496/1-2 )

Muris Cennet 9.5.2005 tarihinde bekar ve çocuksuz ölmüştür. Babası Mustafa ve annesi Ayşe ise kendisinden önce vefat etmişlerdir. Muris Cennet’in mirası 24 pay kabul edilerek, baba bir kardeşi davacı Tevhide babası Mustafa’ya intikal eden paydan hak sahibi olup, miras payı 4’e tekabül etmektedir. Eksik pay verilen veraset ilamının iptali gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Hükmün yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 9.7.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/19715 K. 2011/8468 T. 16.5.2011

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Sulh Hukuk Mahkemesince verilen “kayyım atanmasına” ilişkin karar, davalı Ayşen’e 22.03.2010 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davalı Ayşen, 22.03.2010 tarihinde verdiği dilekçesiyle; hem kayyım atanmasıyla ilgili kararın esasına ilişkin itirazlarını, hem de atanan “kayyımın sıfatına” ilişkin itirazlarını bildirerek hükmün bozulmasını istemiş; bu dilekçe üzerine Sulh Hukuk Mahkemesince dosya, itirazla ilgili karar verilmek üzere denetim makamı olan aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinin “denetim makamı” sıfatıyla yaptığı inceleme sonucu tesis ettiği 21.04.2010 tarihli karar, atanan kayyımın sıfatına yönelik itirazın yerinde görülmediğine ilişkindir. Davalı, bu kararı da süresinde temyiz etmiş, kayyım atanması kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarını burada da yinelemiştir.

Davalının, Sulh Mahkemesince verilen kayyım atanması kararının esasına ilişkin itirazlarını inceleme görevi “denetim makamı” olan Asliye Mahkemesine ait değil, Yargıtay’a aittir. Davalının süresinde verdiği dilekçe ile ileri sürdüğü kararın esasına yönelik temyiz itirazları incelenmemiş olup, halen ayaktadır. Bu sebeple davalının Gebze Birinci Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 17.09.2009 tarihli 2009/874-1070 sayılı kararına yönelik temyiz itirazları incelenmiştir.

1- Davalı Ayşen’e ait, taksim edilmemiş miras payının haczi ve satışıyla ilgili herhangi bir icra takibi bulunmamaktadır. Davacı mirasçı da değildir. Ayşen’e ait miras payını gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle devralan üçüncü kişi Yunus’tan, bu sözleşmeden doğan şahsi hakkı temellük eden Fuat tarafından bu dava açılmıştır. Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesini, yasada öngörülen ayrık hükümler dışında ancak mirasçılar talep edebilir ( TMK m. 644 ). Açılmış bir mirasta mirasçının payını devralan üçüncü kişinin ya da onun halefinin elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesini istemesi mümkün olmadığı gibi, bu iş için kayyım atanmasını isteme hakkı da bulunmamaktadır. Ortada İcra İflas Kanunu’nun 121. maddesi çerçevesinde bir işlem bulunmadığına ve paylaşmaya ilişkin bir dava da olmadığına göre, davanın “davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından” reddi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi işlemlerinde mirasçı Ayşen’in hissesini temsil etmek üzere kayyım atanması usul ve yasaya aykırıdır.

2- Kamu vesayetinde denetim makamı, ancak atama kararının kesinleşmiş olması halinde atananın sıfatına ilişkin itirazları ve ileri sürülen kaçınma sebeplerini inceleyip karara bağlayabilir ( TMK m. 422 ). Bu halde denetim makamının verdiği kararlar “kesin” niteliktedir. Kayyım atanmasına ilişkin vesayet makamınca verilen karar henüz kesinleşmeden veya bu karara yönelik temyiz itirazları Yargıtay’ca incelenip sonuca bağlanmadan denetim makamının görevi başlamaz ve böyle bir durumda “sıfata itirazı” ya da “kaçınma sebeplerini” incelemesi ve sonuçlandırması, tesis ettiği karara “kesinlik” vasfını vermez ve kanun yolu denetimine engel olmaz. O nedenle kayyımın atanmasına ilişkin kararın esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmeden denetim makamının atananın sıfatına ilişkin itirazları inceleyip sonuca bağlaması da isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen Gebze Birinci Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 17.09.2009 tarihli 2009/874-1070 sayılı kararının yukarıda ( 1. ) bentte gösterilen sebeple, aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.04.2010 tarihli 2010/161-159 sayılı kararının yukarıda ( 2. ) bentte gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), 16.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/3777 K. 2010/7012 T. 15.6.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, ortak miras bırakanın çekişmeli 17 parça taşınmazın bir kısmını bizzat satış şeklinde davalıların miras bırakanı olan oğlu Ali’ye temlik ettiğini, bir kısmını ise bedelini kendisi ödemek suretiyle 3. kişilerden alıp Ali adına sicil oluşturduğunu, yapılan tüm işlemlerin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.

Tereke temsilcisi, davanın kabulünü istemiştir.

Davalılar, iddiaların doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davalıların miras bırakanı Ali’nin, çekişmeli 736 ada 4 parsel sayılı taşınmazı kendi kazancı ile aldığı, diğer dava konusu taşınmazları ise alacak maddi gücünün bulunmadığı; kök miras bırakan Ahmet tarafından gerek bizzat temlik edilen ve gerekse parasını kendisi vererek oğlu Ali adına 3. kişilerden alınan taşınmazlar yönünden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Karan uygulanarak davanın çözüme kavuşturulması gerektiği, murisin eş ve kız çocuklanndan mal kaçırma amacını güttüğü ve 4 sayılı parsel dışındaki taşınmazlar bakımından muris muvazaasının sabit görüldüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.06.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat U.E. ile temyiz edilen vekili avukat İ.Y. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S.T. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeye konu edilen ve kabul kapsamına alınan 16 adet taşınmazın miras bırakan Ahmet tarafından bedelleri kayıt maliklerine ödenmek suretiyle sicil kayıtlarının davalıların miras bırakanı Ali adına oluşturulduğu ve mahkemece anılan bu işlemlerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; yukarıda değinildiği şekildeki işlem elden bağış ( gizli bağış ) niteliğinde olup, anılan hadisede 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulama yeri bulunmadığı, aksine koşullarının varlığı halinde tenkise tabi olacağı, oysa davada tenkis isteği de bulunmadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile 16 parça taşınmaz hakkında davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.

Öte yandan kabul tarzı itibariyle de; dava tereke adına açılmış ve yargılama sırasında terekeye temsilci atanmıştır. Böylesi bir olguda terekeyi temsil, tereke mümessiline ait olup, mirasçıların davada temsil sıfatları kalmamaktadır. Ne var ki 27.07.2007, 08.02.2008, 25.04.2008, 02.07.2008, 19.11.2008 ve 13.03.2009 tarihli celselerde tereke temsilcisi oturumlara icabet etmemiş olduğu halde, mahkemece HUMK’nun 185. maddesi de gözetilmek suretiyle 409. maddesinin uygulanabilirliği tartışılmadan neticeye gidilmiş olmasının da isabetli olduğu söylenemez.

SONUÇ: Öyle ise, davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi’nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 15.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/4497 K. 2009/2924 T. 2.3.2009

DAVA: Davacı, murisinin yaşlılık aylığını iptal eden kurum işleminin iptali ile dul aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.B. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR:

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı kurumun sair temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava, davacının eşi olan Temel’in yurt dışı çalışmaları nedeni bağlanan yaşlılık aylığının iptaline ilişkin kurum işleminin iptali ile yurt dışında emekli olduğu 12.11.1996 tarihinden itibaren yaşlılık aylıklarının ödenmesine, ayrıca davacıya ölen eşinden dolayı dul aylığı bağlanmasına karar verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulü ile davacının murisi Temel’e 12.11.1996 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğine, ancak Temel’e 01.03.1996 – 12.11.1996 tarihine kadar yapılan fuzuli ödemenin terekeye intikal etmemiş olması nedeni ile mirasçı durumundaki davacıdan talep edilemeyeceğine, davacıya eşi Temel’den dolayı bağlanan dul aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden ( Ağustos 2006 ) tahsis edilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmişse de; Temel’ e 01.03.1996 – 12.11.1996 tarihine kadar yapılan fuzuli ödemelerin terekeye intikal etmemiş olması nedeni ile mirasçısı durumundaki davacıdan talep edilemeyeceğine ilişkin varılan sonuç doğru değildir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının murisi olan Temel’e 3201 Sayılı Yasa kapsamındaki borçlanması nazara alınarak 01.03.1996 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, 14.12.2003 tarihinden itibaren ölümü nedeni ile davacıya dul aylığı bağlandığı, Temel’ in 01.11.1995 – 11.11.1996 tarihleri arasında yurt dışından işsizlik yardımı aldığının tespit edilmesi üzerine kurum tarafından 25.07.2006 tarihinden itibaren bağlanan aylıklar başlangıçtan itibaren iptal edilerek davacıya 42.914,66.-TL borç çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, davacının murisi olan Temel’e sağlığında kurum tarafından 01.03.1996- 12. 11.1996 tarihleri arasında yersiz olarak ödenen aylıkların mirasçılardan talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca; “Mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar; miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar…” Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, miras bırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni özellik ve yetenekleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat miras bırakan tarafından yerine getirilmesi gereken şahsi edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olunan maddi edim borçları mirasçılara intikal eder.

Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, işlediği haksız fiillerden, malvarlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar oluşan bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilir.

Mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önemli değildir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlar, borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsar.

Davaya konu alacak, miras bırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklanmakta olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesinde yasaca bir engel bulunmamaktadır; miras bırakanın malvarlığına ve terekesine dahildir.

Sebepsiz zenginleşen kişi, malvarlığında sebepsiz yere meydana gelen artışı iade ile yükümlüdür. İade yükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise BK. 63. maddede hükme bağlanmıştır. Bu maddeye göre; “Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nisbetinde red ve iade ile mükellef değildir. Şu kadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur.”

Görüldüğü gibi, maddede, iade borcu zenginleşen kişinin iyi veya kötü niyetli olmasına göre farklı şekilde ele alınmıştır.

Haklı bir sebebe dayanmaksızın zenginleşen kimse kötü niyetli ise iade borcu zenginleşmenin tamamını kapsar. Diğer bir ifadeyle, kötü niyet halinde iade borcu, geri verme zamanındaki zenginleşme miktarıyla sınırlı değildir. Anılan maddeye göre, sebepsiz zenginleşen kimse o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan geri vermek zorunda kalacağını bilmek durumunda ise, iade ile yükümlüdür. Zenginleşmeyi iade edeceğini ve dolayısıyla zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını bilen veya gerekli özeni gösterdiği takdirde bilebilecek durumda olan kişi, kötü niyetli zenginleşen konumundadır.

3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesinin ( Ala ) bendinde; bu kanuna göre değerlendirilen sürelere istinaden aylık tahsisi yapılabilmesi için; yurda kesin dönülmüş olmasını hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle emekli olduktan sonra yurt dışından işsizlik yardımı almaya devam eden miras bırakan, zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını, geri vermekle yükümlü olduğunu bilecek durumdadır. Dolayısıyla, iade borcu zenginleşmenin tamamını kapsamaktadır ( HGK 18.10.2007,21/235-248 ).

Davacının, murisi Temel’in 01.03.1996 – 12.11.1996 tarihleri arasında yersiz aldığı aylıklar nedeniyle SSK’na borçlu bulunduğu ve bu borcun terekeye dahil olduğu göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/20121 K. 2007/15469 T. 12.11.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı, alacağı karşılığı 1719 ada 257 parseldeki davalı-borçlu Tahsin ve kardeşi Mahmut’un hisselerine haciz konulduğunu, Mahmut P.’ın ölümüyle eş ve çocuklarının mirası red ettiklerini, 1. İcra Tetkik Hakimliğine ait 2004/243 sayılı dosyada verilen yetkiye istinaden Mahmut’un mirasçılarının anne ve babası olduğuna dair veraset ilamı aldıklarını, baba Feti’nin mirası ret etmeden öldüğünü, davalı borçlu Tahsin’in bu gayrimenkul dışında malvarlığı olmadığını, babası Feti’nin kardeşi Mahmut’tan gelen miras nedeniyle babanın mirasını ret ettiğini bu ret kararının iptalini istemiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 613. maddesi uyarınca; “altsoyun tamamının mirası reddetmesi halinde bunların payı sağ kalan eşe geçer.” 612. maddesi uyarınca da; “en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras Sulh Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir.”

Mahmut P. 17.3.2004 tarihinde vefat etmiştir. En yakın mirasçı olan eş ve çocukları 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 5.5.2004 tarih 403/486 sayılı ilamı ile mirası red etmişlerdir.

Mahmut P.’ın mirası en yakın kanuni mirasçı sıfatı taşımayan anne, babasına intikal etmez. Tasfiye sonunda arta kalan değerler mirası ret etmemişler gibi Mahmut mirasçılarına verilir. (TMK.612/2.fıkrası) Bu yasal hükümlerin aksine verilmiş mirasçılık belgesi ve ret kararları sonuca etkili değildir.

Davanın reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. SONUÇ: Hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/20362 K. 2008/4357 T. 31.3.2008

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun, eser sahibine tanıdığı mali haklar miras yoluyla intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruf yapılması caizdir. ( 5846 SK m. 63 )Eser sahibinin terekesinde, bu kanunun tanıdığı mali haklar mevcut olup da Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesi uyarınca bir temsilci tayin edilmişse, temsilci bu haklar üzerinde yapacağı muameleler için mirasçıların kararını almaya mecburdur. ( 5846 SK m. 65 )

Dava, eser sahibinin 11.2.2005 tarihinde ölümü üzerine, miras yoluyla intikal eden eserleri üzerindeki mali haklarının takibi ve korunması için temsilci atanması isteğine ilişkin olup, Türk Medeni Kanunu’nun 640/3. maddesine dayanmaktadır. Mirasçılardan birinin istemi üzerine terekeye temsilci atanması isteklerinde yetkili mahkeme miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesi olup, ( TMK 640, 576, Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük m. 54 )kesin yetkidir. Mahkemece resen gözetilmesi; zorunludur. Toplanan delillerden eser sahibi olan miras bırakanın son yerleşim yerinin Çanakkale olduğu anlaşılmaktadır. O halde, yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, 31.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/716 K. 2004/1392 T. 19.2.2004

DAVA: Taraflar arasında görülen davada; davacı, miras bırakanı Fatma’nın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 431 ada 111 parsel sayılı taşınmazda bulunan paylarını davalılara satış suretiyle devrettiğini, gerçek değer ile satış değeri arasında fark olduğunu ileri sürüp, muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptaline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.

Davalılar, miras bırakanın evlatlığının çocuğu olan davacının dava açma sıfatı olmadığını, taşınmazların bedelini ödeyerek satın aldıklarını belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, evlat edinenden önce ölen evlatlığın mirasçılarının evlat edinenin mirasçısı olamayacağı, bu nedenle davacının dava açma hak ve sıfatı bulunmadığı, hatalı olarak alınan mirasçılık belgesinin hukuki işlevi bulunmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali isteğinde ilişkindir. Mahkemece, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakan Fatma’nın davaya konu 431 ada 111 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını 13.11.1992, 09.03.1993, 20.10.1994 tarihli akitlerle davalılar Reyhan ve Ayşe’ye temlik ettiği görülmektedir.

Davacı, miras bırakanın evlatlığının füruudur. Kök miras bırakan 24.04.2000 tarihinde, evlatlığı Hüseyin ise, 17.11.1994 tarihinde kendisinden önce ölmüştür. Medeni Kanun’un 500. maddesi gereğince, evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağından evlatlığın daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez.

Öyleyse, kök miras bırakanın yasal mirasçısı konumunda bulunan davacının davada sıfatı bulunduğu tartışmasızdır.

SONUÇ: Hal böyle olunca, davada sıfatın varlığı gözetilerek işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenle H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.02.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/8254 K. 2002/9339 T. 12.7.2002

DAVA: Taraflar arasındaki ” Tanıma ” davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacılar Fransa noterliğince Fransa Medeni Yasasına göre verilmiş veraset belgesinin tanınmasına karar verilmesini istemiştir.

2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 42. maddesi; yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tesbitine bağlı olduğunu hükme bağlamıştır. Aynı Kanunun 34. maddesinde de “kesinleşmiş bulunan ilamların tenfizine karar” verilebileceği belirtilmiştir. Tanınması istenilen veraset belgesi kesinleşmiş mahkeme ilamı niteliğini taşımadığı gibi Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisinde olan gayrimenkullerin intikal ettiğini gösterir biçimde tanınamaz. ( Y.2.H.D. 11.6.1990 tarihli 12861-5906 sayılı Kararı ), ( 2675 S.MÖUHK m.38-b, c ). Gerçekleşen bu durum karşısında isteğin reddi gerekirken ( Y.2.H.D. 10.2.1986 tarihli 808-1284 sayılı kararı ) yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, 12.7.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/11872 K. 2012/10406 T. 1.10.2012

DAVA: Yanlar arasında görülen gaiplik, tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Selda Özer’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, gaiplik ve tapu iptal tescil isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 280 ada 3 parsel sayılı taşınmazın Ali oğlu Yakup adına kayıtlı olup, taşınmazın idaresi için Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.02.2001 tarih ve 1999/677 E.2001/129 K. sayılı kararı ile kayyım tayin edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, HMK’nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik kararı verilmesi halinde, yargılama giderlerine görevli mahkemece karar verileceği düzenlendiğinden, yargılama giderleri yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olamasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Davacının temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece görevsizlik kararı verilmiş ise de; Mahkemenin kararı TMK’nun 32 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan gaiplik davalarında verilmesi gereken karar niteliğindedir. Oysa somut olayda davacı hazine, gaiplik isteği yanında, son mirasçı sıfatıyla taşınmazın tapusunun iptali ile hazine adına tescil isteminde de bulunmuştur. Bu tür bir isteğin TMK’nun 588. maddesi kapsamında olduğu açıktır.

Öte yandan, davanın taşınmazın aynına yönelik olduğu gözetildiğinde olayda HMK’nun 382 ve 383 maddelerinin uygulama yeri de bulunmamaktadır. Zira dava mal varlığına yönelik olup, bu hali ile HMK’nun 2. maddesi kapsamında olduğunun kabulü zorunludur. Anılan madde uyarınca da davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu tartışmasızdır.

SONUÇ: Hal böyle olunca, işin esasının incelenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile )1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/7355 K. 2004/10332 T. 21.9.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün duruşmalı temyiz eden Hasan vekili ve temyiz eden karşı taraf vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR: Davanın konusunu oluşturan on adet taşınmazın üçüncü kişilerden davalı tarafından satın aldığı sabittir. Miras bırakanın gizli bağışı yoktur. Gerçek satışlar tenkise tabi tutulamaz. Tenkis davasının da reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple davalı yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre de davacının temyizinin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 375.000.000 lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.09.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/2774 K. 2010/5629 T. 7.10.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı M. S. K. vd. ile davalı S. G. K. vd. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava mirasçılık belgesinin iptali ile yeniden verilmesi istemine ilişkindir.

Davacılar S. ve M. S. K. dava dilekçesinde Gaziantep 1.Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 2005/612-875 sayılı mirasçılık belgesinin iptaline ilişkin verilen kararın iptaliyle yenisinin verilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne, miras bırakan R. K.’nın mirası 4 pay kabul edilerek birer payın evlatları M. S., S., S. ve R. K.’ya aidiyetine karar verilmiştir.

Hasımlı olarak açılan mirasçılık belgesinin iptaline ilişkin davalar sonucunda verilen hükümler taraflar ve onların alt soyu bakımından kesin hüküm oluşturur.

Somut olaya gelince, miras bırakan R. K.’ya ait mirasçılık belgesi Gaziantep 1.Sulh Hukuk Mahkemesince 2005/357-310 sayılı dosyada alınmış, bu mirasçılık belgesine karşı mirasçılar S. ve R. tarafından Antep 1.Sulh Hukuk Mahkemesinde 2005/612-875 sayılı dosyada hasımlı iptal davası açılmış ve verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Az yukarıda açıklanan hukuksal olgu dikkate alındığında kesinleşmiş mirasçılık belgesinin iptali kararlarının, iptali istenemeyeceği gözönüne alınarak davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yersiz gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz,

SONUÇ: Tarafların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan 82,80 TL harçların istek halinde ilgililerine iadesine, 07.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/2603 K. 2003/7385 T. 21.10.2003

DAVA: Taraflar arasındaki tereke hukukuna ilişkin davada Kadıköy 2. Sulh Hukuk ve Fatih 2. Sulh Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belli edilmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Medeni Yasanın 589. maddesine göre terekeye ilişkin işlemlerde ölenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Semiha Şakir Huzurevinde ölen Döne’nin adresi tesbit edilemediğine, huzurevinin son ikametgah sayılamayacağına ve ölenin Fatih Abdiçelebi Mahallesi nüfusuna kayıtlı olduğuna göre, davaya bakma yetkisi Fatih Sulh Hukuk Mahkemesine aittir.

SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; H.U.M.Y.’nın 25. ve 26. maddeleri gereğince Fatih Sulh Hukuk Mahkemesinin merci tayinine 21.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/21410 K. 2013/4351 T. 14.3.2013

DAVA: Taraflar arasında görülen vasiyetnamelerin iptali olmadığı takdirde miras hissesi oranında tenkisi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün duruşmalı olarak yapılması taraf vekilleri tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davalı Vekili, Davacılar Vekili geldi. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için 14.03.2013 gününe bırakılması uygun görüldüğünden, belli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde; davacıların 28.09.1982 tarihinde vefat eden murisi B. T.’nin, Konya 2.Noterliğinde düzenlenen 05.12.1968 tarihli ve 21.12.1972 tarihli vasiyetnamelerinin; ilk vasiyetnamenin ikinci ile geçersiz kılındığı ayrıca, davacılar ve davalının katılımı ile noterde tanzim edilen 08.01.1982 tarihli rızai taksim mukavelesi ile murisin, vasiyetnamelere konu mallar üzerinde tasarruf ederek, bu işlemle vasiyetnamelerden döndüğü, vasiyetnamelerin baskı altında ve şekil şartlarını taşımadan düzenlendiğini belirterek, her iki vasiyetnamenin de geçersiz olduğunun tespiti ile iptalini, olmazsa mahfuz hisse oranında tenkisini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında; ikinci vasiyetname düzenlenirken “İlkindeki noksanlıklar ( tapu tarih ve no’daki )” denilerek ilkinin geçersiz kılındığını, iddiaların yersiz olduğunu, taksimde muris değil vekilinin bulunduğunu ve taksimde hissesine düşecek gerçek miktarın verilmediğini belirterek, 2.vasiyetnamenin geçerli sayılmasını, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; aynı noterlikte 21.12.1972 tarihli vasiyetname ile birinci vasiyetnamenin hükümsüz kılındığı konusunda ihtilaf bulunmadığı, vasiyetçinin daha sonra noterde tanık F. O.’yu vekil tayin etmek suretiyle 08.01.1982 tarihinde yapılan rızai taksim sözleşmesinin içeriğine itiraz etmeden sözleşmeyi kabullenmek suretiyle, Konya 2.Noterliğinde düzenlenen 02.12.1972 tarih ve 17285 yevmiye no’su ile tanzim edilen vasiyetnamedeki son arzularından sarfınazar ettiği gerekçe gösterilerek, vasiyetnamenin iptali talebinin kabulü ile her iki vasiyetnamenin de iptaline karar verilmiştir.

Hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir ( 4722 sayılı Yasa.md.17 ) .

Vasiyetnamenin iptali sebepleri MK.488-500 maddelerinde sınırlı bir şekilde gösterilmiştir. Maddede “rızai taksim mukavelesi yapılması” hususunun vasiyetnamenin iptalini gerektirdiği belirtilmemiştir. Kural olarak, anılan hüküm dışında bir nedenle vasiyetnamenin iptali istenemez ve hakim bu nedenlerle bağlıdır. Bu nedenle, taksim mukavelesi yapılarak vasiyetnameden rücu ancak TMK.nun 600.maddesi kapsamında “vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasında gözönünde tutulur.

Bu durumda mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak ve davacının ileri sürdüğü diğer iptal sebepleri incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ( davacının ileri sürdüğü diğer iptal sebepleri incelenip, tartışılmadan ) ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 990 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/10574 K. 2004/11801 T. 14.10.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm duruşmalı olarak temyiz edilmişse de, duruşma masrafı yatırılmadığından, duruşma istemi reddedildikten sonra evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K. md.17 )

1- Oturuma çağrılmış olan tarafların hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir… Birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hükümleri uygulanır. ( HUMK.409.m. )

Dosya ilk olarak 31.3.1998 tarihli oturumda “gelen olmaması” nedeniyle işlemden kaldırılmış, davacılar vekili Av. Raci tarafından 2.4.1998 tarihinde yenilenmiştir. Yine “..gelen olmaması…” nedeniyle 3.11.1998 tarihinde ikinci kez işlemden kaldırılmış, davacılar Gülşen ve İsmi vekili Av. Ömer tarafından 13.11.1998 tarihinde, diğer davacılar vekili Av. İzzet tarafından 27.1.1999 tarihinde yenilenmiştir.

Dosya üçüncü kez 10.9.1999 tarihli oturumda Gülşen ve İsmi yönünden katılmadıkları gerekçesi ile işlemden kaldırılmış; Gülşen ve İsmi tarafından 28.10.1999 tarihinde başvuru harcı verilerek yenilenmiştir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 /son madde hükmü dikkate alındığında davacılar Gülşen ve İsmi yönünden dava 10.9.1999 tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409/5. maddesi gereğince açılmamış sayılır hale gelmiştir.

Şu halde davacılar Gülşen ve İsmi yönünden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

2- Muris tarafından 21.12.1992 tarihinde 4/8 oranında malik bulunduğu dava konusu olan, 63 ada 6 parselin 1/8 payı ile tam olarak malik bulunduğu 64 ada 1 ve 2 parsellerin 1/4 payı davalıya satılmıştır. Bu işlem hakkında davacılar tarafından Boyabat Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/269 esas sayılı muris muvazaasına dayalı tapu iptali davası açılmıştır. Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen bu dava satışların gerçek olduğu kabul edilerek ret ile sonuçlanmıştır.

Bu ilam taraflar arasında kesin delil teşkil eder. Türk Kanunu Medenisinin 507. maddesinde sağlararası yapılan temlik işlemlerden hangilerinin tenkise tabii olacağı düzenlenmiştir. Kesinleşen ilamla “satış” olduğu kabul edilen davalıya yapılan temlikler hakkındaki davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde tenkise karar verilmesi doğru değildir.

3- Vasiyetnameler herhalde tenkise tabidir. ( TKM.486.md. ) mahkemece sadece 12.8.1993 tarihli vasiyetname ile yapılan tasarruf yönünden tenkis hükümlerinin uygulanması gerekirken, bu husus nazara alınmadan satışa konu taşınmazlarında tenkise tabi tutularak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyize konu hükmün 1, 2. ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.10.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/4850 K. 2005/5918 T. 11.5.2005

DAVA: Taraflar arasında görülen dava ve birleşen davada;

Davacılar, müşterek miras bırakan anneleri Gülsüm’ün çekişmeli 3240 parsel sayılı taşınmazının bir kısmını davalı oğlu Hakkı’ya kalan kısmını da davalı diğer oğlu Şener’e mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde devrettiğini ileri sürerek tapu iptali tescil, olmadığı takdirde tenkis istemişlerdir.

Davalı Hakkı, satın aldığı hissenin bedelini ödediğini savunmuş, diğer davalı Şener ise kendisine hibe edilen pay yönünden tenkis isteğini kabul ettiğini belirtmiş ayrıca davalı Hakkı’ya temlik edilen pay hakkında aynı nedene dayanarak 2003/964 Esas Sayılı iptal tescil davası açmış ve anılan dava eldeki dava ile birleştirilmiştir.

Mahkemece, miras bırakanın mal kaçırma amacıyla hareket ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle her iki davanın kabulüne davacılar ve birleşen davacının payları oranında tapu iptali ve tescile karar verilmiştir.

Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava ve birleştirilerek görülen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, her iki davanın kabulüyle tapu iptali ve tescile karar verilmiştir.

Getirtilen akit tablolarından, tarafların müşterek mirasbırakanı Gülsüm’ün maliki bulunduğu çekişmeli 3240 parsel sayılı taşınmazının 2000/396 payını 10.9.1999 tarihinde davalı oğlu Şener’e hibe, kalan 196/396 payını da 5.1.2000 tarihinde davalı oğlu Hakkı’ya satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.

Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; miras bırakanın tek malvarlığı olan dava konusu taşınmazını oğullarına devretmesini gerektirir bir sebebinin bulunmadığı, satış bedeli ile gerçek değer arasında açık fark olduğu, işlemlerin kız çocuklardan mal kaçırmak ve saklı payları etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı anlaşıldığından, davalı Hakkı’ya devredilen pay bakımından iptal tescile karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Adı geçen davalının temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Ne varki, 2000/396 payın davalı Şener’e temlikinin hibe şeklinde gerçekleştirildiği, bu tür işlemlerde 1.4.1974 tarih ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı ancak tenkis hükümlerinin uygulanabileceği kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür.Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir ( MK.565 ). Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK.564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca, davalı Şener’e devredilen pay yönünden yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken anılan pay hakkında da iptal tescile hükmedilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Davalı Şener’in temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/3776 K. 2002/4530 T. 10.4.2002

DAVA: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil, tenkis davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından duruşmalı temyizi üzerine duruşma istemi değerden reddedildi. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Birleştirilerek görülen davalardan ilki, muris muvazaasına dayalı iptal ve tescil, tenkis, diğeri ise bağış şeklindeki tasarrufların iptali ve terekeye iadesi, olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir.

Mahkemece tenkis isteği yönünden davanın reddine karar verilmiş, muris muvazaasına dayalı iptal ve tescil isteği yönünden ise olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamıştır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. ( MK. 507 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirascılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK. 506 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 506. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Somut olayda, yukarıda değinilen ilkeleri kapsayan şekilde bir soruşturmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.

Hal böyle olunca, Hükme yeterli soruşturmanın yapılması, tarafların tüm delillerinin eksiksiz toplanılması ve ona göre değerlendirmenin yapılıp, sonucu doğrultusunda bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 10.4.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/5952 K. 2012/10232 T. 17.4.2012

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dava dilekçesinde, muris K.A. tarafından düzenlenen 21/12/2000 tarihli vasiyetname ile davacı ile davalı mirasçıları arasında mahfuz hisselerin dikkate alınmadan eşit olmayacak şekilde taşınmazların vasiyet edilmesi nedeni ile 21/12/2000 tarihli vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir.

Davalılar, davayı kabul etmediklerini beyan etmiştir.

Mahkemece; TMK’nun 557.maddesindeki vasiyetnamenin iptaline ilişkin şartlar oluşmadığı ve ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.

Dosya kapsamından, davacının ve davalının muris K.A’nın mirasçıları ( eşi ve çocukları ), 21/12/2000 tarihli vasiyetname ile bütün mirasçılara farklı miktarlarda taşınmaz vasiyet edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı davasında vasiyetnamenin iptalini talep etmiş ise de bu iddiasını ispatlayamamıştır. TMK’nun 557.maddesindeki tasarrufun iptali için öngörülen şartlardan hiçbirisi olayda gerçekleşmemiştir. Ayrıca davacı dava dilekçesinde mahfuz hissenin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

HUMK’nun 76.maddesi uyarınca, dayanılan olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime aittir.

Davada, mahfuz hisseye müdahale edildiği belirtilerek işlemin iptali talep edildiğine göre, tenkise ilişkin talep de bulunduğu gözönünde bulundurulmak suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, mahkemece; TMK’nun tenkise ilişkin hükümleri doğrultusunda ayrıca inceleme ve araştırma yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/2-455 K. 2009/464 T. 4.11.2009

DAVA: Taraflar arasındaki “Vasiyetnamenin Tenfizi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Eskişehir Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 19.06.2007 gün ve 2006/460 E. 2007/225 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 02.02.2009 gün ve 2007/16699-2009/1157 sayılı ilamı ile;

( … Davacı açtığı vasiyetnamenin yerine getirilmesi davası ile 107, 86, 559, 296, 530 ve 141 nolu parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/39 Esas, 2004/24 Karar sayılı dosyasında bu davaya da konu 107, 86, 559 ve 296 parseller yönünden muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası kabul edilmiş, taşınmazların miras bırakan Şükrü mirasçıları adına veraset ilamındaki paylar oranında tesciline karar verilmiş ve hüküm 15.10.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Tapuda henüz bu ilam infaz edilmemiştir. Davaya konu 530 ve 141 nolu parseller de mirasbırakan Şükrü adına kayıtlıdır. Miras bırakan Şükrü’ye ait 05.11.1982 tarihli vasiyetname 01.10.2002 tarihinde açılarak okunmuş ve iptal edilmemiştir. Vasiyetname halen geçerli olup dava konusu taşınmazlar da terekeye dahil olduğuna göre mirasbırakana ait vasiyetnamede hak sahibi olan davacının davasının kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin babası miras bırakan Şükrü’nün 05.11.1982 tarihli vasiyetname ile müvekkili lehine muayyen mal vasiyetinde bulunduğunu ve M… ilçesi Ş… Köyünde bulunan 86, 107, 141, 296, 530 ve 559 parsel numaralı 6 parça taşınmaz ile A… ilçesi hudutlarında bulunan 9 adet taşınmazı vasiyet ettiğini, tarafların miras bırakan Şükrü’nün çocukları olduğunu, miras bırakan Şükrü’nün 19.08.2002 tarihinde vefat ettiğini, söz konusu vasiyetnamenin Eskişehir 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1143-1190 E.-K. sayılı dosyasıyla 02.10.2002 tarihinde açıldığını ve herhangi bir itiraza uğramadığını, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının miras bırakan adına olduğunu beyanla, bu vasiyetnamenin tenfızi ile dava konusu M… ilçesinde bulunan 107, 86, 559, 296, 530 ve 141 nolu toplam 6 parça taşınmazın miras bırakan Şükrü adına olan tapu kayıtlarının iptal edilerek, müvekkili Mehmet adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, miras bırakanın önce vasiyet ettiği taşınmazları daha sonra davacıya ya da davacının yakınlarına muvazaalı satışlarla devrettiğini, mahkeme kararı ile bu satışların muvazaalı olduğu saptanarak iptaline karar verilmesinden sonra, taşınmazların yeniden terekeye döndüğünü açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmişlerdir.

Yerel mahkemece, ortak miras bırakan Şükrü tarafından 05.11.1982 tarihli vasiyetname ile davacı lehine düzenlenen muayyen mal vasiyetinin tenfızi talep edilmekle, daha önce usulünce okunan ve açılan vasiyetnamenin, miras bırakanın ölümünden önceki tarihlerde vasiyetnamede belirtilen bir kısım taşınmazların miras bırakan tarafından yapılan tasarrufla elden çıkartıldığı, satış yoluyla devredilen ve vasiyetnameye konu edilen bu taşınmazların bir kısmının açılan davalarla terekeye dönüşü sağlanmakla birlikte, bir kısmının ise terekeye dönmediği, bu şekilde vasiyetnameyi düzenleyen Şükrü’nün vasiyetname sonrasında yaptığı tasarruflarla vasiyetini ortadan kaldırdığı ve böylece ortada tenfızi yapılabilecek bir vasiyetnamenin bulunmadığı sonucuna varılarak, sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.

Özel dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle karar bozulmuş, mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.

Uyuşmazlık; ortada infazı mümkün ve geçerli bir vasiyetnamenin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere vasiyet, miras bırakanın mirasçı naspı söz konusu olmaksızın, bir kimseye bir malvarlığı menfaati kazandırdığı ölüme bağlı tasarruftur. Vasiyet bir üçüncü kişiye yapılabileceği gibi, yasal mirasçıya da yapılabilir ( TMK. m. 517 ). Vasiyetin konusu, miras bırakanın üçüncü kişiye veya yasal mirasçıya bir malın verilmesi olabileceği gibi, bir alacak hakkı, borçtan kurtarma veya bir intifa hakkı tanınması şeklinde de olabilir.

Miras bırakan, ölümüne kadar her zaman vasiyetnameden dönebilir. Vasiyetnamenin yazılı, resmi ve sözlü vasiyetname gibi türleri bulunmaktadır. Somut olayda bir resmi vasiyetname söz konusudur.

Bazı durumların gerçekleşmesi vasiyetnamenin yürürlüğe girmesine mani olur. Vasiyetnameden sonra gerçekleşen bir ölüme bağlı tasarrufla ( TMK. m. 542 ), vasiyetnamenin miras bırakan tarafından yırtılarak, yakılarak, okunmayacak şekilde karalanarak, imzası silinerek veya başka bir şekilde yok edilmesi ile ( TMK. m. 543/1 )miras bırakanın önceki vasiyetnameden rücu ettiğini bildirmeden, yasada öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yapmasıyla ( TMK. m. 544 ), miras bırakanın vasiyetname ile bağdaşmayacak sağlar arası tasarrufta bulunmasıyla ( TMK. m. 544/2 ), kaza sonucu veya üçüncü bir kişinin kusuru ile vasiyetnamenin yok olması ile ( TMK. m. 543/2 )veya sözlü vasiyetnamenin yapılmasından sonra diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağının doğması ve bunun üzerinden bir aylık sürenin geçmesi ile bu vasiyetnamenin uygulama imkanı ortadan kalkar.

Miras bırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla vasiyete konu olan şey üzerinde tasarrufta bulunursa, bu davranışı ilk vasiyetten rücu anlamını taşır ( Esat Şener, Miras Hukuku, 1981, s. 374 vd.; Zahit İmre,Türk Miras Hukuku, 1968, s. 154 vd. Kemal Oğuzman, Miras Hukuku Dersleri, 1972, 184; Nuşin Ayiter, Miras Hukuku 1971, s. 57; İlhan Öztrak, Miras Hukuku 1968, 83 ). Dolayısı ile böyle bir durumda miras bırakanın eylemli olarak vasiyetten döndüğü kabul edilir.

Bu hüküm sadece belirli mal vasiyetleri için geçerlidir. Mirasçı atanmasına ( nasbına )ilişkin vasiyetlerde uygulanmaz. Çünkü atanmış mirasçı ( TMK. m. 516 )vasiyetçinin mirasçısı olup, terekenin aktifi pasifinden az da olsa, çok da olsa, tasarruf geçerliliğini korur.

Somut olayda, miras bırakan tarafından düzenlenen 05.11.1982 tarihli vasiyetname, 4721 sayılı Medeni Kanun’un 532 ve devamı maddelerine göre yapılmış resmi bir vasiyet olup, aynı kanunun 517. maddesi anlamında muayyen mal vasiyeti niteliğindedir. Esasen bu yönde taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi mahkemenin kabulü de bu yöndedir.

Miras bırakan Şükrü 19.08.2002 tarihinde ölmüştür. Mirası çocukları Sevim, Leyla, Sevim ve Mehmet’e kalmıştır. Dava Mehmet tarafından diğer mirasçıların hasım gösterilerek açılmıştır.

Miras bırakan Şükrü’nün vasiyetnamesi 05.01.1982 tarihinde noterde hazırlanmış, 01.10.2002 tarihinde Eskişehir 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1143-1190 E.-K. sayılı kararı ile açılmış ve taraflarca herhangi bir itiraza uğramamıştır. Ancak, davacı miras bırakan tarafından Halim’e 13.11.1997 tarihinde bir genel vekaletname verildiği, vekil Halim’in bu vekaletnameye dayanarak 22.02.2000 tarihinde, dava konusu 107 numaralı parseli davacının oğlu Emre’ye; 86, 559 ve 296 numaralı parseller ile A… ilçesinde bulunan 2046, 545, 546, 490, 491 ve 53 par-sel sayılı taşınmazları davacı Mehmet’e miras bırakanın sağlığında sattığı anlaşılmaktadır.

Niza konusu taşınmazların bir kısmını murisin ölümünden sonra açılan ve kesinleşen muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları sonucunda terekeye döndüğü bir kısmının da tapuda muris adına kayıtlı olduğu sabittir.

Vasiyetçi, her ne kadar vasiyetnameden vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de, o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi; daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için, sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.11.2001 gün ve 2001/1-958 Esas, 2001/1035 Karar sayılı ilamı ).

Somut olay irdelendiğinde, davaya konu olan 530 ve 141 numaralı parsellerin miras bırakan adına kayıtlı olduğu, 107, 86, 559 ve 296 numaralı parsellerin ise Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.10.2004 gün ve 2003/39-24 sayılı kararı ile Mehmet adına olan kayıtların iptal edilerek Şükrü mirasçıları adına tesciline karar verildiği görülmektedir.

Hal böyle olunca, usulünce noterde düzenlenen vasiyetnameye bir itiraz olmadığı gibi, iptali yönünden de herhangi bir dava açılmadığı anlaşıldığından; vasiyetnamenin geçerli olduğu, davaya konu olan tüm taşınmazların da terekeye dahil olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, uygun olmayan gerekçelerle direnilerek davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel dairece bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 04.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3287 K. 2003/4964 T. 7.4.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

KARAR: 4722 sayılı Yasanın 17. maddesi, mirasa mirasbırakanın ölüm günündeki hükümlerin uygulanacağını hükme bağlamıştır. Miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler mirasçı olamazlar. ( 743 S.MK. m.520/2 ) / ( 4721 S. TMK. 578 ) Mahkemece ceza dosyasının sonucu beklenip, deliller değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde isteğin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 07.04.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/7019 K. 2011/10389 T. 17.10.2011

DAVA: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada:

Davacılar, miras bırakanları Ayşe’nin, malik olduğu taşınmazları saklı payı ihlal kastıyla oğlu Ahmet’e 17.2.1997 tarihli vasiyetnameyle bağışladığını, işlem tarihinde hukuki ehliyete haiz olmadığını, yine davaya konu 844 parsel sayılı taşınmazı mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak dava dışı T. Y.’a temlik ettiğini, onunda Ahmet’e danışıklı olarak devrettiğini ileri sürerek, tenkis, vasiyetnamenin iptali ve tapunun iptali isteğinde bulunmuşlardır.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, vasiyetnamenin iptali ve tapu iptali isteklerinin reddine, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir.

Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Asıl ve birleşen davalar, tapu iptal, tenkis ve vasiyetnamenin iptali isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, vasiyetnamenin iptali ve tapu iptal isteklerinin reddine, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmiştir.

Davacılar, miras bırakanları Ayşe’nin çekişmeli taşınmazı hukuki ehliyete haiz olmadığı dönemde saklı payı ihlal kastıyla oğlu Ahmet’e vasiyetnameyle bağışladığını, davaya konu 844 parsel sayılı taşınmazı mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiğini ileri sürüp, vasiyetnamenin ve tapunun iptaliyle tenkis istekli eldeki davayı açmışlardır.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; tarafların miras bırakanı Ayşe Y.’un vasiyetnamenin düzenlendiği 17.2.1997 tarihinde hukuki ehliyete haiz olduğu Adli Tıp Kurumunun 12.4.2006 tarihli raporuyla saptanarak, davacıların hukuki ehliyetsizlik iddiasına dayalı vasiyetnamenin iptali isteğinin reddedilmiş olması doğrudur.

Davacıların, bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine,

Tarafların öteki temyiz itirazlarına gelince; davada, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı isteğin reddine, tenkis isteğinin kabulüne karar verilmişse de, bu konuda hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, B.K. 213. ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa sebebiyle geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görüyle karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı? yoksa mal kaçırma amacın mı? üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olaya gelince; öncelikle, tapunun iptali isteğinin tescil isteğini kapsamadığı gözetilerek, davacılara tescil davası açmaları için önel verilmesi, açtıkları takdirde eldeki davayla birleştirilmesi, ondan sonra muris muvazaasına dayalı iddia yönünden, yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir araştırma yapılması, bu iddia irdelendikten sonra gerektiğinde tenkis istemi yönünden de saklı paylarının ihlal edilip, edilmediğinin belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken muris muvazaası ve tenkis istekleri yönünden eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ: Tarafların, bu yönlere değinen temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 17.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/4621 K. 2003/7706 T. 27.5.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün duruşmalı temyiz eden davacılar vekili Av. Rıza Tercümanoğlu geldi. Temyiz eden karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Davacılardan Hacer İ’nin tebligatı bila tebliği döndüğü ve duruşmaya gelmediği görüldü. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı kanunun 1.maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

Miras bırakanın bağışlananın kendinden önce ölümü halinde bağışlamanın yine kendisine dönmesi koşuluyla yaptığı bağış Türk Kanunu Medenisinin 507/3. maddesinde gösterilen miras bırakanın kayıtsız şartsız dönme hakkı olan bağışlardan değildir ( Y.2.H.D. 8.6.1995 ta., E. 5658 K. 6770 S.K. ). Bu nedenle davacıların Türk Kanunu Maddesinin 507/4. maddesi ( 4721 S. TMK. 565 ) koşullarının oluştuğu temlikin saklı pay kurallarını zedelemek amacı ile yapıldığının kanıtlanması gerekir. Davacılar temlikin bu amaçla yapıldığını kanıtlayamadıkları gibi, miras bırakanın açtığı davada da bağışlamanın bu amaçla yapılmadığının açıklandığı belirlenmiştir.

Türk Kanunu Medenisinin 507/3 ve 507/4. maddesi koşulları oluşmadığından davanın reddi gerekirken kabulü ve yazılı şekilde hükmün kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/11749 K. 2008/12864 T. 9.10.2008

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda, mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın, tesliminden başlayarak· bir ay içinde miras bırakanın yerleşim yeri sulh hakimi tarafından açılır. Vasiyetname açılırken bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer açılması sırasında diledikleri takdirde hazır bulunmak üzere çağrılır ve okunur ( TMK. md. 596 ). Vasiyetnamede vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmış ise, sulh hakimi tarafından bu görev kendisine bildirilir ( TMK. m. 550/3 ). Vasiyetnamenin açılışını müteakip mirasta hak sahibi her birine, vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği tebliğ olunur ( TMK. md. 597 ). Lehlerine karşılıksız kazandırma yapılan kimselerin ve mirasçıların adresleri belli değilse kendilerine vasiyet ilanen tebliğ edilir ( TMK. md. 597/2 ). Sulh hakimi vasiyetnamenin kendisine teslimini müteakip gerekli koruma önlemlerini alır, olanak varsa ilgilileri dinleyerek yasal mirasçılara terekenin geçici olarak teslimine yahut resmen yönetilmesine karar verir ( TMK. md. 595/3 ). Kendilerine belirli bir şey vasiyet edilen kimse ( vasiyet alacaklısı ) bu vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona, yoksa yasal ve atanmış mirasçılara karşı vasiyet edilen şeyin teslimini veya hakkın devrini dava etme hakkına sahiptirler ( TMK. md. 600 ). Yasal mirasçılar, zilyetlik hükümlerine göre atanmış mirasçıların hisselerini teslim etmekle yükümlüdür ( TMK. md. 599/3 ).

Görüldüğü gibi sulh hakiminin görevi vasiyetnameyi açarak, ilgililere tebliğ etmek, mirasçılara istekleri halinde bir mirasçılık belgesi vermek ve terekeye dahil malları yasal mirasçılara geçici olarak teslim etmek, yahut resmi yönetimi emretmekten ibarettir.

SONUÇ: Açıklanan yönler gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 09.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/4012 K. 2004/4576 T. 13.12.2004

DAVA: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Kadastro sırasında 101 ada 149 parsel sayılı10836,21 m2yüzölçümündeki taşınmaz satın alma, paylaşma ve miras yoluyla gelen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davacı Ali ve davalılar Fatma, Rahmiye, Akif, Muzaffer ve İbrahim adlarına paylı olarak tespit edilmiştir. Davacı Ali bağış senedine dayanarak taşınmazın1000 m2yüzölçümündeki bölümünün ortak miras bırakanı tarafından sağlığında kendisine bağışlandığını öne sürerek dava konusu 101 ada 49 parsel sayılı taşınmazın1000 m2yüzölçümündeki kesimine dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine; dava konusu taşınmazın tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı Ali’nin temyizi 101 ada 49 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişinin düzenlendiği 8.2.2002 günlü haritalı raporda ( A ) harfi ile gösterilen1000 m2yüzölçümündeki bölümle ilgili hükme yöneliktir. Davacı Ali, 14 Ocak 1980 gününde düzenlenen bağış senedine dayanmıştır. Ne var ki, davacı Ali’nin tutunduğu 14 Ocak 1980 günlü bağış senedinin düzenlendiği günden sonra davacı Ali ile davalılar arasında ortak miras bırakanları Mehmet’in ölümünden sonra 29.12.1982 tarihinde düzenlenen miras taksim sözleşmesinde davacı taraftır. Davacının ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra 29.12.1982 tarihinde düzenlenen taksim sözleşmesinin aksini aynı kuvvet ve derecede bir kayıt ve belge ile kanıtlaması gerekir. Davacı taraf kendi dayandığı 29.12.1982 günlü miras sözleşmesinin aksini Usulün 290. maddesi hükmü uyarınca aynı kuvvet derecede bir belge ile kanıtlayamamıştır. Mahkemece bu olgular gözönüne alınarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Delillerin değerlendirilmesi mahkemeye aittir.

SONUÇ: Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ( ONANMASINA ), ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 13.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/1181 K. 2009/2759 T. 5.3.2009

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakan Osman’ın 36 adet tapulu taşınmazını davalı torununa mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, tapuların iptali ile payı oranında adına tescil, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının miras payından ivazlı olarak feragat edip, sözleşmeye imza attığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davacının muris Osman’ın kızı, davalının ise miras bırakandan önce ölen Hüseyin’den olma torunu olduğu, miras bırakanın çekişmeye konu taşınmazların bazılarını tümden, bazılarında ise maliki olduğu payını 04.08.1976 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği, 10.08.1981 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarından davacı Havva’nın yapılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.

Davalı, miras bırakanın sağlığında dava dışı mirasçılarının da yer aldığı 04.08.1976 tarihli belge ile sözleşme yaptığını, buna göre davacının terekeden hakkını aldığını ve bu sebeple miras hakkından feragat ettiğini savunarak belgeyi ibraz etmiş, mahkemece, sözleşme miras hakkından feragat sözleşmesi olarak benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 676. maddesi, mirasçıların tereke üzerinde yapacakları taksimin, keza mirasçıların birbirleri ile miras paylarının temliki konusundaki yapacakları sözleşmelerin aynı Yasa’nın 677. maddesi hükmü gereğince geçerli olması için yazılı olması koşulunu öngörmüştür. Her iki halde de, yapılacak tasarrufların murisin ölümünden sonra gerçekleştirilmesinin olanaklı bulunduğu sabittir. Öte yandan, Türk Medeni Kanunu’nun 678. maddesi düzenlemesi ile de, murisin sağlığında ileride ( murisin ölümünden sonra ) intikal edecek terekedeki hakkıyla ilgili olarak bir mirasçının diğer mirasçılarla veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı olması ve ayrıca miras bırakanın da sözleşmede yer alması ve onun katılımıyla gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu kuralına yer verilmiştir.

Davalının savunmasının dayanağını teşkil eden 04.08.1976 tarihli belge, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türk Medeni Kanunu’nun 676 ve 677. maddesi hükmü ile ilgisinin bulunmadığı ve bu düzenlemeler kapsamında kabul edilemeyeceği tartışmasızdır. Ancak, aynı içerikli ve aynı tarihli mahkemenin hükmünü dayandırdığı ve fotokopi ( suret ) olduğu bildirilen 04.08.1976 tarihli belgenin birinde muris Osman imzası belgede yer alırken, aynı nitelikteki davacı tarafından dosyaya sunulan surette murisin imzasının bulunmadığı ve belgede yer verilmediği görülmektedir.

Belgenin düzenlendiği tarihte muris sağdır. Davacı belgedeki imzasına itiraz etmemiştir. Oysa, davacı taraf, Osman imzasının bulunduğu belgedeki murisin imzasının sonradan belgeye geçirildiğini, başka bir anlatımla, belgenin sahtecilikle illetli olduğunu ileri sürmüş olmasına karşın, belge üzerinde bilirkişi tetkikatı yaptırılmadan neticeye gidilmiştir. Akit düzenlenirken miras bırakanın akde katılmamasının tespiti halinde, belgenin hukuki kıymetten düşeceği ve belgeye hukuki bir sonuç bağlanamayacağı kuşkusuzdur. Yukarıda da değinildiği üzere, böylesi bir belgenin hukuken bir anlam ifade edebilmesi bakımından, miras bırakanın akdin düzenlenmesi sırasında akde iştiraki belgenin geçerliliği için sıhhat şartıdır.

O halde, mahkemece bu konuda bir araştırma, irdeleme ve inceleme yapılmış değildir. Eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, bir mirasçının miras hakkı ile tenkis hükümlerinden kaynaklanan hakkı birbirinden tamamen ayrıdır ve farklı farklı sonuçları olduğu gibi yasal açıdan da değişik hüküm ve düzenlemelere tabidirler. Eldeki davada miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muris muvazaası ile illetli olduğu iddia edilmiş ve davacı mirastan kaynaklanan hakkına yönelik haksız fiil ika edildiğini ileri sürmüş olup, 04.08.1976 tarihli belgede ise, davacı miras hakkından değil, tenkis hakkından feragat ettiğini bildirmiştir. O halde, mahkemece anılan belgenin davacının miras hakkından feragat ettiği şeklindeki değerlendirilmesinin de doğru olduğu da söylenemez.

SONUÇ: Hal böyle olunca, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.03.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/13994 K. 2007/15300 T. 8.11.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesi verilmesine ilişkindir.

Davacıların miras bırakanı E.N. 16.03.1972 tarihinde vefat etmiştir. Davacılar Yunan uyrukludur.

Miras, miras bırakanın ölümüyle açılır. (TKM. 517/1, T.M.K. 575/1.)

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 Sayılı Yasa 17. madde )

Miras, ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk Hukuku uygulanır. ( 2675 Sayılı MÖHUK. m. 22/1 )

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 07.06.2006 tarih ve 046536 sayılı cevabi yazısında “… Sonuç olarak, Türk pozitif hukukunda yabancılar yönünden kanuni mirasta, mirasçılık ehliyetinin tanınması ve miras yolu ile intikale müteallik hususlarda, Tapu Kanununda yapılan son değişikliklerden sonra herhangi bir kayıt ve sınırlama bulunmadığı, Tapu Kanunundaki değişiklikten önceki dönemde ise, mirasın açıldığı tarih, yani miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle, karşılıklılık koşulunun aranması gerektiği değerlendirilmekte olup, konunun yargı yetkisi kabulünde değerlendirilmesi keyfiyeti mahkemeye ait bulunmaktadır…” denilmektedir.

2644 Sayılı Tapu Kanununun 35. maddesinde en son olarak 04.01.2006 tarihli ve 26043 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 29.12.2005 tarihli ve 5444 sayılı yasa ile değişiklik yapılmıştır.

Miras ölüm günündeki hukuki durum ile iktisap olunur. Miras bırakanın 16.03.1972 olan ölüm tarihine göre, Türkiye ile Yunanistan arasında taşınmazların edinilebilmesi konusunda fiili bir karşılıklılık uygulaması yoktur. Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk Hukuku uygulanacağından davacılar taşınmazları miras yolu ile iktisap edemezler. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.11.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dosyadaki yazılara, bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olmasına, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmamasına ve özellikle miras yoluyla taşınmaz edinilmesi konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında “karşılıklılık” ilkesinin yasal olarak mevcut olduğu gibi, Yunanistan’da fiili uygulamanın bulunduğunun da anlaşılmasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz istemlerinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak edilmemiştir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/11213 K. 2011/11605 T. 6.7.2011

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 26.4.2011 günü temyiz eden davalılardan M. E. S. geldi. Davalılar vekili ile karşı taraf davacı A. S. ile vekili gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacının mirasbırakana karşı ilgisiz kaldığı, hastalığı ile ilgilenmediği dinlenen tanık beyanları ile sabit olmuştur. Mirasbırakanın vasiyetnamede gösterdiği mirasçılıktan çıkarma ( ıskat ) sebepleri ve Türk Medeni Kanununun 511. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Davanın reddi gerekirken; yazılı şekilde, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.07.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/3007 K. 2012/9604 T. 16.4.2012

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Dava, mirasın hükmen reddine ilişkindir. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır ( TMK.md.605/2 ).

Mirasbırakanın ödemeden aczinin belirlenmesi için öncelikle malvarlığı araştırılmalıdır. O halde mahkemece; mirasbırakanın tüm taşınır ve taşınmaz malların ilgili yerlerden sorularak ölüm günü itibariyle terekenin aktifinin belirlenmesi, borç miktarına göre ölüm tarihi itibariyle borçlarını karşılamaya yeter miktarda olup olmadığının objektif olarak tespiti ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu yönler nazara alınmadan, murisin terekesinin aktifi belirlenirken dava tarihindeki değerlerin esas alınması, yine murisin vergi borcu ile kooperatife olan borçlarının ölüm tarihi itibariyle değil 27.07.2009 ve 12.11.2009 tarihleri itibariyle ulaştığı değerler esas alınarak tereke pasifinin belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

2-Kabul göre de;

Mirasın hükmen reddi ( TMK.md.605/2 ) davaları tespit davası niteliğinde olup, harç ve vekalet ücretinin maktu olarak hesabı gerekirken, nispi olarak hesap edilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran davalıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 16.04.2012 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/8098 K. 2012/13245 T. 24.5.2012

DAVA: Dava dilekçesinde iki adet ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali olmazsa tenkisi istenilmiştir. Mahkemece dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili; Çeşme 1. Noterliği’nin 7… yevmiye nolu ve Gölcük 1. Noterliği’nin 1… yevmiye numaralı düzenleme şeklinde yapılan ölünceye kadar bakma vaadi ile satış sözleşmelerinin yasal şartları taşımadığından ve hata, hile, tehdit sonucu miras bırakanın gerçek iradesini yansıtmadığından iptaline, bunun mümkün olmaması halinde saklı payı aşan kısmın sözleşmenin tercih hakkının kullanıldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; yetki ve derdestlik itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ölüme bağlı tasarruf olmayıp sağlararası yapılan karşılıklı kazandırıcı bir sözleşmedir. Borçlar Yasasının 512.maddesi gereği şekil açısından her ne kadar ölüme bağlı tasarruf hükümlerine tabi olsa da, borçlar hukuku niteliği taşımaktadır. Sözleşmenin ifası açısından bakım alacaklısının mülkiyeti devir borcu vefatı nedeniyle mirasçılara geçmiştir. Dolayısıyla bu açıdan sözleşmenin ifa edileceği yer taşınmazların bulunduğu yer olduğundan taşınmazların bulunduğu mahal mahkemenin de İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle mahkememizin yetkisizliğine” gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, Gölcük ve Çeşme Noterliğinde düzenlenen iki adet ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.

Ölünceye kadar bakma akdinde alacaklı ivaz olarak mevcut mal varlığını veya bu mal varlığından bir kısım mal ve haklarını bakım borçlusuna devretmek borcunu üzerine alır. Eğer, ivaz olarak borçluya belli bir malı vasiyet eder veya onu mirasçı nasbederse akit miras bakım akdi niteliğini alır ve artık Borçlar Kanunundaki bakma akdi hükümlerine değil, miras sözleşmesi hükümlerine bağlı olur.

Miras, malvarlığının tamamı için bırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, miras paylaştırılması ve miras sebebi ile istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemelerinde görülür. (TMK.576 md.) Burada sözü edilen yetki, kesin olup mahkemece resen gözetilir. (HGK 02.07.2009 gün ve 5264 Esas-13046 Karar)

Somut olayda, bakım alacaklısı bakım borçlusu olan davacıya ölümden sonra hüküm doğurmak üzere, Çeşme ve İzmir’de bulunan taşınmazlarını vasiyet etmiş olup, bu durumda miras hukuku hükümlerine tabi bir sözleşme söz konusudur. Taşınmazlardan biri İzmir’de diğeri ise Çeşme’de bulunmakta, taraflar ve muris ise Gölcük’te ikamet etmektedir.

Mirasbırakanın tasarruflarının iptali davaları mirasbırakanın son yerleşim yerinde açılmalıdır. Bu kesin yetki kuralıdır. O halde, Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakmaya yetkili olup, yetkisizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve şimdilik diğer yönlerin incelenmesine mahal olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/18842 K. 2009/21 T. 13.1.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 s. K. md.17 )

Mirasbırakan dava konusu taşınmazdaki hisselerini 24.02.1975 tarihinde oğlu Yüksel’e kayıtsız şartsız bağışlamış, bağış işleminden yirmiyedi sene sonra 20.01.2002 tarihinde ölmüştür. Mirasbırakanın dava konusu taşınmazlar haricinde Çankırı Orta ilçesinde ondokuz parça taşınmazının daha bulunduğu da anlaşılmaktadır. Miras bırakanın ölümünden bir yıldan daha önceki zamanda gerçekleştirdiği bağışlamalar, ancak saklı payı zedeleme kastıyla yapıldığının açıkça belli olması halinde tenkise tabi tutulur. ( TMK. md.565/4 ) Toplanan delillerden davalıya yapılan bağışın saklı payı zedeleme kastıyla yapıldığı ispat edilememiştir. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/12478 K. 2010/19947 T. 6.12.2010

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi Içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

KARAR: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Davada, vasiyetnamenin yerine getirilmesi ve vasiyete konu yerlerin davacı adına tapuya tescili talep edilmiştir.

Vasiyetname, muayyen mal vasiyeti niteliğinde olmayıp, mirasçı atamaya ilişkindir ( TMK. md. 516 ). MK. Md.600 uyarınca muayyen mal vasiyetinde vasiyet alacaklısı kişisel bir istem hakkı kazanır ve bu hak dava yoluyla talep edilebilir. Uygulamada bu dava vasiyetin tenfizi davası olarak anılmaktadır. Medeni Kanun’un 600. maddesi muayyen mal vasiyetini kapsayıp mirasçı atanmasını kapsamaz ( Nitekim değişiklik öncesi medeni kanun 541 metninde “kendisine muyyen bir şey vasiyet edilen kimse” ifadei kullanılmaktadır ). Atanmış mirasçılarda ise miras, miras bırakanın ölümü ile kazanılır ( TMK. md.599/3 ). Mirasçı atanan kişi miras bırakanın ölümü ile tereke üzerinde doğrudan ve kendiliğinden bir ayni hak kazanır. Bu durumda, miras bırakandan intikal eden ayni hakların, atanmış mirasçı adına tescili için vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dolayısıyla mahkeme hükmüne ihtiyaç yoktur. Atanmış mirasçıya, buna ilişkin mirasçılık belgesi verilmesi ( TMK. md.598/2 ) yeterli olup, bu nitelikteki belge ile ayni hakların bu kişi adına tapuda ( resmi senet düzenlenmeksizin tescili ) mümkündür ( Tapu Sicili Tüzüğü md.21/a ).

Yukarıda açıklandığı üzere davacı TMK. 598/2 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden veraset ilamı alarak aynı sonuca ulaşabilecektir.

O halde mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/8112 K. 2010/10834 T. 2.6.2010

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda; mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. ( TMK. m. 501 ) Mirasbırakan Halit’in yasal mirasçıları bulunduğundan Hazine’nin mirasçılığı söz konusu olmaz. Aynı zamanda, yasal mirasçıların tamamı Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesine uygun şekilde mirası reddetseler dahi, tereke sulh hakimince iflas hükümlerine göre tasfiye edilip, tasfiye sonunda arta kalan değerler mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceğinden ( TMK. m. 612 ) tasfiye sonunda arta kalan değerler üzerinde Hazine’nin herhangi bir hakkı bulunmamaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/9900 K. 2011/123 T. 17.1.2011

DAVA: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, bir adet taşınmazın ortaklığının giderilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu taşınmazın kendisi ve davalı kardeşlerine ait bulunduğunu, taşınmazın babalarından intikal ettiğini, taksimi konusunda anlaşamadıklarını belirterek ortaklığın taksim ya da satış suretiyle giderilmesini istemiştir. Davalılar ise taşınmazın babaları tarafından kendilerine paylaştırıldığını belirterek davanın fiili taksim sebebiyle reddini savunmuşlardır.

Dava konusu edilen ve satışına karar verilen 274 ada 8 parselde bulunan iki katlı kagir evin tarafların murisi M. adına kayıtlı olduğu ve muris M.’nın 1.9.1986 tarihinde vefat ettiği, mirasçı olarak davacı ve davalıları bıraktığı anlaşılmaktadır. Murisin ölümü ile mirasçılar taşınmaza elbirliği mülkiyet hükümlerine göre malik olmuşlardır. Her ne kadar davalılar taşınmazı paylaştıklarını savunmuş iseler de yürürlükten kaldırılan M.K.’nun 611. maddesinin yerine düzenlenen T.M.K.’nun 676. maddesinde paylaşma sözleşmesi başlığı altında: “Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacaktan paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar, paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler. Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.” hükmü getirilmiştir. Madde hükmünden de açıkça anlaşıldığı üzere elbirliği mülkiyetine konu mallarda ortaklar paylaşma sözleşmesi eski deyimle miras taksim sözleşmesi yapmış iseler bu sözleşme ile elbirliği haline son vermiş olduklarından artık ortaklığın giderilmesi davası açamazlar. Olayımızda davaya konu edilen taşınmazın davacı ve davalı adına elbirliği mülkiyetine tabi olduğu ve taşınmazın taksim edildiğine dair yazılı taksim sözleşmesi sunulmadığına, taşınmazın aynen taksim edilmesinin mümkün olmadığının keşfen belirlenmesine göre ortaklığın satış suretiyle giderilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükümün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 17.01.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/20154 K. 2009/4738 T. 16.3.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Olayları açıklamak taraflara hukuki niteleme hakime aittir. ( HUMK. md.76 ) Sulh Hukuk Mahkemesinin davanın hükmen redde ilişkin olduğuna dair vermiş olduğu görevsizlik kararı kesinleşmiştir. Dava ve talep mirasın hükmen reddine ilişkindir. Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tesbit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. ( TMK. md.605/2 ) Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zimnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tesbitini isteyebilir.

Hükmen red talebinde dava, alacaklılar hasım gösterilerek açılır. Mahkemece davanın alacaklılara yöneltilmesi için davacılara önel verilmesi gösterdikleri takdirde taraf delillerinin toplanması, değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yasal koşul yerine getirilmeden davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/11690 K. 2012/17119 T. 21.6.2012

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasbırakan A.H. 20.06.2008 tarihinde ölmüş, en yakın yasal mirasçılarının tamamı tarafından miras reddolunmuştur.

Mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ( TMK.md. 612/1,636 ). Buradaki tasfiye süreye tabi değildir. Türk Medeni Kanununun 633. madde hükmünün uygulanma yeri yoktur. Ayrıca sulh hukuk mahkemesince, en yakın mirasçıların mirası reddettiklerinin belirlenmesi halinde, herhangi bir başvuruya gerek olmadan kendiliğinden resmi tasfiye yoluna gidilmesi gerekir ( 2. HD. 12.06.2003 gün 7484-8676 sayılı kararı, HGK 29.03.2006 gün 2006/2-65-108 sayılı kararı ). O halde iflas hükümlerine göre tasfiyenin gerçekleştirilmesi gerekirken yazılı şekilde hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 21.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/4043 K. 2008/8842 T. 15.7.2008

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, kök miras bırakan dedesi Cafer’in malik olduğu 136 ada 3 ve 4801 ada 53,329 ada 1 ve 564 parsel sayılı taşınmazların intikaline esas alınan mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu, kendisinin de mirasçı olup, miras hakkının ketmedildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil miras sebebiyle istihkak isteğinde bulunmuş; bilahare 329 ada 1 parsel 10 bağımsız bölüm nolu daire hakkındaki noksan harcı tamamladığını, diğer taşınmazlar bakımından dava açma hakkını saklı tuttuğunu beyan etmiştir.

Davalılar, davacının kök miras bırakan Cafer’in mirasçısı olmadığını, 329 ada 1 parsel dışındaki taşınmazların kök muris Cafer’den gelmediğini, davacının annesi olduğunu ileri sürdüğü Hatice’nin Bulgaristan uyruklu olup, Devletler Hukuku kurallarının uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacının çekişme konusu 329 ada 1 parsel 10 nolu bağımsız bölümle ilgili davasını sürdürdüğü, diğer taşınmazla ilgili eksik harcı kesin sürede tamamlamadığı, davalılar Ercan ve Nursel’in 10 nolu dairede malik olmadıkları, davalı Nurcan’ın ise kayden malik olup; davacının dayandığı mirasçılık belgeleri gereğince kök muris Cafer’in mirasçısı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.

KARAR: Karar, davalı Nurcan vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.07.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat H.K.Ö. geldi davetiye tebliğe rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S.T. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 329 ada 1 parsel sayılı taşınmazın Hacı Mehmet oğlu Cafer adına kayıtlı iken, Aydın Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 30.01.1975 tarih ve 6-69 sayılı mirasçılık belgesi gereğince 30.03.1978 tarihinde intikal işlemi yapılarak davalılar ile dava dışı Hakkı ve Ayşe adlarına sicil oluşturulduğunu, bilahare taşınmazda 24.11.1999 tarihinde kat irtifakı tesis edildiği ve çekişme konusu 10 bağımsız bölümün ( meskenin ) davalılardan Nurcan adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı, kendisinin de mirasçı olduğunu belirterek, Aydın Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 24.11.2000 tarih 15.09.1513 sayılı hasımsız veraset ilamına dayanmak suretiyle payı oranında taşınmazın sicil kaydının iptali ile adına tescilini istemiş; mahkemece de davacının davalılardan Nurcan’a yönelik davasının kabulüne karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; gerek sicil intikaline esas olan ve gerekse davacının elde ettiği mirasçılık belgelerinin hasımsız oldukları ve buna göre neticeye gidildiği görülmektedir.

Yukarıda belirtilen ve ileri sürülen iddia karşısında; her iki veraset belgesinin birbirlerine aykırı oldukları gözetilmek suretiyle hasımlı olarak alınacak mirasçılık belgesinin kurulacak hükme esas alınması gerektiği kuşkusuzdur.

O halde, birbirleriyle çelişkili olan mirasçılık belgelerindeki aykırılık hasımlı olarak alınacak veraset belgesiyle giderilmedikçe davanın karara bağlanmasının yasal olduğu söylenemez.

Hal böyle olunca; öncelikle miras bırakanın ölüm tarihine göre terekesinin elbirliği mülkiyetine ( Türk Medeni Kanunu’nun 701 ila 703 mad. ) tabi olduğu, oysa davada tereke adına bir istekte bulunmayıp istek paya ilişkin bulunduğuna göre davanın niteliği de gözetilerek davanın dinlenilmesinin mümkün olup olmadığının da irdelenip değerlendirilmesi davanın dinlenilirliği kabul edildiği takdirde davacıya hasımlı olarak açılacak dava ile mirasçılık belgesi alması konusunda olanak tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalı Nurcan’ın temyiz itirazları yerindedir.

SONUÇ: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00.- YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan harcın geri iadesine, 15.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/4387 K. 2006/11476 T. 19.7.2006

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı, Alman uyruklu babası W’nin 20.10.2004’de öldüğünü, Türkiye’de taşınmazı, otomobili ve bankada parası olduğunu belirterek veraset ilamı verilmesini istemiştir. Mahkemece Medeni Kanunun 495. maddesi dikkate alınarak verasetin sübutuna karar verilmiştir.

2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Yasanın 22. maddesi mirasın ölenin milli hukukuna tabi olduğunu, Türkiye’deki taşınmaz mallar hakkında Türk Hukukunun uygulanacağını, mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümlerin ise terekenin bulunduğu yer hukukuna tabi olduğunu hükme bağlamıştır.

Türk Hukukunda mirasçılık belgesi, aksi isbat edilinceye kadar mirasçıları gösterir. Bunun doğru olmadığı herhangi bir davada ileri sürülebileceği gibi, iptali ve düzeltilmesi de istenilebilir. Yabancı bir mahkemeden alınmış veraset kararına Türk Hukukunun tanıdığı ve kabul ettiği değerden fazla bir güçte yükletilemez. Aksi her zaman isbat edilebileceğine göre de tanıması yahut tenfizi yoluna da gidilemez. ( 2675 s. K.m.34-42 )

Türk Hukukunda, veraset belgesi vermeye yetkili Türk mahkemesinin, yabancı miras bırakan hakkında, yabancı hukuka tabi mirası için veraset belgesi vermeyi engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.

Veraset belgesi verilmesi ölenin milli hukukuna tabidir. Bu istek mirasın açılması, iktisabı, taksimine yönelik istisnalar kapsamında kabul edilemez. (2675 s. K.m.22/2)

Mahkemece; davacının yardımından da yararlanılarak ( 2675 s. K. m.2 ) miras bırakının milli hukuku tesbit edilip veraset ilamı verilmemesi doğru olmadığı gibi, taşınmazlar bakımından, mirasın iktisabına yönelik olarak karşılıklılık usulüne uygun araştırılmadan ( TK. m.35 ) yazılı şekilde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre de diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.07.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/15523 K. 2006/255 T. 24.1.2006

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ) murisin 1952’de eşi Hüsne’nin daha sonra 1968’de öldüğünün anlaşılmasına, muristen eşine intikal eden miras payının, eşinin mirasçılarına geçeceğine göre ( TKM. md. 522 ) aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mirasçılık belgesinde herbir mirasçının paylarının belirtilmesi, paylar toplam ile paydanın eşitliğinin sağlanması, başka bir ifade ile paydanın bütün paylara kesintisiz şekilde bölünebilmesi, açıkta bırakılan ( artan ) pay bırakılmaması zorunludur. Kararda paylar toplamını 352.800 olduğu, paydanın ise 302.400 olduğu görülmektedir. Paylar toplamı ile payda arasında eşitlik bulunmamaktadır. Yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda ( 2 ) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, davalının bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.01.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/4320 K. 2009/12324 T. 9.6.2009

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Alacaklı vekilinin talebi üzerine borçlu Sıray’a murisi İbrahim’den intikal edecek miras hissesi nedeniyle adı geçen muris adına kayıtlı taşınmazların tapu kaydı üzerine haciz konulduğu, şikayetçilerin ise borçlu Sıray’ın mirasçı sıfatı bulunmadığı ve kendilerinin mirasçı olduğu nedeniyle haczin kaldırılması istemi ile İcra Mahkemesine başvurdukları anlaşılmıştır.

Borçlunun kesinleşmiş bir ilamla mirasçı sıfatının bulunmadığının belirlenmesi halinde, diğer mirasçılar, mirasçı sıfatı bulunmayan borçlunun borcundan dolayı murise ait mallar üzerine konulan haczin kaldırılmasını isteyebilirler.

Somut olayda, şikayetçiler Safranbolu Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2008/238-206 sayılı ve 13.05.2008 tarihli mirasçılık belgesine dayanmıştır.

Mirasçıların, mirasçılık sıfatlarının belirtilmesi istemi ile hasımsız olarak açacakları dava nedeniyle verilen mirasçılık belgesi kararı, bir nizasız kaza ( çekişmesiz yargı ) kararı niteliğindedir. Bu hususta, hukuk öğretisinde ve yargısal kararlarda tam bir görüş birliği mevcuttur.

Nizasız kaza kararları, şekli bakımından kesinleşmiş olsalar bile maddi hukuk açısından kesin hüküm teşkil etmezler.

Daha sonra, bu kararların gerçeği aykırı ve yanlış olduğunun anlaşılması durumunda, kararı veren mahkemece değiştirilebilecekleri gibi, nihayet tespit edici nitelikte oldukları cihetle nizalı kaza ( çekişmeli yargı ) Mahkemelerini bağlayıcı güçleri de yoktur. ( Prof. Dr. İ. Sungurbey, Medeni Hukuk Sorunları, 1984 Basım, 5. Cilt, Sahife: 421-423 )

Aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu belirtilmek suretiyle verilen mirasçılık belgesi klasik anlamda bir ilam da değildir. İlam kavramı, yalnız çekişmeli yargıya ait bir terim olup, çekişmesiz yargıya yabancıdır. Her zaman aksi, iddia ve ispat edilebilir. Yapılan işlemi tam bir dava olarak nitelemek de yerinde olmaz. Nizasız kaza yoluyla alınan kararlar, hiçbir zaman maddi anlamda kesin karar niteliğini taşımaz. ( Prof. B. Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: 2, Sahife: 2167 ve Nizasız Kaza, Sahife: 180 vd. ) ( Hukuk Genel Kurulu’nun 05.12.1990 tarih ve 1990/2-560 esas, 1990/622 karar sayılı kararı )

Bu durumda müşteki mirasçılar kesinleşmiş bir ilamla borçlunun mirasçı sıfatının bulunmadığını ispat edemediklerinden mahkemece şikayetin reddi yerine ilam niteliğinde olmayan mirasçılık belgesine dayalı olarak haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 09.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/5944 K. 2012/1103 T. 23.2.2012

DAVA: Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, yetki belgesine dayanılarak açılmış mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda miras bırakanın mirasçısı bulunmadığı gerekçesiyle Hazine’nin tek mirasçı olduğuna ilişkin mirasçılık belgesi verilmiş ise de, yapılan yargılama usul hükümlerine uygun düşmemiştir.

Mirasçılık belgesi, mirasçıların miras bırakanla soybağı ilişkisini ve miras paylarını gösteren bir belgedir. Hukukumuzda mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davaların kural olarak hasımsız açılması ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekmekte ise de, hukuki yarar bulunması koşulu ile bu tür davaların uyuşmazlık çıkaran kişiler hasım gösterilmek suretiyle hasımlı olarak açılması ve çekişmeli yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması da mümkün bulunmaktadır.

Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 8/II-6. maddesinde mirascılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davalarının Sulh Hukuk Mahkemelerinde görüleceği, 507/1 maddesinde Sulh Mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 376. maddesinde de Sulh Mahkemelerinde evrak üzerinde karar verilmesini talep etmedikleri takdirde tarafların belirlenecek gün ve saatte sözlü yargılama için davet edilecekleri, sözlü yargılamada mahkemece taraflara ikişer defa söz verildikten sonra yargılamanın sona erdirileceği açıklanmıştır. Kanunun basit yargılama usulünü düzenleyen 507-510. maddelerinde ise basit yargılama usulünde davanın iki nüsha dilekçe ile açılacağı, dilekçenin kabulünden sonra mahkemece duruşma gününün belirleneceği, taraflara duruşma gününde hazır bulunmaları ve ibraz etmek istedikleri belgelerini duruşma gününe kadar mahkemeye ibraz etmeleri, duruşmaya gelmedikleri taktirde yokluklarında karar verilebileceği ihtarını içeren davetiye gönderileceği, 511. maddesinde bu maddelere aykırı olmayan alalade ( yazılı ) yargılama usulüne ilişkin hükümlerin basit yargılama usulünde de uygulanacağı belirtilmiştir. Basit yargılama usulüne tabi davalarda da uygulanması zorunlu olan HUMK’nun 73. maddesinde ise kanunda gösterilen ayrık haller dışında hakimin duruşma yapıp tarafları dinlemeden, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları davet etmeden hüküm veremeyeceği, 151-153. maddelerinde de mahkemelerce yargılama sırasında tutanak düzenleneceği, duruşma tutanağında nelerin yazılacağı, tutanağı kimlerin imzalayacağı açıklanmıştır. Duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde yapılacak inceleme sonucunda karar verilebilecek hususlar ise kanunlarda özel olarak gösterilmiştir. ( HUMK’nun görevsizlik kararına ilişkin 7 ve merci tayinine ilişkin 26. maddelerinde olduğu gibi ) Bütün bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde kural olarak ister yazılı yargılama usulüne isterse basit yargılama usulüne tabi olsun, ister hasımlı isterse hasımsız olarak açılsın, kanunlarda duruşma yapılmaksızın evrak üzerinden karar verilebileceğine ilişkin ayrık bir hüküm bulunmadıkça bütün davalarda duruşma yapılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur.

Somut olaya gelince, davanın mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle hasımsız olarak açıldığı, mahkemece getirtilen nüfus kayıtlarında miras bırakan H. C. T.’ün 08.05.2011 tarihinde dul ve çocuksuz olarak öldüğünün, miras bırakanın anne ve babası ile bekar kardeşi Z. H.’nin de miras bırakandan önce öldüklerinin belirlenmesi üzerine duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mirasın devlete kalacağı düşüncesi ile mirasçılık belgesi verildiği, temyiz aşamasında davacı tarafından ibraz edilen nüfus kayıtlarından da miras bırakanın büyükana ve büyükbabalarının altsoylarından sağ mirasçılarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Kanunlarımızda ister hasımlı isterse hasımsız olarak açılsın mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda duruşma yapılmaksızın, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetildiğinde somut olayda duruşma yapılmaksızın karar verilemeyeceği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca mahkemece davada duruşma yapılmasının zorunlu olduğu gözetilerek tensip yapılıp duruşma günü belirlenmesi, duruşma gününün ihtarlı davetiye ile davacıya bildirilmesi, duruşmada dava dilekçesi okunduktan sonra davacıdan davasının ve varsa delillerinin sorulması, göstereceği delillerin toplanması, davanın resen araştırma prensibine tabi olduğu gözetilerek miras bırakanın büyükana ve büyükbabaları ve onların altsoyları dahil mirasçı olabilecek kişilerin tümünü ve sağ olup olmadıklarını gösterecek şekilde nüfus aile kayıtlarının resen ve eksiksiz olarak getirtilmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken usul hükümleri gözardı edilerek dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına, peşin ödenen harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 23.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/554 K. 2009/1703 T. 11.5.2009

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

KARAR: Dava mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan hüküm davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi yada mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması ilgili kişinin mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmesine ve kendisine mirastan pay verilmesine engel bir neden değildir. Nevarki bu olguların hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceğinin hüküm yerinde gösterilmesi gerekir.

Somut olaya gelince, dosya içeriğinde toplanan delillerden miras bırakan B.I.’ın bekar ve çocuksuz olarak öldüğü, geriye mirasçı olarak annesi S.I. babası A.I.’ı bıraktığı, adı geçenlerin mirasları reddettikleri anlaşılmaktadır. Az yukarda açıklanan hukuksal olgu dikkate alınarak mahkemece mirası reddeden miras bırakanın anne ve babasını ve miras paylarını gösterecek şekilde mirasçılık belgesinin düzenlenmesi yeni hüküm yerinde bu mirasçılarının mirası reddettiklerine işaret edilmekle yetinilmesi gerekirken paylaşım sırasında gözetilmesi gereken reddin sonuçlarının gereksiz yere hüküm yerinde gösterilmesi isabetsiz,

SONUÇ: Davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 82,80 TL temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 11.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/1520 K. 2010/5595 T. 7.10.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Mirasçılık belgesinin iptali davalarında daha önce alınan mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve kendisine pay verilen bütün kişilerin taraf gösterilmesi zorunludur. Davacı taraf, mirasçılık belgesinin iptalini istediği ilamda mirasçı gösterilen kişileri davada hasım göstermeyip, onların yerine davanın tarafı olmayan İstanbul Vakıflar Müdürlüğü ve Hazine’yi davalı göstermiştir. Davanın tarafı olmayan kişiler hasım gösterilerek davanın sonuçlandırılması mümkün değildir.

SONUÇ: Hal böyle olunca mahkemece mirasçılık belgesinin iptali isteminin bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde davanın kabul edilmesi isabetsiz, davalıların temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin yatırılan 91.05 TL harcın istenmesi halinde davacılara iadesine, 07.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3849 K. 2004/4639 T. 12.4.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık belgesinin iptaline ilişkin davalarda; iptali istenen kararda kendisine miras payı verilen tüm mirasçıların davalı gösterilmesi zorunludur. Ü 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1966/290 esas ve K 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1188 esas sayılı dosyalarından, miras bırakan Nefise’nin davalılar dışında da mirasçılarının olduğu anlaşılmaktadır. Nefise’nin mirasçılarının tamamı davalı olarak davaya dahil edilmeden eksik hasımla yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 12.04.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/6002 K. 2006/13958 T. 16.10.2006

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılıktan çıkarılma sebebinin varlığı davalı tarafça kanıtlanamadığı gibi, miras bırakanın bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yaptığı da davacı tarafça ortaya konamamıştır. ( TMK. m.512/3 )

O halde tasarruf davacı mirasçının saklı payı ( TMK. m.506/1 ) dışında geçerlidir. Bu husus belirtilmeksizin tasarrufun tümünün davacı yönünden iptali usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2008/4-332 K. 2008/336 T. 16.4.2008

DAVA : Taraflar arasındaki “Rücuen Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy Asliye 9. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 25.05.2005 gün ve 2004/92 E., 2005/185 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 17.11.2006 gün ve 2005/13100 E., 2006/12449 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava, haksız eylem nedeniyle rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz olunmuştur.

Davalıların miras bırakanı polis memurunu öldürdükten sonra cezaevinde intihar etmiştir. Mirasçı davalıların yasada öngörülen süre içerisinde mirası reddederek buna ilişkin karar örneğini dosyaya sunmadıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalılarca mirasın reddedildiği ve terekenin borca batık olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Mirasın reddine ilişkin yasal hükümlerin burada uygulanamayacağı gözetilerek işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın, açıklanan bu nedenle bozulması gerekmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Dava rücu en tazminat isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurunun davalıları oğlu YA tarafından silahlı saldırıya uğradığını ve sonrasında vefat ettiğini, davalıların oğlu Y.A’nın ise intihar ettiğini, ölen polis memurunun hastane giderlerinin 4.355.040.000 TL. olduğunu ve müteveffa polis memurunun mirasçılarına 32.585.000.000 TL. tazminat ödenmesine karar verildiğini ileri sürerek 32.585.000.000 TL.’nin 31.12.2003 tarihinden itibaren, 4.355.040.000 TL.’nin ise 22.11.2002 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davalılara oğullarından intikal eden mal varlığı bulunmadığını, aczi tüm çevre tarafından bilinirken öldüğünü, MK. 605/2. maddesinde açıkça belirtildiği gibi ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli ise mirasın reddedilmiş sayılacağını, mirasçıların ayrıca bir irade açıklamasına gerek bulunmadığını, davalıların mirası hükmen red etmiş olmaları nedeniyle miras bırakanın borcunun tazminine yönelik davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Yerel Mahkemece; “Davalıların miras bırakanının, ölüm tarihinde ödemeden aciz içinde olduğu ve mirasın hükmen red edildiği ve mirası red eden mirasçı davalıların miras bırakanın borcundan dolayı sorumlu olmadıklarının kabulü gerekir.” gerekçesi ile davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, mirasın reddine ilişkin yasal hükümlerin somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı noktasındadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesi “B.Ret; I.Ret beyanı; I.Ret hakkı” başlığı ile düzenlenmiştir.

Birinci fıkrası “Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” hükmünü içermektedir. Kayıtsız, şartsız red ( hakiki red )olup, bu davada uygulama dışındadır.

İkinci fıkrası “Ölümü halinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır” hükmünü amirdir. Bu hüküm bir karinedir. Konumuzu veyadan önceki cümle ilgilendirmektedir. Türk Kanunu Medenisi’nin 545. maddesinin sadeleştirilmiş şekli aynen kaleme alınmıştır.

Bir çok yargı kararlarında ve ilmi görüşlerde bu red, hükmi red olarak isimlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu, “hakiki redde” süre ile kayıtlı ve mirasçıların tek taraflı irade açıklamasını öngördüğü halde, söz konusu “hükmi reddin” sonuç doğurması için herhangi bir irade açıklaması ya da dava yolu öngörmemiştir. Öyle ki; reddin kendiliğinden oluştuğu kabul edilip, mirasın açılması ile kendiliğinden mirasçılara intikal edeceği (TMK. m. 599) yönündeki kurala bir istisna getirilmiştir. Eğer mirasçı olabilecek kişi sarih irade beyanıyla ya da Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinin ikinci cümlesinde açıklanan davranışlarla mirası kabul etmiş ise, zaten yapılabilecek bir işlem kalmamıştır.

Mirası hükmen red etmiş sayılan kişi, tereke alacaklıları aleyhine husumet yönelterek bu durumun tespitini isteyebileceği gibi, bunu def’i yolu ile de ileri sürebilir.

Somut olayda, mirasçılar def’ i yolunu tercih etmişlerdir. Açılan bu davada miras bırakanın ödemeden aczinin açıkça belli olduğunu dile getirmişlerdir. İşte bu halde mirasın reddedilmiş olduğunun kabulü gerekir.

Bu durumun teyidi yönünden, mahkeme duruşma safahatında; Tapu Sicil Müdürlüğü’ne, SSK İhtiyarlık Sigorta Müdürlüğü’ne, Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne, Emekli Sandığı’na müzekkereler yazmış, aldığı cevaplarla miras bırakanın hiçbir taşınmazının bulunmadığı, vergi mükellefi olmadığı, SSK ve Emekli Sandığı’ndan maaş almadığı belirlenmiştir. Ayrıca; Emniyet Müdürlüğü’nden alınan cevabi yazıda da, miras bırakanın ölmeden önce boşta gezdiği, işinin olmadığı, üzerine kayıtlı mal varlığının bulunmadığı tespit edilmiştir. Dinlenen şahit de bu durumu teyit etmiştir.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, miras bırakanın taşınır, taşınmaz hiçbir malı olmadığı gibi, maaşının da bulunmadığı, herhangi bir işte de çalışmadığı belirlenmiştir. Yani miras bırakanın ödemeden aczi açıkça bellidir. Karinenin doğruluğu somut olayda saptanmış olup, aksi davacı tarafından ispat edilememiştir.

Bu görüşümüzü; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.03.1984 gün ve 1982/2266 E, 1984/239 sayılı kararı ile, 14.03.2001 tarih ve 2001/2-220 E, 240 sayılı kararları da doğrulamaktadır.

Yukarıda açıklanan ve tüm dosya muhteviyatına uygun olan gerekçeler karşısında usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 16.04.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/679 K. 2013/1367 T. 7.3.2013

DAVA: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili, müvekkilinin S.S. Elit ( Nar Çiçeği ) Konut Yapı Kooperatifi yönetim kurulunun 09.03.2009 tarihli kararı ile davalıların murisi İ. T.’nin 20 no’lu daireye ait peşin bedelli üyeliğini devraldığını ve ortaklık senedinin düzenlendiğini, ancak kooperatifçe üyelere tapuları devredilmediğinden müvekkilinin sadece üyelik devir işlemini gerçekleştirdiğini, müvekkiline devir işlemi yapılması gerekirken müteveffa İ. T. adına tapu tescil işleminin yapıldığını, İ. T.’nin müvekkiline tapu devri gerçekleştiremeden 30.06.2009 tarihinde vefat ettiğini ileri sürerek, davalılar murisi İ. T. adına kayıtlı S.S. Elit ( Nar Çiçeği ) Konut Yapı Kooperatifi nezdindeki 20 no’lu taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan T. T., M. T. ve L. M. T.’ye velayeten M. D., Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/109 E, 2010/283 K sayılı kararı ile muris İ. T.’nin mirasının reddine karar verildiğini beyan etmiştir. Diğer davalılar yargılamaya katılmamışlardır.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; muris kooperatif üyesi iken 09.03.2009 tarihinde üyeliğini davacıya devrettiği, yönetim kurulunun aynı tarihli kararı ile davacıyı peşin bedelli üye olarak kabul ettiği, ancak ferdileşmeyle birlikte 20 no’lu bağımsız bölümün muris İ. T. adına tescil edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın davacı adına tesciline, yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalılar, T. T., M. T. ve L. M. T.’ye velayeten M. D. ve H. A. T. temyiz etmiştir.

Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mirası reddetmiş bir kimseye karşı mirasçı sıfatı ile dava açılırsa dava sıfat yokluğu nedeniyle reddedilir. Somut olayda, muris İ. T.’nin mirasçılarının bir kısmının mirası reddetmiş olduğu anlaşıldığı halde, mahkemece mirası reddediğini ileri süren davalılar yönünden reddi miras kararının sonucu araştırılıp, bu kararın kesinleşen mirasçılar yönünden davanın husumetten reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar T. T., M. T. ve L. M. T.’ye velayeten M. D. ve H. A. T.’nin temyiz isteminin kabulü ile kararın davalı T. T., M. T. ve L. M. T.’ye velayeten M. D. ve H. A. T. yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.03.2013 oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/23214 K. 2012/8265 T. 3.4.2012

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Mirasbırakan 13.07.2009 tarihinde bekar ve çocuksuz olarak ölmüş, yasal mirasçı olarak annesi, kardeşleri Yurdanur ve Aynur ile kendisinden evvel vefat eden kardeşi Naci’nin oğlu Okan kalmıştır. Yasal mirasçılarından kız kardeşleri Yurdanur ve Aynur, mirası kayıtsız şartsız reddetmişlerdir. Mirası reddedenlerin payı, miras açıldığı zaman sağ değillermiş gibi, kendi altsoylarına geçmiştir ( TMK.md.611 ). Ret sebebiyle miras açıldığı andan itibaren Yurdanur ve Aynur, yasal mirasçılık sıfatlarını yitirdiklerinden bunların eşleri hiçbir zaman mirasçı olamazlar. Yasal mirasçılık sıfatı bulunmayanların ise mirası ret hakkı yoktur. Bu bakımından, mahkemece verilen ret kararı, davalı Hasan ve Necabettin yönünden açıklanan sebeple sonucu itibarıyla usul ve yasaya uygun olup, adı geçen davacıların temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmemiştir.

2-Diğer davacıların temyiz itirazlarına gelince;

Davacılardan Tevfik ve Bülent, mirası reddeden Yurdanur’un altsoyu, Onur Murat ve Eda ise mirası reddeden Aynur’un altsoyudur. Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse, bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar ( TMK.md.608/3 ). O halde, öğrenme tarihine yönelik deliller toplanarak sonucuna göre reddin süresinde olup olmadığının tespiti gerekir. Bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davacılar Tevfik, Bülent, Eda ve Onur Murat’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, diğer davacılar Hasan ve Necabettin’in temyiz itirazlarının reddiyle, bunlarla ilgili verilen hükmün yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oybirliğiyle, 03.04.2012 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/729 K. 2004/3857 T. 6.4.2004

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, birleştirilen davalar ile kök muris Mustafa’nın oğlu Mahir’in çocukları olduklarını, kök muris Mustafa’nın 6 ayrı taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak dava dışı 2. eşi Cemile’ye ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiğini, Cemile’nin de yine muvazaalı olarak davalıya devrettiğini ileri sürerek, payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, murisin mal kaçırma kastı olmadığını, 17 ayrı taşınmazı daha bulunduğunu bildirmiş, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, kök muris Mustafa’nın ölüm tarihinde davacıların mirasçı olmadıkları, dava açma haklarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 06.04.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat Ekrem Çakmak ile temyiz edilen vekili avukat Erendiz Önal geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, Borçlar Kanununun 18. maddesinden kaynaklanan ve dayanağını 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından alan “muris muvazaası” hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacılar, birleştirilen davalar ile kök murisleri Mustafa tarafından çekişme konusu taşınmazların ( ölünceye kadar bakma akdi ve satış suretiyle ) muvazaalı olarak temlik edildiğini ileri sürerek, iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacıların, kök miras bırakan Mustafa’nın ölüm tarihi olan, 09.02.1966 tarihinde mirasçı olmadıklarından dava açma hakları bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Davada ileri sürülen iddianın niteliği itibariyle çözüme kavuşturulması gereken husus, davaya konu temliki işlemin yapıldığı tarihte başkaca mirasçıların varlığına karşın kök murisin ölüm tarihinde davacıların miras bırakanlarının sağ olmaları sebebiyle henüz mirasçı sıfatını kazanamamalarından dolayı 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulup bulmayacağı ve davacılar tarafından temliki işlemlere ilişkin iptal davasının açılıp-açılmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, uyuşmazlıkta uygulama yeri olan İnançları Birleştirme Kararında ( bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını gerçekte bağışlamak istediği halde tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıkladığının gerçekleşmesi durumunda saklı pay sahibi olsun yada olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların görünürdeki sözleşmenin muvazaalı olduğunu ve gizlenen bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri, bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için düzenlenen Medeni Kanunun 565 ( eski 507 ) ve 669 ( eski 603 ) maddelerinin sağladığı haklara etkili olamayacağı ) öngörülmüştür. Gerek kararın gerekçesinden, gerekse bağlayıcı olan sonuç bölümünden böyle bir davanın miras bırakanın ölüm tarihinde mirasçılık sıfatını taşıyanların açabileceğini kabul etmek olanağı yoktur. Aksine “miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar” denerek o tarihte mevcut ve sonradan ortaya çıkabilecek mirasçılar bakımından ayrım yapılmış değildir.

Nitekim 22.05 1987 tarih 4/5 Sayılı İnançları Birleştirme Kararının sonuç bölümünde de “miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların” dava açabilecekleri belirtilmiştir.

Öte yandan, Medeni Kanunun 580. maddesi uyarınca “mirasçı olabilmek için miras bırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ olmak şarttır. Mirasın açıldığı anda sağ olan mirasçı sonradan ölürse onun miras hakkı kendi mirasçılarına kalır” hükmü getirilmiştir.

Medeni Kanunun değinilen açık hükümleri karşısında ve istikrar kazanmış Yargıtay İçtihatlarında murisin temliki işlemi yaptığı tarihteki çocukları ve bundan sonra ana rahmine düşen çocukları ( mirasçıları ) arasında dava açma hakkı yönünden bir fark gözetilmemiştir. Bunun yanısıra miras bırakanın başka bir mirasçısının muvazaa nedeniyle dava açıp, tapu kaydının iptali ile terekeye döndürülmesini sağladığı takdirde temlik tarihinden sonra mirasçı olan kişinin o taşınmaza payı oranında malik olacağı da kuşkusuzdur.

SONUÇ: Hal böyle olunca, dava konusu temliki işlemden sonra mirasçılık sıfatını kazanan mirasçıya muvazaa nedeniyle dava açmak hakkı tanınmaması, muvazaalı işlemin hüküm ve sonuçlarına ilişkin ilkelere, Medeni Kanunun açık hükümlerine ve sözü edilen İnançları Birleştirme Kararı, Yargıtay ‘ın yerleşmiş içtihatlarına aykırı olduğundan miras bırakanın ölüm tarihinde henüz murislerinin sağ olması nedeniyle mirasçı olmayan daha sonra mirasçılık sıfatını kazanan davacılar yönünden 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulacağı ve dava açabileceklerinin kabulü ile işin esası yönünden bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.04.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/5402 K. 2011/171 T. 20.1.2011

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava; mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de; oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir.

743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 443/1. maddesinde “Nesebi sahih olmayan hısımlar, ana tarafından nesebi sahih hısımlar gibi mirasçılık hakkını haizdir. Bunların, baba cihetinden mirasçı olabilmeleri; babalarının kendilerini tanımış veya babalıklarına hüküm sudur etmiş bulunmasına mütevakkıftır” hükmü yer almaktadır.

Somut olaya gelince; miras bırakan Hüseyin 01.02.1988 yılında vefat etmiş ve nüfus kayıtlarına göre resmi nikâhlı eşi Hane ve çocukları geride kalmıştır. Miras bırakanın mirasçılarını gösterir Ümraniye 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2005/522 E. – 2005/26 K. ilamıyla mirasçılık belgesi alınmıştır. Davacı; miras bırakanın nikâhsız eşi Fatime ile evliliğinden 1930 yılında dünyaya geldiğini, babası yerine amcasının nüfusunda kayıtlı olduğunu, gerçek babasının miras bırakan olduğunu ileri sürerek tanık dinletmiştir. Miras bırakanın nüfus hanesinde davacının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre, miras bırakanın, davacının babası olduğu benimsenerek önceki mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmiştir.

Mirasın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu’nun 443. maddesine göre, nesebi sahih olmayan kişilerin baba yönünden mirasçı olabilmeleri ancak babalarının kendilerini tanımış veya babalığa hükmedilmiş olmasına bağlıdır. Dosyamızda davacının miras bırakan tarafından tanınması veya mahkemece babalığa hükmedilmesi söz konusu olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,

SONUÇ: Davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, davalılar tarafından yatırılan peşin temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, 20.01.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/11232 K. 2002/12852 T. 21.11.2002

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Müteveffanın vefatı anında terekenin borca batık olduğu herkesçe biliniyor ve sabit ise miras reddedilmiş sayılır. ( TKM. m. 545 ) Mirasçılar Medeni Kanunun 550. maddesinde yazılı eylemlerde bulunmadıkça, başka bir ifade ile ret hakkından yoksun kalmadıkça her zaman terekenin borca batık olduğunun tespitini isteyebilirler.

Olayda; davacıların murisi ( oğlu ) Mehmet 5.1.1993 tarihinde, davalı İ… Demir ve Çelik A.Ş.’ye ait stok sahası içindeki hemzemin geçitte müterafik kusuruyla yol açtığı kazada ölmüştür. Aynı kazada ölen iki yolcunun, geride kalan hak sahipleri tarafından davalı ( İ… Demir ve Çelik A.Ş.’ye ) karşı Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinde iki ayrı tazminat davası açılmış, bu davalar sonucunda mahkemece; davalı şirketin, ölenlerin hak sahiplerine tazminat ödemesine karar verilmiştir.

Davalı şirket, ödediği tazminatların, muris Mehmet’in kusuru oranında rücuan tahsili için “”mirasçıları”” olan davacılar aleyhine iki ayrı dosya ile 15.9.2000 tarihinde ilamsız icra takibinde bulunmuştur.

İcra takiplerinin kesinleşmesinden sonra davacılar 22.1.2001 tarihinde terekenin borca batık olduğu ileri sürerek mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığının tespitine ve takiplerden dolayı da kendilerinin borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istemişlerdir.

Davacıların murisinin sebep olduğu kazada ölenlerin, geride kalan hak sahipleri tarafından, davalı ( İ… Demir ve Çelik A.Ş. ) ye karşı açılan tazminat davalarının, davalı tarafça o davalarda “”üçüncü kişi”” durumunda olan davacılara İHBAR edilmiş olması ( HUMK. 49, 52 ), ihbardan sonra; ihbar olunanların, herhangi bir müdahale talebi bulunmadığı gibi, ihbar edenin yerine geçerek ve onun temsilcisi olarak davayı takip etme iradelerine ilişkin bir beyanları da bulunmadığına göre; mirası sahiplenme anlamına gelmez. Davanın ihbarı sadece, üçüncü kişiye karşı açılacak bir rücuan tazminat davasında ihbar edeni, davanın kaybedilmiş olmasından dolayı sorumlu tutulmasına mani olur.

Öte yandan, davalının, ödediği tazminatların rücuan tahsili için davacılar aleyhine yürüttüğü icra takibinin kesinleşmiş olmasından sonra “”borca bataklığın tespiti davası”” açılamayacağına ilişkin yasalarımızda bir kural da bulunmamaktadır. Hükmen redde bir süreye tabi değildir. İcra takibi kesinleşmeden önce de borca batıklığın bildirilmiş bulunmasına göre, o halde hükmen redde karar verilmiş olmasında bir yanlışlık bulunmamaktadır.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın gösterilen nedenlerle ( ONANMASINA ), harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 21.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/9718 K. 2009/4223 T. 9.3.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı mirası kayıtsız şartsız kazanmış olacağı gibi ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı mirası reddedemez.

Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır. Bu olgunun saptanması için her zaman dava açılabilir. Başka bir anlatımla hükmen ret ( TMK. md. 605/2 ) istemi herhangi bir süreye bağlı değildir.

Davacılar dava dilekçesinde terekenin borca batık olduğundan yasa gereği mirasın reddedilmiş durumda olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Mirasın hükmen reddi davası ( TMK. md. 605/2 ) üç aylık gerçek ret ( TMK. md.605/1 ) süresine tabi olmadığından tarafların delilleri toplanıp değerlendirilmesi ve sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddi doğru olmamıştır.

2- Kabule göre de;

Davacı Özlem, velayeti altındaki 21.08.2004 doğumlu Merve Berfin’e velayetende dava açmıştır. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa ilgilisine istek üzerine veya resen temsil kayyımı atanır. ( TMK. 426/2 ) Mirasın reddi davasında davacı annenin yararı ile küçük Merve Berfin’in yararı çatışma içindedir. O halde mahkemece Türk Medeni Kanununun 426/2. maddesi uyarınca küçük Merve Berfin’e temsil kayyımı tayin ettirilmesi, husumetin temsil kayyımına yöneltilmesi, gösterdiği takdirde delillerin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesinin düşünülmemesi de yerinde değildir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda l. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/19751 K. 2007/14362 T. 25.10.2007

DAVA: Tararlar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 s. Yürürlük K. md. 17 )

Mirasbırakan Bahri, 6.7.1984 tarihinde dul olarak ölmüş, mirasçılarından oğlu Sami, kendisinden sonra 1.4.1997 tarihinde vefat etmiştir. Miras açıldıktan sonra vefat eden mirasçının hakkı kendi mirasçılarına intikal eder. ( TKM. Md. 522 )

Mirasbırakandan sonra vefat eden mirasçı Sami’nin altsoyunun tamamı Sami’nin mirasını reddetmişler. Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 1997/279-287 sayılı veraset belgesinde altsoyun tamamının mirası reddetmiş olmaları nedeniyle Sami’nin mirasının tamamının sağ eşi Şakire’ye aidiyetine karar verilmiştir.

Mirasbırakan Bahri’nin altsoyunun mirası reddi bulunmamaktadır.

Mirasın açılmasından sonra ölen mirasçının altsoyunun kendi murislerinin mirasını reddetmiş olması, veraset belgesi verilmesine engel teşkil etmez. Reddin hukuki sonuçlarının terekenin paylaştırılması sırasında gözetileceğine işaret edilmek suretiyle bu durum yok sayılarak mirasçıları ve miras paylarını gösterir biçimde hüküm tesisi edilmesi gerekir. Bu yön dikkate alınmadan, yazılı olduğu şekilde karar verilesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 25.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/5211 K. 2011/8037 T. 10.5.2011

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava hükmen redde ilişkindir. ( TMK. md. 605/2 )

1-Davacı Kerim hakkındaki hükme yönelik temyiz incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre temyiz itirazları yersizdir.

2-Davacı Saded hakkındaki hükme yönelik temyize gelince;

Davacı Saded 11.04.2006 tarihli oturumda mirasbırakanın ölümünden sonra mal müdürlüğüne 5000 TL ödemede bulunduğunu açıklamıştır.Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan ve mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez. ( TMK. md.610/2 ) Ret hakkının yitirilmesine ilişkin bu hüküm hükmen ret durumunda da uygulanır. Açıklanan nedenlerle bir mirasçı, kesin şekilde mirasa sahip çıkıp yukarıdaki tasarruflarda bulunduktan sonra hükmen ret talebinde bulunamaz. ( 2.H.D 18.03.2010 gün ve 2009/15136 esas 2010/5255 karar, 12.05.2009 gün 2009/6082 esas 9439 sayılı kararları ) Davacı Sadet yönünden isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan yönlerinin yukarıda l. bentte açıklanan nedenlerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.05.2011 ( Salı )

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/25331 K. 2013/17973 T. 26.6.2013

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı, sulh mahkemesine hasımsız yaptığı başvurusunda; babası F. D.’un 16.2.2012 tarihinde öldüğünü, mirasbırakandan çok borç kaldığını belirterek mirasını istemediğini, üç aylık sürede mirası reddettiğini bildirmiş; mahkemece; “talebin mirasın gerçek reddi olmayıp, hükmen reddi isteğine ilişkin olduğu, hükmü ret talebinin, alacaklılar davalı gösterilmek suretiyle açılması gerektiği, hasımsız açılamayacağı” gerekçesiyle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-b maddesine dayanılarak dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmiş; kararı davacı temyiz etmiştir.

Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. ( TMK. m. 605/1 ) Türk Medeni Kanununun 609’ncu maddesinde yer alan hükme göre; mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır. Sulh hakimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder. Süresi içinde yapılmış ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge verilir. Mirasbırakanın 16.2.2012 tarihinde öldüğü, davacı mirasçının, “üç aylık süre içinde mirası reddediyorum” açıklamasıyla, davalı olarak herhangi bir şahsı göstermeksizin 5.4.2012 günü yazılı olarak sulh mahkemesine başvurduğu görülmektedir. Başvuru dilekçesinde, ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi veya terekesinin borca batık olduğuna ilişkin bir açıklama ve bu yönde bir tespit kararı verilmesi isteği bulunmamaktadır. Başvuru dilekçesindeki “mirasbırakandan çok borç kaldığına” dair açıklama, Türk Medeni Kanununun 605/2. maddesine dayalı bir dava açıldığını göstermez. Bu bakımdan istek, mirasın gerçek reddine ( TMK. m. 605/1 ) ilişkin olup, Yasanın 609’ncu maddesine göre yapılan bir başvuru niteliğindedir. Öyleyse davacının başvurusunun bu çerçevede değerlendirilerek, beyanının tutanakla tespit edilip, özel kütüğüne tesciline karar verilmesi ve davacıya reddi gösteren belge verilmesi gerekirken, davanın hatalı olarak hükmü ret olarak nitelendirilmesi ve yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oybirliğiyle, 26.06.2013 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/1085 K. 2011/15751 T. 13.10.2011

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, Türk Medeni Kanununun 618.maddesine dayalı “mirasın reddinin iptali” davasıdır.

Kanunda özel hüküm bulunmadığı ve Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevini açıklayan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 4. maddesinde gösterilen davaların dışındaki her dava Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür. Mirasın reddinin iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Bu açıklama karşısında, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken; işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/8036 K. 2008/6856 T. 12.5.2008

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir. Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse, tasarruf mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur ( 4721 s. TMK. m. 512 ). Bu halde mirasçının hissesi saklı payına indirilir. Mirasçılıktan çıkarmanın iptali kademelidir. Öncelikle mirasbırakanın apaçık yanılıp yanılmadığı araştırılır ( 4721 s. TMK. m. 512 /son ). Eğer bu hal yoksa, davalı mirasçılıktan çıkarma sebebini ispat edememişse, davacının alacağının belirlenmesi için davaya tenkis davası gibi devam edilmesi gerekir ( 4721 s. TMK. m. 560 ).

Mirasbırakan vasiyetnamesinde çıkarma sebebini açıklamıştır. Ancak gösterilen sebep mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalılar tarafından kanıtlanamamıştır ( 4721 s. TMK. m. 512/3 ). Davacı tenkis davası açtıklarını ve derdest olduğunu da belirtmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 512 /son maddesi uyarınca iptalin saklı pay miktarı dışında geçerli olacağı düşünülmeden yazılı şekilde tasarrufun tamamının iptal edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/6349 K. 2007/7938 T. 14.5.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirastan feragat sözleşmesi ( TMK. m. 528 ) , miras sözleşmesinin bir çeşidi olduğundan, resmi vasiyetname şeklinde yapılması zorunludur ( TMK. m. 545 ve Y.İç. B.K. 11.02.1959 tarih, 16/14 sayılı kararı ) . Davaya konu 07.06.2004 tarihli sözleşmeye miras bırakan Cemal bizzat katılmayıp vekaleten düzenlendiğinden, geçerli bir mirastan feragat sözleşmesinden söz edilemez. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan sebeple ( BOZULMASINA ) , bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/3314 K. 2008/5755 T. 18.11.2008

DAVA: Soyer Şimşek ve Işık Şimşek ile İnci Pratik aralarındaki mirastan feragat sözleşmesinin iptali, tenkis ve alacak davasının reddine dair Mersin 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.03.2008 gün ve 640/105 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.11.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden Soyer Şimşek bizzat vekili Avukat Ahmet Sağlam ve karşı taraftan İnci Pratik vekili Avukat Erden Er geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacılar Soyer ve Işık Şimşek vekilleri, babalarının evlatlıktan reddetme korkusu ve davalının eşinden boşanacağı endişesiyle ortak miras bırakan Süleyman Işık adına kayıtlı dava konusu 3071 parseldeki 1 numaralı bağımsız bölümden davalı lehine mirastan feragat ettiklerini, özgür iradeleri ile karar vermediklerini ileri sürerek 12.3.2001 tarihli mirastan feragat sözleşmesinin iptal edilmesini, bu istekleri yerinde görülmezse, TMK.nun 506 ve devamı maddelerine göre tenkise veya feragat karşılığı olarak aldıkları 6000 YTL’nin davalıya geri verilerek vekil edenlerinin de miras paylaşımına katılmalarına karar verilmesini istemiştir.

Davalı İnci Pratik vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, sözleşmede belirtilen feragat karşılığının davacılara ödendiğini, serbest iradeleriyle sözleşme imzalandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, dava dilekçesindeki anlatımlara göre iradeyi sakatlayan olguların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hata, hile ve ikrah nedeniyle mirastan feragat sözleşmesinin iptali isteğine ilişkindir. Sözleşmeyi imzalayan tarafların iradelerini sakatlayan yukarıda tanımlanan her türlü olgu, tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Davacılar vekili tarafından delil listesi sunulmasına rağmen, mahkemece dava dilekçesindeki anlatımlarla yetinilerek, taraf delilleri toplanmadan yazılı şekilde karar verilmiştir. Uyuşmazlık hakkında hüküm kurulabilmesi için iddia ve savunmaya ilişkin delillerin eksiksiz olarak toplanması gerekir. İddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri eksiksiz olarak yöntemine uygun şekilde toplanarak, tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeye dayanarak delil toplanmadan karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, yerinde görülen davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 550 YTL.Avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine ve 14,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/15407 K. 2009/507 T. 22.1.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir.

2- Mirasbırakan 24.04.2002 tarihinde vefat etmiş, geriye mirasçı olarak ilk eşinden olma davacı oğlu ile ikinci eş ve bundan olma üç çocuğunu bırakmıştır. Dava mirasbırakanın ikinci eş ve bundan olma iki çocuğuna 26.03.1992 tarihli muayyen mal vasiyeti ile yaptığı kazandırmanın iptal ve tenkisi isteğine ilişkindir.

Davalılar, davacının mirasbırakan ile yaptığı sözleşme nedeniyle, mirastan pay alamayacağının ileri sürmüşlerdir. Mirastan feragat sözleşmesinin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. ( TMK. md. 545 ) Miras haklarından feragat ancak resmi şekilde yapılacak bir sözleşme ile sonuç doğurur. Mirasbırakan ile davacı arasında mirasbırakanın sağlığında 28.10.1995 tarihinde adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşme mirastan feragat niteliğinde değildir. Vasiyetnameler de kayıtsız şartsız tenkise tabidir. Davacının mirasbırakanın sağlığında ondan aldığı karşılıksız kazandırmalar tenkise tabi oldukları takdirde saklı paydan indirilebilir.

O halde sözü edilen belgenin koşullarının varlığı halinde tenkis hesabında dikkate alınması gerekecektir. Mahkemece tenkis hükümleri çerçevesinde inceleme yapılıp davalılara ölüme bağlı tasarrufla yapılan kazandırmanın tasarruf edilebilir kısmı aşıp aşmadığı ve davacının saklı payına el atıp atmadığı değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin yukarıda l. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/4829 K. 2010/6159 T. 27.10.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükümün davacı tarafından yapılan temyiz inceleme isteminin REDDİNE, ilişkin olarak dairemizin 8.4.2010 gün ve 2010/678-2024 E K. sayılı ilamının tashihi karar yoluyla incelenmesi davacı Birsen Ö. tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: 1-)Her ne kadar davacı Birsen Ö.’in temyiz inceleme isteğinin süre aşımından Reddine karar verilmiş ise de, davacı vekili Av. Ali Genc’in karar düzeltme dilekçesi ekindeki İzmir Baro Başkanlığının tarihsiz yazısından faaliyetlerini Karşıyaka İzmir adresinde sürdürdüğünün bildirildiği, dava dosyası içeriğinden de davacı vekilinin İstanbul’da adres göstermediği, böylece davacı vekiline İncirli Caddesi … sokak No:… Bakırköy İstanbul adresinde yapılan gerekçeli karar tebliğinin geçersiz olduğu bu sebeple mahkeme yazı işleri müdürü tarafından 23.12.2009 tarihinde gerekçeli kararın davacı vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ikinci kez ve doğru olarak yapılan tebligata değer verildiğinde davacı vekilinin temyiz inceleme isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla davacının karar düzeltme isteminin kabulüyle dairemizin temyiz inceleme isteğinin süre aşımından reddine ilişkin 8.4.2010 tarih 2010/678-2042 E.K. sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2-)Davacı dava dilekçesinde davalı kardeşi Gönül Ç.’un miras bırakan Nesibe Ç. ile 24.3.1997 tarih 19268 yevmiye numaralı mirastan feragat sözleşmesi imzaladığını ve bu hususun Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkeme sinin 23.1.2008 gün 2008/19-50 E.K. sayılı kararı ile hüküm altına alındığını, buna rağmen Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 13.12.2007 tarih 2007/651-555 E.K. sayılı mirasçılık belgesinde bu hususun gözetilmediğini öne sürerek Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/651-555 E.K. sayılı mirasçılık belgesinin iptali ile miras bırakan Nesibe Ç.’un mirasçısı olarak sadece davacının kaldığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece mirasçılıktan çıkarma, mirastan feragat ya da mahrumiyet hallerinin varlığının veraset belgesinin verilmesine engel teşkil etmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkeme kararının gerekçesinde de belirtildiği gibi mirasçılık belgesi maddi bir olayın varlığını ve kişiler arasındaki irs ilişkisini tespit eden belgelerdendir. Bu olgu gözetildiğinde mirasçılıktan çıkarma, mirastan feragat ya da mirastan yoksunluk ( mahrumiyet ) hallerinin varlığı mirasçılık belgesi verilmesine engel değildir. Ne var ki; mirasçılıktan çıkarma ( iskat ), mirastan feragat veya mahrumiyetin hukuki sonuçlarının terekenin paylaşımı sırasında gözetileceğine işaret edilmek suretiyle ve bu durumlar yok sayılarak miras paylarını gösterir biçimde hüküm tesis edilmesi gerekir.

Somut olaya gelince; davalı Gönül Ç. mirastan feragat ettiğine göre mahkemece davacının davasının kabulüyle Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 13.12.2007 tarih 2007/651-555 E.K. sayılı mirasçılık belgesinin iptali ile mirastan feragat sözleşmesi yok sayılarak davacı ve davalının miras paylarını gösterir biçimde yeniden hüküm tesis edilmesi, çoğun içinde azı da vardır kuralı da gözetilerek hüküm yerinde ayrıca mirastan feragatin hukuki sonuçlarının terekenin paylaşımı sırasında dikkate alınacağının gösterilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan 35,50 TL harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 27.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/6198 K. 2008/7959 T. 25.6.2008

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakanın 156 parselde bulunan 5 nolu bağımsız bölümü ara malik kullanmak suretiyle esi olan davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, aynı zamanda davalının mirasçılara karşı hile taşınmazı elde ettiğini ileri sürerek, miras payı oranında tapu iptal ve tescile, taşınmazın el değiştirmesi durumunda payı oranında emsal bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, miras bırakanın davacıya mirastan ıskat ettiğini, aynı zamanda davacının çekişmeli taşınmazla ilgili feragatta bulunduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, miras bırakanın vasiyetnamesinin geçerli olduğu, davacının miras hakkından ıskat edildiği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkin olup mahkemece, davacının vasiyetname ile mirastan ıskat edildiği ve davacının sıfatı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerçektende, dosya içerisinde bulunan İstanbul 18. Noterliğinde düzenlenen 24.2.2000 tarih 79711 sayılı vasiyetname ile muris tarafından davacının mirastan ıskat edildiği sabittir. Ancak, davacı dosya içinde bulunan Fatih 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.3.2004 tarih 2004/220 Esas – 2004/256 Karar sayılı mirasçılık belgesi ile murisin mirasçısı olarak gösterilmiştir.

4721 Sayılı TMK’nın 510 ve devam eden maddeleri uyarınca ıskat edilen mirasçının miras bırakanın terekesinden hak elde etme olanağı yoksa da anılan veraset belgesinde davacının halen murisin mirasçısı olarak gözüktüğü anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, davacının davada aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti önem ifade eder. O halde, davanın neticesine etkili olduğu gözetilerek, davalılara yukarıda belirtilen gerekçelerle hasımlı açılacak davada davacının mirasçı olarak gösterildiği mirasçılık belgesinin, vasiyet yolu ile mirasçılıktan çıkartıldığı da öne sürülmek suretiyle iptali ve yeni mirasçılık durumunu belirleyen kararın alınması için önel verilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek davacının davada sıfatı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.06.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/2766 K. 2009/7790 T. 22.4.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirastan çıkarılma ve mirastan yoksun kalma sebepleri ya da mirasın reddi veya mirastan feragat sözleşmesi bulunması mirasçılık belgesi verilmesine veya istenmesine engel değildir. Mirasbırakan Fatma’nın eşi Cemal davadan önce vefat etmiş olup, mirasçıları da davacılardır. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılamada sanık Cemal vefat ettiğinden davanın düşmesine karar verilmiştir. Mirastan yoksunluğu düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 578. maddesinin 1. fıkrasında, mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmek mirastan yoksunluk sebebi olarak gösterilmiştir. Mirastan yoksunluğun tespiti de mirasçılık belgesi verilmesinde görevli mahkemeye aittir. Mahkemece yapılacak iş, ceza dosyası da incelenerek mirastan yoksunluk sebebinin bulunup bulunmadığının tespiti ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Yoksunluk sebebinin tespiti halinde mirasçılık belgesinde miras paylarını gösterecek şekilde hüküm kurulması, ancak Cemal’in mirastan mahrum olduğunun ve mahrumiyetinin hukuki sonuçlarının terekenin paylaştırılması sırasında gözetileceğine işaret edilmelidir. Yukarıda yazılı kurallara uyulmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.04.2009 gününde, oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/5672 K. 2003/8996 T. 17.6.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden vekili Av.A. ile karşı taraf vekili Av. Y geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Miras ölüm günündeki hükümlere göre mirasçılara intikal eder. (4722 S.K. md.17)

1-Mahkemece bozma ilamlarına uyulmuş ancak bozma gerekleri yerine getirilmemiştir.

2-Murisin terekesi belirlenmemiştir. Tenkis davalarında tereke mevcudunun ( temlik içi-temlik dışı )mahkemece resen araştırılması zorunludur. Tarafların sonradan terekeye dahil taşınır veya taşınmaz başka mal bulunduğunu iddia etmeleri, iddia veya savunmanın genişletilmesi niteliğinde kabul edilemez. Şu halde öncelikle terekenin tesbiti muris adına olan mal varlığı taraf vekillerinin beyanı da alınarak belirlenmelidir. ( HUMK.75. m. )

3-Tereke kapsamındaki menkul- gayrimenkul mal varlığı hakkındaki bilgi, belge ve kayıtlar dosyaya celbedilmelidir. Bu bağlamda dosya içinde dava konusu 533 parsel nolu taşınmaz ile temlik dışı 54 parsel nolu taşınmaz dışında diğer taşınmazların tapu kayıtları bulunmamaktadır. Kayıtların dosyaya intikali sağlanmalıdır.

4-Tereke mevcudu belirlenmediği gibi, terekenin murisin ölüm tarihi itibariyle değeri ve özellikleri de belirlenmemiştir. 28.6.1999 tarihli raporda yalnızca 533, 749, 1256 parsel nolu taşınmazların murisin ölüm tarihi itibariyle değerleri belirlenmiş, uyulan ikinci bozmadan sonra ise 2002 yılı itibariyle hesaplama yapılmıştır.

Davaya konu ve murisin adına olan tüm terekenin ( temlik içi-temlik dışı )murisin ölüm tarihi itibariyle değerinin tesbiti; gerek sabit tenkis oranının hesaplanması, gerekse ihlal edilen mahfuz hissenin belirlenmesi için zorunludur. Dosya içinde bir kısım parseller hakkındaki değerlerin nasıl belirlendiği anlaşılamamakta, bu konuda ehil ve uzman bilirkişi raporları dosyada bulunmamaktadır. Bu sebeple tenkis raporundaki denetime elverişli olmayan hayali olarak tesbit edilen değerlere ve buna bağlı sabit tenkis oranına itibar edilemez. Yine Türk Kanunu Medenisinin 506. maddesindeki bölünmezlik durumunun da doğru sabit tenkis oranına göre araştırılması, bölünemezlik durumunun tesbiti halinde davalıya tercih hakkının kullandırılması gerekir. Belirtilen hususlar yerine getirilmeden kullanılan tercih hakkı geçersiz olup hiçbir sonuç doğurmaz

Tenkis ( indirim )davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru )yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai )davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik )dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. ( MK.454 )Miras bırakanın Medeni Kanunun 453. maddesinde belirlenen mahfuz hisseye tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel )ve subjektif ( öznel )unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelem kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi Tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 507. maddesinin 1,2 ve 3 fıkrasında gösterilenler )veya mahfuz hisseyi ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni kanunun 512. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 503. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 505. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI )tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı ( MK.506 )araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 506. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan, davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

5-Kabule göre de; Mahkemece taşınmazların bölünemezliği kabul edilmiş, ancak davacılar ve davalı adına hisseli tapu oluşturulmuştur.

Kıymetine noksan gelmeksizin taksimi kabil olmayan muayyen bir mal vasiyet edilipte işbu vasiyet tenkise tabi olursa, lehine vasiyet yapılan kimse, dilerse, tasarruf nisabı miktarını nakden alır, dilerse tenkisi lazım gelen miktarın kıymetini verip o malı talep eder. ( TKM.506. m)Maddede öngörülen bu kuralın sadece mal vasiyetlerinde değil, sağlararası tenkise tabi tasarruflarda da uygulanacağı hususunda Yargıtay ve doktrin görüş birliği halindedir. Türk Kanunu Medenisinin 506. maddesi uyarınca ödenecek naktin ( kıymet ), aynı hükme göre kullanılan tercih hakkı günündeki fiyatlar dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. ( 11.11.1994 gün 4/4 sayılı İ.B.K. gerekçesinden )

Buna göre bölünme mümkün ise “ayın” verilir. Aksi halde davalının seçim hakkına göre ya temlike konu şey davacıya bırakılır, ve davalı tasarruf nisabını ( mahfuz hisselerin alınmasından sonra geriye kalan kısmı )nakten alır, ya da davalı saklı payı vererek malı alıkor.

SONUÇ: Mahkemece yasa hükmünün uygulanmasında hataya düşülmüş olup, yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/4-359 K. 2011/405 T. 8.6.2011

DAVA: Taraflar arasındaki “tasarrufun iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 4.3.2009 gün ve 2007/298-2009/31 Sayılı kararın incelenmesi, davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 29.4.2010 gün ve 2009/9329 -2010/5005 Sayılı ilamı ile;

( … 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- ) Diğer temyiz itirazına gelince; dava, danışıklı ( muvazaalı ) satış işleminin iptali ile satılan traktörün mirasbırakanın kalıtına ( terekesine ) katılması istemi kabul edilmediği takdirde, traktör bedelinin payları oranında davacılara ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.

Davacılar, mirasbırakanları İ. T.’ın adına kayıtlı bulunan traktörü, mirastaki saklı payı ortadan kaldırma amacıyla danışıklı olarak mirasçı olmayan davalı torunlarına sattığını belirterek istekte bulunmuşlardır.

Yerel mahkemece, mirasbırakan tarafından yapılan satış işleminin danışıklı olduğu kabul edilerek, satışı yapılan traktör bedelinin miras payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

Davacılar, danışık iddiasına dayanarak seçenekli istemde bulunduklarına ve davalılara yapılan satım işleminin danışıklı olduğu kabul edildiğine göre; davacıların, danışıklı işlem ile satılan traktör üzerinde miras payları oranında pay sahibi olduklarının tespitine karar verilmesi gerekir.

Yerel mahkemece açıklanan yön gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, muvazaalı satış işleminin iptali ile satılan traktörün miras bırakanın terekesine iadesi, istem kabul edilmediği takdirde, traktör bedelinin miras payları oranında davacılara ödetilmesi istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, traktörün murisin terekesine iadesinin mümkün olmadığı, gerekçesiyle traktörün dava tarihindeki değeri üzerinden davacıların miras hisselerine tekabül eden kısmının davalılardan tahsiline karar verilerek, dava tazminat yönüyle hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm davacılar tarafından temyiz edilmemiş; davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarda açıklanan gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece önceki kararda ısrar edilmekle, hükmü, davalılar vekili temyize getirmiştir.

H.G.K.’ndaki görüşmede, öncelikle kararın mahiyetine göre traktörün terekeye iadesi ile ilgili olarak direnme kararını temyizde davalıların hukuki yararının bulunup bulunmadığı tartışılmış, hukuki yararlarının bu temyiz nedenine dayalı olarak bulunmadığı oyçokluğu ile kabul edilmiştir.

Tazminatla ilgili olarak işin esasına gelince;

İşin esası yönünden yapılan değerlendirmenin davalıların tazminat kararına yönelik temyiz istemlerinde hukuki yararının olduğuna ilişkin belirlemeyle sınırlı yapılması gerektiğinin öncelikle vurgulanması gerekir.

Bu yönüyle direnme yoluyla H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık, yerel mahkemece danışıklı olduğu kabul edilen işlem ile satılan traktör üzerinde davacıların miras payları oranında pay sahibi olduklarının tespitine de karar verilmesinin zorunlu olup olmadığı ile, eda hükmünün tespit hükmünü de içerip içermeyeceği, tazminata hükmedilmiş olmasının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın bu haliyle, öncelikle; mahkemece varlığı kabul edilip, Dairece de bozma dışı bırakılan muris muvazaası hakkında genel bir açıklama yapılmasında fayda vardır:

Muris muvazaası, niteliği itibariyle 818 Sayılı Borçlar Kanunu ( B.K.’nun 18. maddesinde düzenlenen bir nispi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaadır. Mevsuf muvazaada, yanlar, görünürdeki muvazaalı işlemin altında, hüküm ve sonuç yaratmasını istedikleri başka bir işlem yaparlar. Bu maddeye göre, “bir akdin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.

Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.”

Borçlar Kanunu’nun 18. ve Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddelerine göre, hukuki işlemlerde bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, objektif iyiniyet kuralları gereğince kendisine karşı bildirimde bulunulanın sözlerinden ne gibi bir anlam çıkarması gerekiyorsa, ona uygun yorum yapılmalıdır ( Özuğur, Ali İhsan, Açıklamalı-İçtihatlı Tenkis, Mirasta Denkleştirme ve Muvazaa Davaları, 2005, s.306 ).

Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini, genellikle satış veya ölünceye kadar bakma akdi ile gizlerler. Görünüşteki sözleşmenin vasfı, tamamen değiştirildiğinden muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşır ( Özkaya, Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 1999, s.293 ).

Muris muvazaası ile taraf muvazaası arasında kasıt yönünden farklılık vardır. İlkinde, mirasçıları, diğerinde ise üçüncü kişileri aldatma ve zarar uğratma kastı vardır. Bu sebeple muris muvazaasında, murisin mirastan mal kaçırmak amacıyla hareket edip etmediği önemlidir. Bunun dışında mirasçıların kim olduğunun önemi yoktur.

Muris muvazaası, dört unsurdan oluşur:

1- ) Miras bırakanın, mirasçısından mal kaçırmak için karşı tarafla anlaşarak gerçek iradesine uygun düşmeyecek ve sonuç doğurmayacak biçimde düzenlediği, tarafların aralarında düzenledikleri muvazaa anlaşması ile geçersiz olduğunu kabul ettikleri görünüşteki sözleşme,

2- ) Mirasçılarını aldatma kastı,

Burada, aldatılan mirasçının temlik tarihinde mirasçı olup olmamasının herhangi bir önemi yoktur. Temlik tarihinde, miras bırakanın aldatma amacı güttüğü bir mirasçısının bulunması ve iptal davasının açıldığı tarihte de mirasçı sıfatını taşıması yeterlidir.

Çünkü görünüşteki işlem, tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için, hukuki sonuç doğurmamaktadır. Müeyyidesi mutlak butlan olan ve başlangıcından itibaren hükümsüzlük ifade eden işlem, onay veya zaman geçmekle geçerlilik kazanmayacağına göre, işlemden sonra mirasçılık sıfatı alan kişiler için de geçerli hale gelmez ( Özuğur, Ali İhsan, Açıklamalı-İçtihatlı Tenkis, Mirasta Denkleştirme ve Muvazaa Davaları, 2005, s.309 ).

3- ) Miras bırakan ile karşı taraf arasındaki görünüşte yapılan sözleşmenin niteliğini değiştiren, hiç bir şekil şartına bağlı olmayan, tarafların beyanları ile iradeleri arasında bilerek meydana getirdikleri, uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması,

4- ) Miras bırakan ile karşı tarafın gerçek iradelerine uygun olan ancak saklanan ve genellikle bağış sözleşmesi şeklinde yapılan gizli sözleşme. Taşınır mallarla tapusuz taşınmazların devrine ilişkin gizli sözleşme şekle tabi değildir ancak tapulu taşınmazlarda geçerli olması için gizli sözleşmenin resmi şekilde yapılması gereklidir. Şekle aykırılık, yargılamanın her safhasında taraflarca ileri sürülebilir, hakim tarafından da re’sen dikkate alınır.

Muris muvazaası, Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi dışında herhangi bir yasal düzenlemeye tabi tutulmamıştır. Kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve ilmi görüşlerden almakta ise de esas dayanağını, 1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı oluşturmaktadır. Bu kararda belirlenen ilkeler, daha sonra kabul edilen 22.5.1987 tarih, 1986/4 Esas 1987/5 Karar sayılı ve 16.3.1990 tarih, 1989/1 Esas 1990/2 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da kabul edilmiş, bundan böyle uygulamalar bu ilkeler doğrultusunda gelişme göstermiştir ( Özkaya, Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 1999, s.294 ).

1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmazını hakkında, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde, yani, gerçekte bağışladığı taşınmazını, tapu sicil memurluğunda satış gibi göstererek devir ve temlik etmişse, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak danışıklı ( muvazaalı ) olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler.

Bu dava hakkı, geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanun’un 507. ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmaz.

Ancak akıldan çıkarılmaması gereken husus, anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’nın, sadece miras bırakanın, tapulu taşınmazlarının devir ve temliklerinde yapmış olduğu muvazaalı işlemler için geçerli olduğudur. 2918 Sayılı Kanun gereğince trafik siciline tescili zorunlu araçlar dışındaki araçlar ve taşınır mallar ile tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların temliklerinde gizli bağış sözleşmesi şekle bağlı olmayıp geçerli bulunduğu ve zilyetliğin devri ile mülkiyet karşı tarafa geçtiğinden bu içtihatların uygulama yeri yoktur ( Eraslan ÖZKAYA, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, 1999, s.294-Özuğur, Ali İhsan, Açıklamalı-İçtihatlı Tenkis, Mirasta Denkleştirme ve Muvazaa Davaları, 2005, s.315 ).

Aynı şekilde, menkul malların zilyetliği, bağışlama ile devredilmiş veya bağışlama konusunda yazılı bir taahhüt alınmış ve menkul mal karşı tarafa teslim edilmişse, artık, muvazaa nedenine dayalı iptal davası açma olanağı kalmamış demektir. Muris muvazaası hükümlerinin ve ispat vasıtalarının, menkullerde uygulanma olanağı yoktur. Muris muvazaasına dayalı iddialar, yukarda açıklanan 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında ve sadece tapuya kayıtlı taşınmazlar hakkında ileri sürülebilir ve davayı miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar açabilir. Davacı mirasçılar, üçüncü kişi konumunda oldukları ve payları oranında iptal ile tescil talep edebilecekleri için, açılan davaya tüm mirasçıların katılmasına veya terekeye temsilci atanmasına gerek yoktur.

Dava açan mirasçı, muvazaalı işlemin tarafı olmadığından, miras bırakanın ardılı (külli halefi) gibi hareket etmeyip, miras hakkını korumaya çalıştığından üçüncü kişi durumundadır ve miras bırakanın yaptığı sözleşmenin, miras hakkını zarar uğrattığını, kendisinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ve aleyhine haksız bir fiil işlendiğini ileri sürerek bu sözleşmenin iptalini isteyebileceği gibi bu iddiasını da 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre her türlü delille kanıtlayabilir ise de muris muvazası dışında işlemi yapan taraflar arasında BY. 18. maddeye göre açılan davalarda ispatın yazılı delil, yazılı delil başlangıcı, yemin gibi delillerle ispatı zorunluluğu vardır. Zaten muvazaa ile muvazaanın özel bir şekli olan muris muvazaası arasında ispat bakımından da farklılık bulunduğu açıktır.

Yine açıklanan 1.4.1974 tarih ve 1974/1-2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, muris muvazaasına dayalı iptal davasında davalı sıfatını, miras bırakanla görünürdeki muvazaalı işlemi yapan kişi veya kişiler taşır.

Açıklanan bu maddi hukuk kuralları ve 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;

Dava konusu uyuşmazlığa konu traktör, miras bırakan İ. T. tarafından, gerçekte bağışlandığı halde, sanki bir satış yapılmış gibi davalılara Hayrabolu Noterliği’nin 3.11.2000 tarihli kat’i satış senedi ile devredilmiştir.

Yerel mahkemece yapılan bu işlem muris muvazaası olarak değerlendirilmiş ve ancak hatalı olarak davaya konu traktör, taşınır bir mal olmasına ve yukarda açıklanan İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında olmamasına, belirtilen kararın sadece miras bırakanın tapuya kayıtlı taşınmazları hakkında uygulanabilir olmasına rağmen, uyuşmazlığın çözümünde 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulanacağı kabul edilmiş, Yüksek Özel Daire’nin bozma ilamıyla da bu husus bozma dışı bırakılarak onanmıştır. Ancak bu durum, kamu düzenine ilişkin olmadığından davacı yararına usulü kazanılmış hak doğmuş ve somut olayın özelliği dikkate alınarak muris muvazaasının olaya uygulanması hali salt bu somut olay yönüyle kesinlik kazanmıştır.

Muris muvazaasının olaya uygulanması halinin, salt bu somut olay yönüyle bozma dışı kalıp onanmakla kesinleşmiş olması ve davacıların da hükmü temyiz etmemiş olmaları karşısında pay devri talebinden vazgeçip tazminata razı olduklarının kabulü gerekmesine göre, yerel mahkeme kararının; bu oluşan duruma göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

Hal böyle olunca; mahkemenin muris muvazaasının kabulüne ilişkin nitelemesi kesinleştiğinden, davacı da tazminata ilişkin kararı temyiz etmemekle pay isteminden dönüp, tazminat hükmüne razı olmakla talebini tazminata dönüştürmüş olduğundan; mahkemece buna bağlı olarak oluşturulan eda davasının çözümü gerektiği gerekçesine dayalı tazmine ilişkin karar; salt bu sebeplerle sonucu itibariyle doğrudur.

Ne var ki, mahkemece davalılardan tahsiline karar verilen tazminat miktarı hakkında Yüksek Özel Dairece bir inceleme yapılmamış olduğundan bu yöne ilişkin davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

O halde, dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle eda hükmü kurulması gerektiğine ilişkin direnme uygun olup, Davalılar vekilinin tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. hukuk dairesi’ne gönderilmesine, ön sorun oylaması yönünden ikinci, esasa ilişkin yapılan 1. görüşmede, 08.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/11075 K. 2009/1615 T. 10.2.2009

DAVA: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;

Davacılar, miras bırakan babaları Hasan’ın 404 ada 53, 54 ve 87 parsel sayılı taşınmazlarını İhsan’a satış suretiyle temlik edip, 87 nolu parselin bu davalıya velayeten diğer davalı tarafından 3. kişilere satıldığını, yine 1199 ada 227 nolu parseldeki payının intifa hakkını davalı Nazike üzerine süresiz ve bedelsiz tesis ederek çıplak mülkiyetini de İhsan’a bağışladığını, 404 ada 55 nolu parselini davalı Nazike’ye satış yoluyla temlik edip bu taşınmazın da 3. kişilere satıldığını, ayrıca 974 ada 171 nolu parseldeki payını da aynı davalıya satış yoluyla devrettiğini, anılan taşınmazların boşanma ile ilgili mahkeme dosyasının haricinde yapılan sulh anlaşması ile davalılara devredildiğini, asıl amacın bağış olup saklı paylara tecavüzde bulunulduğunu ileri sürerek, tenkis istemişler; birleşen davalarında da temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu belirterek payları oranında tapu iptal, tescil ve 3. kişilere devredilen taşınmazlar yönünden tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Davalılar, miras bırakanın mal kaçırma amacının ve saklı paya tecavüz kastının bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, murisin yaptığı tasarrufların haklı bir nedeni olup, bu tasarrufların boşanma davasının fer’i hükmü olan sulh protokolündeki edimlerin yerine getirilmesi amacıyla gerçekleştirildiği, mal kaçırma amacının bulunmadığı, bağışlanan taşınmaz yönünden de murisin çocuğunun doğumu nedeniyle duyduğu mutluluk ile bağış yapmasının örf adet ve hayatın olağan akışına uygun bir davranış olduğu ve saklı paya tecavüz kastının bulunmadığı gerekçesiyle her iki davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 10.02.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Ceylan vs. vekili Avukat Ç.K. ile yine temyiz eden İhsan vs. vekili Avukat I.Y.G. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava tenkis, birleşen dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil ve tazminat isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, davaların reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillere; özellikle dava dışı dördüncü eş olan Songül tarafından davalılardan İhsan’a yapılan temliklerle ilgili olarak Sarı yer ı. Asli ye Hukuk Mahkemesi’nin 1997/467 E. – 1999/712 K. sayılı dosyası ile açılan ve davanın reddi ile sonuçlanarak derecattan geçmek suretiyle kesinleşen muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin davada davalıya yapılan temliklerin muvazaalı olmadığı belirlenmiş olup, bu olgunun eldeki dava bakımından da kesin delil niteliği taşıyacağı kuşkusuzdur. Öyle ise, aynı akitle davalı Nazike’ye temlik edilen keza kesinleşen davaya konu protokol de belirlenen diğer taşınmazlarla ilgili olarak da aynı gerekçenin söz konusu olduğu gözetildiğinde mahkemece muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil ve tazminat isteğinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.

Ne var ki, çekişme konusu 1199 ada 227 parsel sayılı taşınmaz yönünden miras bırakan Hasan’ın anılan parseldeki payını intifa hakkı Nazike’ye ait olmak üzere çıplak mülkiyetini 04.01.1985 tarihinde davalı Hasan’a bağış yoluyla temlik ettiği kayden sabit olup, koşullarının oluşması halinde anılan bu temlikin tenkise konu teşkil edeceği açıktır. Oysa mahkemece bu konuda hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde bir araştırma ve inceleme yapıldığı söylenemez.

Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir ( MK. 565 ) ( yeni TMK. 625 ). Miras bırakanın Medeni Kanun’un 564. ( yeni TMK. 624. ) maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez. Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) ( yeni TMK. 625 ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı keesin olarak anlaşılan diğerlerinde, özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 570. ( yeni TMK. 630. ) maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. ( yeni TMK. 621. ) maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. ( yeni TMK. 623. ) maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK. 564 ) ( yeni TMK. 624 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. ( yeni TMK. 624. ) maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

O halde, muris muvazaasına ilişkin davanın kesinleşmesini takiben tenkis isteği yönünden gerekli araştırma ve incelemenin yapılması soruşturmanın eksiksiz tamamlanması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.

SONUÇ: Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi’nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 625.00.- TL duruşma avukatlık parasının karşı taraftan alınmasına ve alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/10965 K. 2005/12510 T. 28.11.2005

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakanı Rabia’nın 1804 parsel sayılı taşınmazı hukuki ehliyeti haiz olmaksızın ve oğlu Ali’ye temlikini sağlamak amacıyla davalı Mustafa’ya muvazaalı olarak temlik ettiğini ileri sürüp tapunun iptali ile Rabia mirasçıları adına tescilini istemiştir.

Bir kısım davalılar, davacının iddialarının doğru olduğunu bildirmişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar Dairece, öncelikle ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı iddianın araştırılması, murisin ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde muris muvazaası yönünden bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, bozma ilamı uyarınca murisin hukuki ehliyete haiz olduğunun adli tıp kurumunca saptanmasından sonra muvazaa iddiası da sabit görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan’ın raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Hükmüne uyulan bozma ilamında, öncelikle kayıt maliki miras bırakanın temlik tarihi itibariyle hukuki ehliyetinin araştırılması gereğine değinilmiş, tasarruf ehliyetinin subutu halinde de muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak araştırmanın gerekliğine işaret edilmiş ve bunun ne suretle yapılacağı bozma ilamında gösterilmiştir.

Yapılan soruşturma sonunda, miras bırakanın tasarruf ehliyetine sahip olduğu saptanmıştır. Ne var ki, dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın çekişmeli taşınmazla ilgili yaptığı temlikin bedeli karşılığı olduğu kanıtlanamadığı gibi, taşınmazın keşfen saptanan değerine görede akitte öngörülen bedelin sembolik olup bağış amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan taşınmazın davalı Mustafa’ya temlikine karşın miras bırakanın eşi ve oğlu Ali tarafından kullanıldığı da sabittir.

Belirlenen bu olgular bozma ilamına açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde çekişme konusu taşınmazın temlikinin bedelsiz, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.

SONUÇ: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.11.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/13386 K. 2006/309 T. 26.1.2006

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, miras bırakanları Kenan Demirtaş’ın 117 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu bağımsız bölümün bedelini ödeyerek davalı adına muvazaalı olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek tapu iptal-tescil isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, yetki itirazında bulunarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın miras bırakanın ikametgahı mahkemesinde açılması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.

Karar, davacılar Ayşe Semra ve Canan vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.

Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kayden davalının malik olduğu 117 parsel sayılı taşınmazdaki kat irtifaklı 5 sayılı bağımsız bölümün Beşiktaş İlçesi sınırları içinde ve aynı yer tapusunda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Davacılar, miras bırakanları tarafından bedelinin üçüncü kişiye ödenmesi suretiyle çekişmeli taşınmaz kaydının davalıya intikali işleminin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Mahkemece, davada ileri sürülen iddianın murisin ölüme bağlı tasarrufundan kaynaklandığı kabul edilerek Türk Medeni Kanununun 576. madde hükmü gereğince taraflar arasındaki çekişmenin murisin son ikametgahı mahkemesi olan Şişli Mahkemelerinde görülmesi gereğine değinilerek dava yetkisizlikle karara bağlanmıştır.

Gerçekten de, miras bırakının vasiyet ( TMK.531 md. ) veya miras mukavelesi ( TMK.545 Md. ) şeklinde yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufların iptali konusunda açılan davaların Türk Medeni Kanununun 576/2. maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın son ikameti mahkemesinde görülüp karara bağlanacağı tartışmasızdır.

Oysa, iddianın içeriğine göre davadaki istek, miras bırakanın ölüme bağlı olarak gerçekleştirdiği tasarrufun iptali ile ilgili olmayıp hukuksal dayanağını Borçlar Kanununun 18. maddesi ve 1.4.1974 tarih ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından alan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğidir.

O halde, davanın bu nitelendirmesine göre yetkili mahkemenin tayininde gözetilmesi gerekli olan yasal düzenlemenin Türk Medeni Kanununun 576/2. maddesi hükmü değil H.U. M.K.’nun 13. maddesi hükmü olacağı kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescili davaları taşınmazın aynına yönelik olup,taşınmazın fiilen bulunduğu yer mahkemesinde açılması ve görülmesi zorunludur. Bu yetki kuralı kesin olup,kamu düzeniyle ilgili ve davanın her aşamasında mahkemece res’en gözetilmesi gerekli bir usul kuralıdır.

Hal böyle olunca, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. SONUÇ: Kabulüyle hükmün H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3759 K. 2004/4725 T. 14.4.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K. md.17 )

1-Miras bırakan 30.7.1998’de ölmüştür. Füruu dışındaki yasal mirasçılara yapılan kazandırmaların iadeye tabi olabilmesi için, iadenin miras bırakanca istenmiş olması gerekir. Başka bir ifade ile murisin, sağlığında eşine yaptığı kazandırma, miras bırakan tarafından açıkça bunun iadeye tabi olduğu belirtilmedikçe, iadeye tabi değildir. ( TMK.603/1 ) Miras bırakan 3958 ve 3960 parsel numaralı taşınmazlarını eşine kayıtsız koşulsuz bağışladığına göre, iadeyi istemediği açıktır. Davacı murisin bu iradesinin aksini ( eşe yapılan kazandırmanın miras hissesine mahsuben yapıldığını ) kanıtlayamamıştır. O halde, davalı ( sağ eş ) Emir Ayşe’ye yapılan teberrular yönünden iadeye karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

2-Füruu ( davalı ) Kezban lehine yapılan teberrunun iadeye tabi olması için, miras payına mahsuben verildiğinin ve iadeye tabi olduğunun davacı tarafından kanıtlanması zorunludur. Davalı Kezban’a yapılan kazandırmalar Türk Kanunu Medenisinin 603/2. maddesinde sayılan nitelikte değildir. Bu durumda ispat külfeti, bunların, miras payına muhsuben verildiğini katınlama yükümlülüğü davacıdadır. Davacı davalı Kezban’a yapılan kazandırmaların miras payına mahsuben verildiği kantılayamamıştır. Bu durumda davalı Kezban’a yapılan teberrular yönünden de iadeye karar verilmesi doğru değildir.

3-Dava kademeli açılmıştır. Mirasta iade yanında tenkis de istenilmiştir. Davanın tenkis hükümleri çerçevesinde değerlendirilip incelenmemesinin düşünülmemesi de isabetsizdir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/395 K. 2011/1578 T. 29.3.2011

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükümün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle: duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz edenlerden M. B. vekili ile aleyhine temyiz istenilen ve duruşma isteyen vekili geldiler. Gelenlerin yüzlerine karsı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:

KARAR: Davacılar, 18.11.2008 tarihinde ölen tarafların ortak miras bırakanı olan A. B.’nın, sahibi bulunduğu Mardin, Cizre, Dirsekli Köyü, 387 Sayılı parselde bulunan taşınmazını 1971 senesinde torunu davalıya kayıtsız ve şartsız bağışladığını, bölgede yapılan kadastro çalışmaları sırasında da taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, bu sebeple saklı paylarının zedelendiğini ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras hisseleri oranında adlarına tescilini, bu mümkün olmazsa saklı paylarının parasal değerinin kendilerine ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı, temlikin murisin ölümünden çok önce yapılmış olması sebebiyle davacıların murisin saklı payları ihlal kastının bulunduğunu ispatlamaları gerektiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş: hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Tenkis davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlararası karşılıksız kazandırmaların yasal zemine çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili yenilik doğurucu (inşai) davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlararası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarının zedelenmiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik )dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı ile, ( iadeye )denkleştirmeye ( T.M.K. MD. 669 )ve tenkise tabi ( T.M.K. madde 514, 565 )olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerden üç aylık geçim giderleri, terekenin yazımı, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarın tespiti gerekir. ( T.M.K. madde 507 )Miras bırakanın Türk Medeni Kanunu’nun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel)unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinin 1, 2 ve 3. Fıkrasında gösterilenler )veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Türk Medeni Kanunu’nun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı saklı paylı mirasçılardan ise aynı Kanun’un 561. maddesinde yer alan saklı paydan fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, davaya konu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlararası tasarrufları, en sonda da kamu yararına yapılan kazandırmaları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan alınanla orantılı sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiğinde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( sabit tenkis oranı )tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı ( T.M.K. madde 564 )araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. O zaman davalıdan tercihinin sorulmak, sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, mirasın açıldığı gündeki değerleri, o günden karar gününe kadar geçen süre içindeki toptan eşya fiyat endeksleri ile, bu süre içinde oluşan nitelik ve imar değişikliği gibi fiyata etkili özel unsurlar ve hakkaniyet kuralları dikkate alınıp, değer hakim tarafından belirlenmeli ve davalıya fazla verilen bölümün değerinin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.

Somut olayda, miras bırakan 18.11.2008 tarihinde ölmüştür. Temlike konu olan taşınmaz, murisin ölümünden yaklaşık otuz yedi sene evvel davalıya bağış yolu ile temlik edilmiştir. Bu halde söz konusu temlikin ancak, murisin saklı pay ihlal kastının açık olarak ispatlanması halinde tenkis edileceği aşikardır. Toplanan delillerden murisin bu konudaki iradesi açık bir şekilde tespit edilememekte olup, Mahkemece yapılacak iş; murisin 1971 senesi itibarıyla bütün malvarlığını tespit etmek, o yıla göre temlik edilen taşınmaz ile, temlik harici taşınmazların değerleri arasında mukayese yapmak, aynı mukayeseyi ölüm tarihi itibarı ile de yapmak, bu amaçla mahallinde keşif icra etmek, bu objektif değerlendirme yanı sıra tanık beyanlarını da bir bütün olarak değerlendirmek, murisin saklı pay ihlal kastının bulunduğu kabul edildiği taktirde ise yöntemince tenkis hesabını yaparak karar vermekten ibarettir.

SONUÇ: Mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmiş olması isabetsiz olup, davacıların temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 825.00 TL. vekalet ücretinin aleyhine temyiz olunan davalı taraftan alınarak, kendisini duruşmada vekil ile temsil ettiren davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden tarafa iadesine, 29.3.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/9285 K. 2005/10900 T. 11.10.2005

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, murislerinin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak dava konusu tapulu taşınmazını davalı Durmuş’a, Durmuş’unda diğer davalı Halil’e temlik ettiğini ileri sürerek miras payları oranında tapu iptal tescil olmadığı takdirde tazminat isteklerinde bulunmuşlardır.

Davalı Durmuş, murise baktığını murisin ahlaki nedenlerle taşınmazı kendilerine bağışladığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı ise taşınmazı bedeli karşılığı Durmuş’tan aldığını iyiniyetli olduğunu öne sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, muris tarafından davalılardan Durmuş’a yapılan temlikin muvazaalı olduğu, Halil’in bu yeri hiç kullanmadığı, muvazaalı olarak aldığı, iyiniyetli sayılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüyle tapunun iptaliyle miras payı oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili ve davalı Halil tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.10.2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Durmuş Ali vekili geldi. Davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden ile temyiz edilen vs.vekili avukat gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 314 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan tarafından 10.10.1989 tarihli akitle bağış yoluyla davalılardan Durmuş’a temlik edildiği, adı geçeninde bu yeri 29.12.1999 tarihli akitle diğer davalı Halil’e intikal ettirdiği görülmektedir.

Miras bırakanın ilk yaptığı işlem bağıştır. Bağış geçerli akitlerden olup, söz konusu tasarruf bakımından olayda 1.4.1974 tarih ½ Sayılı İnançları Birleştirme kararının uygulama yeri yoktur.

Davacı dava dilekçesinde tenkis isteğinde bulunmamış ise de, 11.5.2004 tarihli oturumda tenkis talebini ileri sürmüştür. 22.5.1987 gün 4/5 Sayılı İnançları Birleştirme kararında ifade edildiği gibi, muvazaa nedeniyle iptal ve tenkis taleplerinin kademeli olarak aynı davada ileri sürülmesine olanak bulunduğu gibi bu taleplerin ayrı ayrı dermeyanı da mümkündür.

Hal böyle olunca, koşulların varlığı halinde bağışa ilişkin tasarrufun tenkise tabi bulunduğu gözetilerek bu konuda gerekli araştırmanın yapılması sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 11.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/12381 K. 2009/1413 T. 5.2.2009

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, 4469 parsel sayılı taşınmazın 2/4 payının şuf’a davası sonucu İbrahim mirasçıları adına tesciline karar verildiğini, tapuda hükmün yanlış infaz edilerek tüm mirasçılar yerine davalılar adına 1/4’er pay ile kaydedildiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davacıların dava açmada hukuki yararları bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, onalım davasında 2/4 payın mirasçılar adına tescili istenilmiş ise de, dava konusu payın bedelinin davalılar tarafından yatırıldığı onalım davasındaki Yargıtay’ın, terekeye mümessil tayinine ilişkin bozma gerekçesinin davanın yürütülebilmesi için yasadan kaynaklanan usuli bir işlem olduğu, davacıların dava açmakta hukuki yararlarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden 4669 nolu parselin 3/4 payı tarafların miras bırakanı İbrahim, 1/4 payı dava dışı kişi adına kayıtlı iken, murisin 3/4 paydan 1/4 payını uhdesinde bırakıp 2/4 payını oğlu Arif’e 26.07.1999 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, Arifin de anılan payı 21.09.1999 tarihinde Sabri’ye devrettiği, miras bırakan İbrahim’in 01.09.1999 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarından Fatmagül ve Ayşegül’ün, Sabri aleyhine 11.02.2000 tarihinde onalım davası açtıkları, davanın kabulüne ilişkin kararın Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından “onalım davasına konu edilen payın, ilişkin bulunduğu taşınmazda davacıların müstakil pay sahibi olmadıkları, miras bırakanları İbrahim’in paydaş olduğu, İbrahim’in davacılar dışında da mirasçılarının bulunduğu, terekesinin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, davacıların onalım hakkına konu edilen payın iptali ile kendi adlarına tescilini isteyemeyecekleri, Medeni Yasa’nın 581. maddesi ( 4721 S.Y. 640. md. ) uyarınca terekeye mümessil tayin ettirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, bozmaya uyulduktan sonra davanın Fatmagül’ün terekeye mümessil tayin edildiği, bu aşamadan sonra davanın tereke mümessilinin vekili tarafından yürütüldüğü ve mahkemece 2/4 payın tapusunun iptali ile davacılar adına tesciline karar verildiği, karar kesinleştikten sonra tapu idaresince 2/4 payın onalım davasının davacıları Ayşegül ve Fatmagül adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; elbirliği mülkiyeti, yasa ve yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir hakka ya da bir mala birlikte malik olmalarıdır. Bu tür mülkiyetin tüzel kişiliği olmadığı gibi, eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet, bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Bir başka anlatımla; ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal ya da hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. ( TMK 640-701. vd. md. )

Somut olaya yukarıdaki ilkeler uyarınca bakıldığında, onalım davasını tereke mümessili takip ettiğinden davacı artık sadece davayı açan mirasçılar değil mirasçıların tümü olup, iptal edilen payın da tereke adına, diğer bir ifadeyle tüm mirasçılar adına tescili zorunludur. Mahkemenin, tapunun iptali ile davacılar adına tescili ile kastettiği de budur. Ne var ki; tapu idaresinin hatalı işlemi nedeniyle 2/4 pay sadece davanın davacıları adına tescil edilmiştir. Bu tür bir işlemin yolsuz tescil niteliğinde olduğunda kuşku yoktur.

Öte yandan, davacıların dava açmakta hukuki yararları olduğu gibi, onalım bedelinin bir alacak davasına konu edilebileceği de bir gerçektir.

Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Davacıların, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/13770 K. 2011/3555 T. 2.3.2011

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K. madde 17 )

İstek, Türk Kanunu Medenisinin 545. maddesine dayalı mirasın hükmen reddine ilişkindir. Müteveffanın vefatı anında terekenin borca batık olduğu şayi veya sabit olursa, miras reddedilmiş sayılır. Türk Kanunu Medenisinin 550. maddesinde yazılı haller bulunmadıkça, mirasçılar her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilirler. Delillerin bu çerçevede değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın süre yönünden reddi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana geri verilmesine, 02.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/3686 K. 2009/7314 T. 23.6.2009

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı miras bırakan babası S. M.’in sağlığında çocukları ile birlikte Noterde miras hakkından feragat sözleşmesi düzenlediklerini, bu sözleşmeye göre mirasçıların babaları S.’in maliki bulunduğu 6 parça taşınmazdaki hak ve hisselerinden kendisi lehine ivazsız olarak feragat ettiklerini, sözleşmenin açılıp okunduğunun mahkeme kararı ile tesbit edildiğini, ancak daha sonra kendisine kızan murisin mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak sözleşme konusu taşınmazlardan 988 arseldeki payı ile 492 ve 470 parsel sayılı taşınmazlarını davalı kızı A.’nin akrabası olan davalı K.’e satış göstererek devrettiğini ileri sürüp tapu kayıtlarlının iptali ile miras hakkından feragat sözleşmesi uyarınca adına tescilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davalı K.’e yapılan devir işleminin danışıklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasının kabulüne, mirastan feragat sözleşmesine dayalı tapu iptal-tescil davasının reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı ve davalılar vekilleri tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 23.06.2009 Salı günü saat 9.25 de daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi S. A.’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası ve mirastan feragat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davanın kabulüne, mirastan feragat sözleşmesine dayalı davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; mirasbırakanın davalılardan K.’e yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu mahkemece saptanmak suretiyle davanın kabul edilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. O halde, davalıların tüm temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Davacının temyiz itirazlarına gelince; mirasbırakan S.’in tüm mirasçılarının da katılımı ile Malkara Noterliğinin 09.02.1989 tarihinde düzenlenen sözleşme ile K. dışındaki davalılar miras haklarından feragat etmişlerdir. Anılan bu mirastan feragat sözleşmesi resmi olarak yapıldığı için 11.02.1959 tarih 16/14 sayılı İnançları Birleştirme Kararı gereğince geçerli olup bunların mirastan kaynaklanan haklarının Türk Medeni Kanununun 528 ve devam eden hükümleri gereğince davacı durumunda bulunan mirasçı Mahmut’a geçeceği sabittir.

Öyleyse yapılan sözleşmenin feragat edenin mirasçılarını bağlamayacağı söylenemez.

Öte yandan, mirasbırakanın yapmış olduğu muvazaalı işlemin yok hükmünde olacağı ve baştan itibaren geçersiz bulunduğu gözetildiğinde mirastan feragat sözleşmesine hukuki netice bağlanması gerekeceği tartışmasızdır.

O halde, davanın taşınmazların tümü itibariyle kabulüne karar verilmesi gerekirken davacının miras payı oranında iptal ve tesciline karar verilmiş olması doğru değildir. SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.06.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/19483 K. 2005/17034 T. 6.12.2005

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir ( 4722 sayılı Yürürlük Kanunu md. 17 ).

1- Miras bırakan İsmail 14.01.1994 tarihinde ölmüştür. Murisin ölümünden önce; davacılardan Hatice, Saadet ve Hacer’in; “… murisin davalılara temlik ettiği gayrimenkullerden dolayı, ilerde babaları İsmail’ in vefatında hiçbir hak talep etmeyeceklerine ve dava açmayacaklarına” dair tek taraflı irade beyanı şeklinde verdikleri, noterde düzenlenen 18.06.1993,30.06.1993 ve 02.07.1993 tarihli taahhütnameler mirastan feragat sözleşmesi ( TKM. md. 475 ) niteliğini taşımadığından hukuken geçersizdir. Henüz hak doğmamışken, doğmamış bir haktan önceden feragat de mümkün olmadığından sözü edilen taahhütnameler haktan feragat niteliğinde de değildir. Bu bakımdan davalıların bu belgelere dayanan itirazları yerinde görülmediği gibi aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları da yersizdir.

2- Muris, 733 parsel sayılı taşınmazdaki 4384/30920 payını 04.01.1990 tarihinde gelini olan davalı Türkan’a hibe etmiş ise de, bu temlikinin saklı payı zedeleme amacıyla yapıldığı da kanıtlanmadığı halde, bu temlikin tereke aktifine ilavesi doğru görülmemiştir.

3- Muris, 744 ve 761 parsel sayılı taşınmazlarım gelini ( davalı ) Türkan’a 27.12.1993 tarihinde ölünceye kadar bakma aktiyle temlik etmiştir. Murisin, sağlararası hangi tasarruflarının tenkise tabi olacağı Türk Kanunu Medenisi’nin 507. maddesinde ( 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinde ) gösterilmiştir. Bu maddenin 4. bendindeki koşullar kesin olarak ispatlanmadıkça, murisin yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Davalı Türkan’a ölünceye kadar bakma aktiyle temlikin mahfuz hisse kurallarını bertarafa yönelik olduğu yönünde delil bulunmazken, Türkan’a yapılan 744 ve 761 nolu parsellerin temlikinin tenkise tabi tutulması doğru bulunmamıştır.

4- Düzce-K. Mahallesi’nde bulunan ( 141 ) parsel sayılı “arsa” üzerindeki binanın 3,4,5 ve 7 nolu bağımsız bölümlerinin ve bu bölümlerin kat irtifakına ayrılan toplam 348/580 arsa payının, davalı Rahmi’ye devrine ilişkin 10.03.1988 tarihli 1392 yevmiye numaralı resmi senette; “… bu parsel üzerindeki binanın tamamının Rahmi tarafından kendi emeği ve parasıyla inşa edilmiş olduğundan” bahisle davalı Rahmi’ye kayıtsız koşulsuz hibe edildiği belirtilmiştir. Dosyaya sunulan yapı ruhsatnamesi ve yapı malzemelerine ilişkin faturalar ve tanık beyanları da 141 parsel sayılı arsanın mülkiyeti murise ait olmakla birlikte üzerindeki dört daireli iki işyeri olan kargir binanın davalı Rahmi tarafından yaptırıldığını doğrulamaktadır. Murisin, temlike ilişkin resmi akitte binanın Rahmi tarafından yaptırıldığını belirtmesi ve hibeyi bu nedenle gerçekleştirdiğini açıklaması iadeyi istemediği yönündeki iradesinin açık kanıtıdır. Bu bakımdan 3, 4, 5 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin temlikinin saklı pay kurallarını zedeleme kastıyla yapıldığı yönünde başkaca delil bulunmadığına göre, bu temliklerin tenkiste tabi tutulması da doğru bulunmadığı gibi, tenkiste tertibe de riayet edilmemiş, Türk Kanunu Medenisi’ nin 512. maddesi de nazara alınmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda 2, 3 ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu itirazlarının 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, bozma sebebine göre diğer yönlerin ise incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/7557 K. 2006/8086 T. 6.7.2006

DAVA: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 13.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.03.2005 tarih ve 2004/464 – 2005/70 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi Ş.nin davalı bankadaki hesabından, veraset ilamındaki paylarına göre ödeme yapılması isteminin reddedildiğini ileri sürerek, ıslahla birlikte toplam 6.613.564.000.-TL.nın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davalıların tüm mirasçılar ile birlikte yada vekil aracılığı ile talepte bulunmaları gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, istem konusunun nakit para olması ve mirasçıların payları kadar talepte bulunabileceği gerekçesiyle, davanın kabulü ile karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 06.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/10-812 K. 2007/828 T. 7.11.2007

DAVA: Taraflar arasındaki “tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.12.2005 gün ve 1370-1171 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 06.06.2006 gün ve 1448-8158 sayılı ilamı ile;

( … Dava; sonucu itibariyle 24.04.1989-13.07.2001 döneminde 12 yıl sigortalılık süresi ve 3914 gün ödenmiş primi bulunan muris kocadan 506 sayılı Yasa’nın 68. maddesine göre ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.

Davada uyuşmazlık konusu olan husus ise; 506 sayılı Kanun’a tabi aktif sigortalı nikahlı eşini 13.07.2001 tarihinde kastın aşılması suretiyle öldüren davacıya, aynı kanun kapsamında eşinden dolayı ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı, bir başka anlatımla murisi sigortalıyı açıklanan şekilde öldüren ve Türk Ceza Kanunu’nun 449/1, 452/2, 51/2. maddelerine göre verilen mahkumiyet kararı onanarak kesinleşen davacının bu nedenle mirastan yoksun bırakılmasının; Sosyal Sigortalar Kanunu’nda düzenlenen Sosyal Sigorta hakları kapsamında, ölüm sigortasından eş olarak haksahipliği sıfatını kazanmasında önleyici nitelik taşıyıp taşımadığı konusundadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2005 gün 2005/10-364 Esas 2005/390 karar sayılı ilamında ölüm sigortasından hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için 506 sayılı Kanun’un 66. maddesinde sigortalıya ilişkin belirtilen belli süre sigortalı olmak ve prim ödeme koşullarının gerçekleşmesi yanında, 68. madde ile bu aylıktan yararlanacaklar için bir takım olumlu ve olumsuz koşullar aranmaktadır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun ölüm sigortası kolundan eş ve çocuklara aylık bağlanmasını düzenleyen 68. madde hükmü “ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.” ifadesine yer verdikten sonra, eş ve çocukların şahsında aranan diğer koşullar sıralanmış, bu kapsamda da dul eşe ölüm sigortası kolundan aylık bağlanacağı ve bu aylığın tekrar evlenme ile sona ereceği belirtilmiştir.

Bu noktada çözümlenmesi gereken “aylığa hak kazanma” olgusunun, eşini öldüren davacı eş yararına gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bu konuda, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ayrı bir düzenleme öngörmemiş olup, bu nedenle sorunun çözümünde genel hükümlerden yararlanılması gerekmiştir. Konuya açıklık getirebilmek için mirasçılıkla ilgili Medeni Kanun hükümleri ve Sosyal Güvenlik Mevzuatının “hak kazanma” olgusuna yaklaşımlarının irdelenmesi gerekmektedir.

Mirastan yoksunluk sebeplerini düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 578. maddesi ( Eski 520. madde ) miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlerin mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hakta edinemeyeceklerini hükme bağlamıştır.

5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun “Dul ve yetim aylığının bağlanamayacağı” halleri düzenleyen 77. maddesi hükmünde de; “Aşağıda yazılı hallerde dul ve yetimlere aylık bağlanmaz:

a- Kendisinden aylık bağlanacak, iştirakçiyi veya emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı alanı; kasten veya haksız yere öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlere veya bu kanun gereğinde adi malul sayılacak hale getirenlere;” düzenlemesine yer verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 578. maddesinde sayılan mirastan yoksunluk nedenleri ve bu düzenlemeye koşut bulunan 5434 sayılı Kanun’un 77. maddesi Sosyal Güvenlik Hukuku alanında da evrensel hukuk ilkeleri arasında yer alan “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesinin gözetilmesini zorunlu kılmakta, sigortalının kasten öldürülmesi halinde, 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinde öncelikle aranan “ölüm aylığına hak kazanma” olgusunun gerçekleşmediği sonucunu ortaya koymaktadır, biçimindeki görüş ve içtihadı ile konuya açıklık getirmiştir.

Mahkemenin, Hukuk Genel Kurulu kararı içeriğine göre davanın reddine karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde 01.08.2001 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmasına hükmetmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi, aylığından yararlanılacak sigortalının sigortalılık süresi ile prim ödeme gün sayısına ilişkin birtakım koşulların varlığını gerekli kılmaktadır ( 506 s. Kanun m.66 ). Hak sahipleri yönünden aranan koşullara ise bir diğer maddede yer verilmiştir.

Ölüm sigortası kolundan eş ve çocuklara aylık bağlanmasını düzenleyen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 68. maddesi “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır” ifadesine yer verdikten sonra, eş ve çocukların şahsında aranan koşullar sıralanmış, bu kapsamda dul eşe ölüm sigortası kolundan aylık bağlanacağı ve bu aylığın tekrar evlenme ile sona ereceği belirtilmiştir.

Uyuşmazlık; dul eşin ölüm aylığına hak kazanabilmesi için maddede belirtilenler dışında başka bir koşulun aranıp aranmadığı, diğer bir ifadeyle, sigortalı eşini “kastın aşılması suretiyle” öldüren davacı eşin ölüm aylığına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Çağdaş sosyal güvenlik sistemleri, belirli sosyo-ekonomik risklerle karşılaşan bireylere güvence sağlamayı amaçlamakta, bu risklerin zararlı etkilerini ortadan kaldırabilmek yönünde sürekli gelişim göstermektedir. Bu durum, sosyal sigortaları biçimlendiren sosyal koruma ve dayanışma ilkesinin bir sonucu ise de, korumanın sınırsız olması beklenemez.

Çözümlenmesi gereken, ölüm aylığına “hak kazanma” olgusunun, eşini “kastın aşılması” suretiyle öldüren eş yararına gerçekleşip gerçekleşmediğidir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiş olması bir yasa boşluğunu ifade etmektedir. Yasa koyucunun temel kavramlar yönünden sosyal güvenlik kanunları arasında bir farklılık yaratmak istemeyeceği düşünüldüğünde, bunun kabulü zorunludur.

Kaldı ki, 5655 sayılı Kanun ile yürürlüğü ertelenen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmiş olması, 506 sayılı Kanunda düzenleme boşluğu bulunduğu yönündeki düşünceyi desteklemektedir.

Sorunun çözümünde, iç hukuk kaynakları kapsamında, diğer sosyal güvenlik mevzuatından ve Medeni Kanun hükümlerden yararlanılarak, mirasçılıkla ilgili Medeni Kanun hükümleri ve sosyal güvenlik mevzuatının “hak kazanma” olgusuna yaklaşımları irdelenmelidir.

Düzenleme boşluklarının giderilebilmesi için diğer hukuk kaynaklarına başvurulurken sosyal güvenlik hukuku ile korunmak istenen dengenin bozulmamasına da özel önem gösterilmelidir.

Mirastan yoksunluk sebeplerini düzenleyen Türk Medeni Kanununun 578. maddesi ( eski 520. madde ) miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlerin mirasçı olamayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak da edinemeyeceklerini hükme bağlamıştır.

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun “Dul ve Yetim Aylığının Bağlanmayacağı” halleri düzenleyen 77. maddesi hükmünde;

“Aşağıda yazılı hallerde dul ve yetimlere aylık bağlanmaz:

a- Kendisinden aylık bağlanacak, iştirakçiyi veya emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı alanı;

Kasten ve haksız yere öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenlere veya bu kanun gereğince adi malul sayılacak hale getirenlere;” düzenlemesine yer verilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 578. maddesinde sayılan mirastan yoksunluk sebepleri ve bu düzenlemeye koşut bulunan 5434 sayılı Kanunun 77. maddesi, sosyal güvenlik hukuku alanında da evrensel hukuk ilkeleri arasında yer alan “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesinin gözetilmesini zorunlu kılmakta, sigortalının “kasten” öldürülmesi halinde, 506 sayılı Kanunun 68. maddesinde öncelikle aranan ölüm aylığına “hak kazanma” olgusunun gerçekleşmediği sonucuna varılmaktadır ( Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2005 gün ve 2005/10-364-390 sayılı Kararı ).

Davaya konu somut olayda ise, davacının, kendisinden dolayı ölüm aylığı bağlanmasını istediği sigortalı eşinin ölümüne sebep olması nedeniyle yargılandığı Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.06.2003 gün ve 2002/227 Esas, 2003/108 sayılı Kararıyla; Mülga Türk Ceza Kanununun 452/1. maddesi uyarınca “katil kastı olmaksızın darp neticesi öldürmek” suçundan, ağır tahrik ve iyi hal nedeniyle yapılan indirimlerden sonra 3 yıl 4 ay ağır hapis cezasına mahkum edildiği, mahkeme kararından, olayda eşini öldürme kastının bulunmadığının anlaşıldığı ve eşe ölüm aylığı bağlanmasına engel olacak “kasten ve haksız yere eşin öldürülmesi” halinin gerçekleşmemiş olması nedeniyle, davacıya ölüm aylığı bağlanmaması yönündeki Kurum işlemi isabetli bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular gözetildiğinde; somut uyuşmazlıkta “kasten ve haksız yere öldürme” olgusunun gerçekleşmemiş olması nedeniyle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, 07.11.2007 günü yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/3973 K. 2004/5430 T. 27.4.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı babasının ölüm tarihinin düzeltilmesini talep etmiştir. Ölüm kaydının düzeltilmesi miras hakkı ile ilgili bulunduğundan mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Tüm mirasçıların davaya katılması sağlanmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu yön gözetilmeden eksik hasımla yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 27.04.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/1062 K. 2003/4203 T. 25.3.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı yasanın 17. maddesi mirasın, miras bırakanın ölüm günündeki hükümlere göre çözümleneceğini, 743 Sayılı Medeni Kanunun 507/ 3 ve 4 ( 4721 S. TMK. 565/3 ve 4 ) maddelerinin de miras bırakanın ölüm tarihinden önceki bir yıl içerisinde yaptığı bağışların ölüme bağlı tasarruflar gibi herhalde tenkise tabi tutulacağını, bir yıl öncesine ait bağışların ise miras bırakanın saklı pay kurallarını bertaraf etmek amacı ile ( aşikar ) açık temliklerinin tenkise tabi olacağını hükme bağlamıştır.

a ) Muris 1433 numaralı parseli ölümünden bir ay onbeş gün önce torunu Mete’ye bağışlamıştır. Bu tasarruf ölüme bağlı tasarruflar gibi herhalde tenkise tabidir.

b ) Oğlu Kadir’e yaptığı bağışlara gelince;

Miras bırakan ölümünden üç sene onbir ay önce 22.4.1991 tarihinde 1299, 1214 numaralı parsellerinin tamamı ile 216 ve 67 numaralı parseldeki 20/26 payını oğlu Kadir’e bağışlamıştır. Davacılar murisin bu bağışların mahfuz hisse kurallarını bertaraf etmek amacı ile yaptığını isbat edememişlerdir.

c )Dava konusu traktör sicilde Kadir adına kayıtlıdır. Traktöründe muris tarafından bağışlandığı yönünde bir delil getirilmemiştir.

Gerçekleşen bu durum karşısında davalılardan Kadir hakkındaki davanın reddedilmesi Mete hakkında, delillerin değerlendirilip yeniden tenkis hesabı yapılıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebeplerine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 275.000.000 lira vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı Kadir’e verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 25.03.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2006/3-754 K. 2006/757 T. 29.11.2006

DAVA: Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 4. Asliye hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.05.2004 gün ve 2003/2 E. 2004/197 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 6.12.2004 gün ve 12296 – 13423 sayılı ilamı ile;

( … A ) UYUŞMAZLIK KONUSU OLAY : Muris İsmetin sattığı kahvehanenin bedeli olan 15 bin doları Antalya yolculuğu sırasında dava dışı Ali Okumuş’a “şayet yolda bir şey olursa bu parayı kardeşim Nuri Canbaz’a teslim et” diyerek verdiği, bilahare murisin Kocaeli’ne döndükten sonra depremde göcük altında kalarak ölmesi üzerine sözü edilen paranın davalıya teslim edildiği hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Murisin davacı ve davalıdan oluşan iki mirasçısı bulunmaktadır. Davacı davaya konu edilen Ali Okumuş’a tevdi edilen para üzerindeki yarı payını ( miras hissesini ) istemiş, mahkemece dava kabul edilmiştir.

Sorunun çözümlenmesi için aşağıdaki bilgilerin verilmesinde yarar görülmüştür.

B ) ÖLÜMDEN SONRA ETKİNLİK KAZANMASI ÖNGÖRÜLEN VEKALET : ( mandatum post mortem )

Bu tür vekalet sözleşmesinde görevlendirilen vekilin yapacağı işlemin kapsamı, türü ve zamanı saptanmaktadır. Yapılacak görevin icrası belirsiz bir geleceğe, ölüm sonrasına ertelendiği için sağlıklı bir sağlararası işlemin varlığından kuşku duyulmamalıdır.

Müvekkilin ölümünden sonra bir iş görülmesi için vekaletin hukuksal niteliği, kapsamı ve vasiyeti tenfiz memuru ataması ile olan karşılıklı ilişkileri, ölüme bağlı tasarruf şekline tabi olup olmadığı hususu çok tartışmalıdır. Baskın görüşe göre, müvekkilin ölümünden sonra bir üçüncü kişiye karşılıksız bir kazandırmada bulunmaya yönelik vekaletin, tenfizi bağışlayanın ölümüne bağlı bağışlamaya ilişkin BK.mad.240/II hükmüne tabi tutulması gerektiği yolundadır. Böylece bu çeşit bir vekaletin asgari olarak ölüme bağlı tasarruf şeklinde yapılması gerekecektir. Öyle ki, üçüncü kişiye yapılacak kazandırmaya ilişkin kayıt, bir sözleşme ( vekalet sözleşmesi İçinde ) yer alsa bile, bu sözleşmesel kayıt tek taraflı bir vasiyete dönüşür ( BRz.Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C:II, 3. bası, Ank.1987, slı.655 ve orada anılan; Pıotet, Guisan, Tuor, Escher, Kocayusufpaşaoğlu, İmre, Oğuzman, BGE 89II 37 ),

Azınlıkta kalan görüşe göre ise; ölüme bağlı bir kazandırmaya yönelse dahi mandatum post mortem’in ölüme bağlı bir tasarruf şekline tabi bulunmadığıdır. Örneğin, Andreas von Tuhr’a göre: “Murisin ölümünden sonra mümessil tarafından yapılacak faydalandırıcı işlem, ölüme bağlı faydalandırıcı işlem sayılmak gerekir; bununla beraber, bu faydalandırıcı işlemler ( ölüme bağlı tasarruflar ) için emredilen şekle tabi değildirler” ( Tuhr, Andreas von: Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, c.1-2, çev.Cevat Edege, Ank,l983, sh.333. Ayrıca bkz. Tandoğan, sh,657 ve orada anılan: Esener, Gürsoy ve Rona Serozan: Sağlararası İşlem Yoluyla Ölüme Bağlı Kazandırma, İst. 1979, sh. 177, 178 ).

C ) ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME:

aa ) Genel olarak:

Üçüncü kişi yararına sözleşme, sözleşmenin tarafı olmayan bir kişiye, onun yararına bir edim kararlaştırılmasıdır ( Bkz.Akyol, Şener: Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, İst. 1976, sh.10 ).

Üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişiye özgü bir hak tanınmış olur. Üçüncü kişi, yararına kurulan sözleşmeden doğan hakkını derhal, herhangi bir irade açıklamasına, sözleşmeye katılmasına, kabul açıklamasında bulunmasına, hatta bu durumu bilmesine gerek kalmadan kazanır, Alacak doğrudan doğruya üçüncü kişinin ( davalının ) kişiliğinde doğar. Bu durum miras hukukunda mirasçıların terekedeki mallar üzerinde doğan tam hakları ve zilyedliklerine benzemekte ise de, davalı murisin halefi ( ardılı ) sayılmamaktadır ( Tuhr, sh.733, Akyol,sh.183 ).

Üçüncü kişi ( davalı ), sözleşmeden doğan alacağı muaccel ( ivedi ) olur olmaz, bunu borçludan ( muristen ) doğrudan doğruya talep edebilir ( Eren, Fikret; Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, c.III, Ank,1991, Sh,333 ).

bb ) ÖLÜME BAĞLI ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME:

Uyuşmazlık konusu olaydaki ayırdedici belirgin özellik, kazandırma lehdarı olarak öngörülmüş üçüncü kişinin ( davalının ) BK.mad.111 kuralı anlamında somut ve gerçek bir alacak hakkına kavuşturulması ( vekalet sözleşmesinin bir lehdar kaydıyla pekiştirilmesi ) isteğinin varlığıdır ( Bkz. uyuşmazIık konusu olayla özdeş bir örnek için: Serozan, sh.180 ). Eğer, miras hukukçularının önderlik ettiği görüş dikkate alınacak olursa, mirasbırakanın ölüm sonrası malvarlığı ilişkilerini ancak miras hukukunun ( vasiyetnameyle veya miras sözleşmesiyle mirasçı nasbi, vasiyet., külfet, vakıf gibi ) geleneksel düzenlemeleri içerisinde yapabileceklerdir. Oysa, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme aracılığı ile gerçekleştirilen ölüme bağlı kazandırmalar ( sağlararası işlem yoluyla ) pekala geçerli sayılabilmelidir.

BK.mad.111’de üçüncü kişi yararına sözleşmenin tabi olacağı şekil düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte tarafların yapmak istedikleri sözleşme için kanun hangi şekli öngörmüşse, bunun üçüncü kişi yararına yapılması halinde de aynı şekle uyulmak gerekir. Temel ilişkisi bir vekalet olması durumunda da bu çözüm değişecek değildir.

Ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme, ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan sağlararası işlem olup şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirilebilmektedir. Zira hukuksal işlemi elden geldiğince kurtarıcı yorum ilkesi ve şekil kurallarının elden geldiğince dar tutulup kıyas yoluyla yaygınlaştırılmaması yolundaki ana kural bu tür yorumu gerektirmektedir ( Serozan, sh,69 ).

ÖLÜM SONRASINDA ETKİLİ YETKİLENDİRME, ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME İLE BÜTÜNLEŞTİRİLMİŞTİR ( Bkz.Serozan, sh.180 ). Böylece ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme aracılığı İle gerçekleştirilen ölüme bağlı kazandırmalar korunup geçerli tutulmuştur.

C. DEĞERLENDİRME:

aa ) İŞLEMİ GEÇERLİ KILICI YORUM

Bizatihi Ölüme bağlı tasarruf şekline uyulmamış olsa bile tarafların bir sağlararası işlemi kurmak istediklerini ve böyle bir işlemin ölüme bağlı tasarruf hükümlerine bağlanmasının zorunlu olmadığını gösterebilir. Kuşku durumunda ( kazandırıcı işlemin sağlararası işlem mi yoksa ölüme bağlı tasarruf mu sayılacağı sorununun çözümünde ) favor negotii ( işlemi kurtarıcı, geçerli kılıcı yorum ) ilkesi doğrultusunda, geçersiz bir ölüme bağlı işlem yerine geçerli bir sağlararası İşlemin varlığı kabul edilmelidir ( BGE 99 11 268 )

bb ) Hukukumuzda terekeyle ilgili tüm işlemlerin özellikle ölüme bağlı kazandırmaların mutlaka miras hukuku İlkelerine göre gerçekleştirilmesi yolunda bir zorunluluk bulunmamaktadır. Zira, pozitif hukukun belirli bir amaca ulaşmak üzere birden fazla hukuki yolu yurttaşların önüne açtığı olasılıklarda, yurttaşların bu yollardan mutlaka birisini kullanmaları kendilerinden beklenemez. Gerçekten de ölüme bağlı bağışlama hakkında kıyasen ölüme bağlı tasarruf hükümlerinin uygulanmasını öngören BK.mad.240/II kuralını, ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan tüm sağlararası İşlemlerde genelgeçer bir ilke olarak kabul edilip tüm bu İşlemler miras hukuku ilkelerine bağlı tutulamaz. Öyle ki ölüme bağlı kazandırmayı amaçlayan üçüncü kişi yararına sözleşme dahil ölüm sonrasında etkili vekalet ve temsil yetkisi sağlama işlemleri BK.mad. 240/ll açısından değerlendirilemez,

cc ) Muris, kazandırılacak değeri ( 15 bin doları ) sağlığında aracı kişiye ( Ali Okumuş’a ) devretmiş; Ali Okumuş’ta ( aracı kişi ) 15 bin doları kendi mal varlığından davalıya İntikal ettirmiştir.

Miras bırakanın terekesinden bir kazandırma sözkonusu değildir. Ölüme bağlı üçüncü kişi yararına bir sözleşme gündemdedir. Gerçekten de ( ancak ) aracısız kazandırmalar, ölüme bağlı bağışlama kavramı ve dolayısıyla BK.mad.240 kuralı çerçevesi içinde toplanabilecek kazandırmalardır. Bu nedenle aracılı kazandırmalar, ölüme bağlı bağışlama kavramı ve BK.mad.240 kuralı dışında tutularak, ayrı bir çatı altına, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme çatısı altına sokulmalıdır ( Bkz. Serozan, sh,44.195, 215 ve 216 ),

dd ) Şu var ki, münferit kazandırmanın beraberinde getirdiği menfaatler çatışmasında tereke ilgililerinin ( davacının ) çıkarı ile kazandırmada bulunan kişinin ( mirasbırakanın ) çıkarını tutarlı bir biçimde uyumlu hale getirmek gerekir. Aynı sonuç, ölüme bağlı üçüncü kişi yararına sözleşme için de geçerlidir. Burada da hem ölüme bağlı kazandırmanın amacına ulaşmasına yardımcı olmak üzere sağlararası işlem hükümleri, hem de tereke ilgililerini ( davacıyı ) bu kazandırma türünün beraberinde getirebileceği sakıncalarına karşı koruyucu miras hukukunun öncelikler düzeni birlikte uygulanmalıdır. Öyle ki, bir yandan hukuksal işlemin geçerliliğini kurtarırken, öte yandan tereke ilgililerinin ( davacının ) çıkarlarını da kollayan bir çözüm yolu benimsenmelidir.

Çatışan menfaatleri adaletli ve uyumlu bir biçimde düzenleyen, mirasbırakanın son dileklerine uyan ve tereke ilgililerinin çıkarları da gözetilip kullanmalıdır.

O halde, saklı paylı mirasçılar yararına kazandırmanın tenkisine öncelikle bu tür kazandırmalardan başlanmalıdır ( TMK. mad. 563/570 ).

Öte yandan, mirasbırakanın ivazlı sağlararası işlem alacaklılarının hakkı bu tür kazandırıcı işlem alacaklılarının hakkının önünde yer alacaktır ( TMK.mad,603/l ). Önce murisin alacaklıları tatmin edilecek, ancak geriye bir şey kalırsa ölüme bağlı kazandırmalar terekeden yerine getirilecektir.

D ) SONUÇ: Uyuşmazlık konusu sözleşmede davalıya karşı gerçekleştirilen kazandırma, vasiyet benzeri kendine özgü bir kazandırmadır; yoksa davalının kabulünü gerektiren bir bağışlama değildir, o nedenledir ki işlem şekle bağlı tutulmamıştır.

Bu böyle olmakla birlikte, davacının ( murisin ) alacaklılarının ve saklı paylı mirasçılarının bu ivazsız ve şekilsiz kazandırmanın risklerine karşı maddi açıdan korunmaları gerekmektedir ( KRAUSKOPF, Der Vertrag zugunstenritter, Dritter, Fribourg, 2000, -tez- N.1G78 vd; Serozan Miras Hukuku, İradi Mirasçılık, sh.200 ), Kaldı ki TMK.567 kuralı da üçüncü kişi yararına ölüme bağlı hayat sigortaları konusunda böylesine uzlaştırıcı bir yaklaşımı seçmiştir.

Mahkemece yukarıdaki ilkeler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Kabule göre, reddedilen kısım üzerinden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi de usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.11.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/2280 K. 2012/9007 T. 11.10.2012

DAVA: C.U. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Gölcük 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.01.2012 gün ve 992/15 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR: Davacılar vekili dava dilekçesinde; tapuda 377 parsel sayısı ile Z.B. adına kayıtlı bulunan taşınmazın davacıların murisi A.U. tarafından 1960 yılında el senedi ile satın alındığını, dava konusu taşınmazın bu tarihten dava tarihine kadar davacıların murisi ve ölümünden sonra davacıların zilyetliğinde olduğunu, tapu kayıt maliki Z.’nin ölünceye kadar bakım şartı ile taşınmazı davacılar murisine bağışladığını ve Z.’nin mirasçı bırakmadan öldüğünü açıklayarak, Z. üzerinde bulunan kaydın iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili 11.02.2005 tarihli cevap dilekçesiyle, davacıların taşınmaz üzerinde zilyetliklerinin bulunmadığını, kayıt malikinin mirasçı bırakmadan ölmüş olması halinde TMK.nun 501. maddesi gereğince taşınmaz mülkiyetinin Hazineye geçeceğini bildirmiş ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, muristen intikal ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaz 1957 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 1300 doğumlu H. kızı Z.B. adına tespit edilmiş ve tutanağın 29.08.1958 tarihinde kesinleşmesi ile bu şahıs adına tapuya tescil edilmiştir. Keşif mahallinde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmazın H. kızı Z.B.’ye ait olduğunu, bu şahsın davacıların annesinin halası olduğunu, Z’nin taşınmazı sağlığında davacılar murisine devrettiğini ancak tapuda resmi devir yapılmadığını bildirmişlerdir. Yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile kadastro tutanaklarından dava konusu taşınmazın kayıt malikinin dosyada veraset belgesi bulunan Z.B. olduğu tartışmasızdır. Ne var ki dosyada bulunan veraset belgesine göre kayıt maliki Z.B.18.07.1961 tarihinde mirasçı bırakmadan ölmüştür. Anılan Gölcük Sulh Mahkemesinin 14.02.2005 tarih ve 2005/100-94 Esas ve Karar sayılı veraset belgesine karşı iptal davası açılmış olup Gölcük Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.03.2009 tarih ve 2006/644 Esas, 2009/293 Karar sayısı ile davanın reddine karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Kayıt malikinin ölümü ile murisin terekesi TMK.nun 501. maddesi gereğince doğrudan ve kanunlar ( 3402 s. KK. m. 18 ) gereği Hazineye intikal edeceğinden, dava konusu taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesi mümkün değildir.

Öte yandan davacılar kayıt maliki ile murisleri arasında şifahi olarak ölünceye kadar bakım sözleşmesi düzenlendiğini iddia etmiş iseler de, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin geçerliliği resmi şekilde yapılmasına bağlıdır. Davacılar murisi ve ölümünden sonra davacıların bu nitelikteki sözleşmeye dayanarak tapulu taşınmazlarda sürdürdükleri zilyetliğin hukuki bir değeri de bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4., HMK m.297/ç ) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 11.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/3435 K. 2011/4733 T. 11.4.2011

DAVA: Davacı/birleşen davada davalı vekili tarafından, davalı aleyhine 31.1.2006 gününde verilen dilekçeyle ölünceye kadar bakma akdine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi, davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından 13.7.2007 gününde verilen dilekçeyle ölünceye kadar bakma akdinin iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, birleşen davada davanın kabulüne dair verilen 23.9.2010 tarihli hükümün Yargıtay’ca incelenmesi davacı/birleşen davada davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR: Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalılar, davaya cevap vermemiştir.

Birleşen davada ise sözleşmenin muvazaalı olduğu gerekçesiyle feshi talep edilmiştir.

Mahkemece, dinlenen tanık sözlerine bakılarak davacı bakım alacaklısına bakıp gözetme görevini yerine getirmediğinden asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davacı ve birleşen davanın davalısı temyiz etmiştir.

Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen sözleşmelerden olup, bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istemi ile dava açılabilir.

Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 511. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 512. ve Türk Medeni Kanunu’nun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.2.2008 tarihli ve 2008/14-70 2008/104 Sayılı kararı )

Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp ikametgah temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflarına kişisel hak sağladığı için tapu iptali ve tescil davasını bakım borçlusu ya da onun külli halefleri bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler.

Açılan davada bakım alacaklısı mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunması, sözleşmenin bakım borcu yerine getirilmediği iddiasıyla feshini isteme hakkı Borçlar Kanunu’nun 517. maddesi gereğince bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğundan dinlenmez. Dolayısıyla mahkemenin kabul ettiğinin aksine, bakım alacaklısının sağlığında ileri sürmesi gereken dava hakkının, sonradan açılan davada gerçekleşip gerçekleşmediğinin dinlenme olanağı bulunmamaktadır.

Yapılan bu saptamalara göre mahkemece, gerek asıl ve gerek birleşen davalar hakkında bir karar verilmek üzere hükümün bozulması gerekir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde iadesine, 11.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/14-648 K. 2007/621 T. 26.9.2007

DAVA: Taraflar arasındaki “tapu iptali tescil-tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 21.06.2007 gün ve 2005/475-226 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2006 gün ve 2006/12453-14122 sayılı ilamı ile;

( …. Davacı, 24.03.2004 tarihli ölünceye kadar bakım sözleşmesi gereğini yerine getirdiğini ileri sürerek, sözleşmeye konu taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir.

Davalı Abdullah sözleşmenin kendisinden mal kaçırmak amacıyla düzenlendiğini bu nedenle geçersiz sözleşmenin iptalini talep etmiş, bu istem kabul edilmediğinde de tenkise karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, evladın anneye bakım görevinin bulunduğu, bunun bedelinin istenmesinin ahlaka ve adaba aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karşı dava yönünden de verilen karar nedeniyle hüküm kurulmasına gerek olmadığına gerekçede değinilmiştir. Davacının temyizi üzerine yerel mahkeme kararı bozulmuş, bu kez davacı tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.

Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, karşı dava ise sözleşmenin iptali veya tenkis isteğine ilişkindir.

Kaynağını Borçlar Kanunu’nun 511 ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 512 ve Medeni Kanun’un 545. ( önceki Medeni Kanun’un 492. ) maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir.

Ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile bakım borcuna karşılık bir taşınmazın mülkiyetinin devredileceği kararlaştırılmış ise, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları, bakım borçlusuna mülkiyeti geçirim borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istemi ile dava açılabilir. Kuşkusuz bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametgah temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, taraflarına kişisel hak sağladığı için, tapu iptali ve tescil davasını bakım borçlusu ya da onun külli halefleri, bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler.

Açılan davada, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunması, sözleşmenin, bakım borcu yerine getirilmediği iddiasıyla feshini isteme hakkı, bakım alacaklısına ait olduğundan, onun sağlığında kullanmadığı bu hakkını mirasçılarının ileri sürmesi iyi niyet kuraları ile bağdaşmayacağından dinlenmez.

Eldeki davada da davacının uzun yılar annesine baktığı, onunla birlikte yaşadığı, annesi ile birlikte özürlü kız kardeşinin de bakımını üstlendiği’ sabittir. Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri ivazlı akitlerdendir. Davacı, annesine evladın bakım yükümünü aşan ve kendi yaşamından da fedakarlık yaparak sözleşmedeki edimini yerine getirmiştir. Bu husus tanık anlatımları ile kanıtlanmıştır. Şimdi ediminin karşılığını eldeki dava ile istemektedir.

Mahkeme evladın annesine bakım borcunu yerine getirmesinin karşılığı edim istemesini Borçlar Kanunu’nun 65. maddesi uyarınca, ahlaka ve adaba aykırı bulmuştur. Ahlaka aykırılık Borçlar Kanunu’na egemen olan akit serbestisi ilkesinin sınırlamalarından birisidir. Borçlar Kanunu’nun 19/II ve 20/1. maddelerinde sözü edilen ahlak kuralından amaç genel ahlaktır. Bir toplumda belirli bir dönemde orta zekada dürüst ve makul kişilerin düşünce ve telakileri o toplumun genel ahlakını meydana getirir. Toplumun genel ahlak anlayışına kanun koyucu hukuki bir değer atfetmekte ve toplumun tanıdığı temel değerleri korumaktadır. Toplumlara, yer ve zamana göre değişen genel ahlaka aykırılık subjektif anlayışa göre değil aktin yapıldığı koşulardaki objektif ölçülere göre hakim tarafından saptanır.

Genel ahlak anlayışı içinde korunan çeşitli hukuki varlıklar vardır. Bunlardan birisi de aile ve aile değerleridir. Aile olmanın getirdiği yükümlülükler arasında evladın yaşlılığında veya hastalığında ana-babasına bakması da vardır. Ancak bu yükümlülüğün varlığı her koşulda ivazsız olarak ana-babaya bakmayı zorunlu kılmaz. Nitekim toplum içerisinde ana-baba ve evlat arasında çeşitli çekişmelerin olduğu, evlatlara karşı nafaka davalarının dahi açıldığı gözlemlenmektedir. Bu olguların varlığı evladın yükümlülüklerini elbette ortadan kaldırmayacaktır. Ancak, ağır bakımı gerektiren, evladın gerektiğinde kendi yaşamından fedakarlık yaparak anasına bakmasının karşılığı olarak ona bir takım ivazlarda bulunulmasını, somut olayda olduğu gibi ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile mal verilmesinin taahhüt edilmesini yukarıda sözü edilen Borçlar Kanunu’nun 19/II ve 20/I kapsamında ahlaka ve adaba aykırı kabul etmek ve edim karşılığının istenmesinin Borçlar Kanunu’nun 65. maddesi kapsamında değerlendirmek, içinde bulunduğumuz toplumun genel ahlak anlayışı ile çeliştiğini kabul etmek yine toplumun genel ahlak anlayışı ile çelişecektir.

Hal böyle olunca; davacının edimini yerine getirmesi, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin düzenlenmesinin ve amacının ahlaka ve adaba aykırı olmaması nedeniyle davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçelerle reddi doğru değildir. Davacının karar düzeltme istemi yerindedir… ) ,

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 26.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/5094 K. 2008/6107 T. 2.12.2008

DAVA: N. K. ile N. T. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair İzmir 8. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 10.4.2007 gün ve 204/111 Sayılı hükümün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı N. K. vekili, tarafların ortak miras bırakan baba M. K. ile ortak miras bırakan anne H. K.’nun mirasçıları olduğunu, 15.12.2004 tarihli sözleşmeyle birası paylaştıklarını, davaya konu 169 ada 15 parselin vekil edenine düştüğünü, davalının miras payını devretmediğini ileri sürerek miras payına ilişkin tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı N. T. ( K. ) vekili, geçerli paylaşım sözleşmesinin yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tapu dışı paylaşım tarihinde taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu ve sadece terekeye ait bir kısım taşınmazların paylaşıldığından geçersiz olacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Öncesi 169 ada 5 parsel olan davaya konu taşınmaz, 17.9.1949 tarihinde kadastro yoluyla paylı mülkiyet şeklinde 6/8’i miras bırakan M., 1/8’i miras bırakan H., 1/8’i ise davanın taraflarının kardeşleri T. adına tescil edilmiş, 17.12.1975 tarihinde M. ve H. toplam 7/8 paylarını eldeki davanın davacısı N.’ye satmışlar, T.’e ait 1/8 pay ise 12.1.1979 tarihinde kendi mirasçılarına intikal ettikten sonra, aralarında yaptıkları paylaşım sonunda davaya konu taşınmazın tamamı davacı N.’ye düşmüştür. Tapu 31.1.1979 tarihinde ifraz görerek aynı ada 14 ve 15 parsel oluşmuş, davaya konu 15 parselin tamamı yine davacı adına tescil edildikten sonra İzmir 5 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1.11.2004 gün 746/475 Sayılı hükmü ile miras bırakanlar tarafından N.’ye yapılan devirlerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmesi üzerine tapuda 2.2.2005 gün 403 yevmiye ile paylı mülkiyet şeklinde 35/64 payı davacı N., 19/64 payı davalı N. ve 9/64 payı da dava dışı mirasçı N. adına tescil edilmiş, N.’nın miras payını devretmesi ile davacı N.’nin tapu payı 45/64’e yükselmiştir.

Davacı vekili, 15.12.2004 tarihli yazılı miras paylaşım sözleşmesine dayanarak iptal tescil isteğinde bulunmuştur. Az yukarda da açıklandığı gibi, yazılı paylaşım sözleşmesinin yapıldığı tarihte davaya konu 169 ada 15 parselin tamamı davacı N. adına kayıtlı ise de miras bırakanlar M. ve H. tarafından davacıya yapılan satışın muvazaalı olduğu gerekçesiyle hükmen iptaline karar verildiğinden dayanak miras paylaşım sözleşmesinin düzenlendiği 15.12.2004 tarihinde gerçek malikin miras bırakanlar M. ve H. olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple yerel mahkemenin gerekçesi yerinde değildir.

Her ne kadar, yerel mahkemece terekeye ait bir kısım taşınmazlar hakkında yapılan paylaşımın geçersiz olacağı gerekçesine dayanılmışsa da, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 1 98472 E 1 985/5 K. sayılı kararında miras paylaşım sözleşmesinin terekeye dahil bütün taşınmazları kapsamasına gerek bulunmadığı belirtildiğinden bu gerekçe de yerinde değildir.

Dosya arasında bulunan mirasçılık belgesine göre M. K. 12.2.1991 tarihinde ölmüş olup mirasçı olarak davacı ve davalı ile birlikte dava dışı N. B. ile N.ye K. ( K. )’nu bırakmıştır. Mirasçılar arasında yapılan paylaşımın geçerli olması için tüm mirasçıların bizzat ya da yasal temsilcilerinin eksiksiz olarak katılmaları önkoşuldur. Dayanak 15.12.2004 tarihli paylaşım sözleşmesine mirasçılardan N.ye katılmadığından miras bırakan M.’nın terekesi bakımından yapılan paylaşım geçerli değildir. Adı geçen miras bırakandan gelen miras payı yönünden davanın reddi sonuç olarak doğru görüldüğünden hükümün açıklanan bölümünün ONANMASINA,

Miras bırakan H. K.’ndan kalan 1/8 paya ilişkin temyiz itirazlarına gelince, adı geçen mirasçılık belgesine göre 27.10.1995 tarihinde ölmüş mirasçı olarak davacı ve davalıyı bırakmıştır. M.’nın önceki eşinden olma N.ye K. ve N. B., H. mirasçıları arasında bulunmamaktadır. Bu sebeple davacı ve davalı arasında yapılan miras paylaşım sözleşmesi miras bırakan H. yönünden geçerlidir. Tüm bu açıklamalar ışığında H.’den gelen miras payı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle hükmün H. K.’ndan gelen miras payına ilişkin bölümünün H.U.M.K.’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 13, 10 YTL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 90 YKR’nin temyiz edenden alınmasına, 02.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/12632 K. 2005/12344 T. 20.9.2005

DAVA: Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; Dairenin 17.3.2005 gün ve 1185-4131 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Sözü geçen Dairemiz kararının düzeltilmesi istenilmekle, evrak okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4772 Sayılı Yürürlük K.md.17 )

Olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. ( HUMK.md.76 ) Davacılar, dava dilekçesiyle; vasiyetname ile kendilerine vasiyet edilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini talep etmişlerdir. Miras bırakan 11.4.1991 tarihli vasiyetnamesiyle paylaştırma kuralı koymuştur. Dava, Türk Kanunu Medenisinin 587. maddesine dayalı, miras bırakanın, ölüme bağlı tasarrufu ile koyduğu paylaştırmaya uygun iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Paylaştırmaya kadar mirasçılar arasında zamanaşımı işlemez. Delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, davanın yanlış nitelendirmeyle zamanaşımına uğradığından bahisle reddi doğru değildir. Ne var ki, ilk incelemede bu yön gözden kaçtığından, hüküm onanmıştır. Davacıların karar düzeltme taleplerinin kabulüne, dairemizin onama kararının kaldırılmasına hükmün gösterilen sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/I-4. maddesi gereğince davacıların karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 17.3.2005 tarihli 2005/1185-4131 sayılı onama kararının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 20.09.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/6735 K. 2010/1852 T. 1.4.2010

DAVA: Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

KARAR: Dava mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan hüküm davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi yada mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması ilgili kişinin mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmesine ve kendisine mirastan pay verilmesine engel bir neden değildir. Ne varki bu olguların hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceğinin hüküm yerinde gösterilmesi gerekir.

Somut olaya gelince, dosya içeriğinde toplanan delillerden miras bırakan R.T.A.’ın ölümüyle geriye mirasçı olarak eşi F.A. ile çocukları S.A. ve S.T.A.’ı bıraktığı, adı geçenlerin Silivri Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.06.1999 tarih 1999/96-1999/334 E.K sayılı ilamıyla mirası reddettikleri anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgu dikkate alınarak mahkemece mirası reddeden miras bırakanın eş ve çocuklarının miras paylarını gösterecek şekilde mirasçılık belgesinin düzenlenmesi ayrıca hüküm yerinde bu mirasçıların mirası reddettiklerine işaret edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 82,80 TL temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/15384 K. 2007/823 T. 2.2.2007

DAVA: Davacı-K.Davalı Şengül Saruhan vekili tarafından, davalı-K.davacı Emine Kızıltaç aleyhine 9.6.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, karşı dava ile de elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın tapu iptali tescil yönünden kabulüne karşı davanın reddine dair verilen 26.9.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı, davalı murisi Fatma Kale ile 9.11.2001 tarihli ölünceye kadar bakma akti düzenlediklerini dava konusu 33 parseldeki dairenin kendisine bırakıldığını tapusunun iptali ile adına tescilini, bu mümkün olmazsa bakım masraf ve ücretinin tahsilini istemiştir.

Davalı-Karşı Davacı, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmediğini, haksız olarak meskeni işgal eden davacının elatmasının önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiş hükmü davalı ve karşı davacı temyiz etmiştir.

Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen sözleşmelerden olup, bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirim borcu ile yükümlüdür. Kaynağını Borçlar Kanununun 511 ve devamı maddelerinden alan bu tip sözleşmeler anılan Kanunun 511 ve Medeni Kanunun 545 maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. 10.12.1952 tarih ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, akitlerden birinin ölünceye kadar bakma ve görüp gözetmek şartıyla diğerine bir gayrimenkulun temlikin sağlamak üzere sözleşme düzenlemeye Medeni Kanunun 532 maddesi gereğince Sulh Hakimi, noterler ile tapu sicil muhafız veya memurları yetkilidir.

Somut olayda 9.11.2001 tarihli sözleşme resmi şekilde düzenlenmediğinden bu sözleşmeye değer verilerek tapu iptal ve tescil hükmü kurulması doğru olmamıştır.

Ancak davacı ikinci kademe istek olarak bakım masraf ve ücreti talep etmiştir. Dosyadaki delil ve tanık ifadelerinden davacının bir süre davalı murisine baktığı anlaşılmaktadır. Bu konudaki taraf delilleri toplanıp, araştırma ve inceleme sonucu bir karar verilmelidir.

Ayrıca karşı davada açıklanan men’i müdahale ve ecrimisil istemi konusunda da mevcut duruma göre tüm deliller değerlendirilerek bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın yatırana iadesine, 02.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/4820 K. 2004/5828 T. 5.5.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı Ayşe’nin yoncalı çiftliğindeki 149 ada 9 parsel numaralı taşınmazdaki hissesini, 21.07.1992 tarihinde üçüncü kişilerden “”alım”” yoluyla iktisap ettiğine, bedelinin muris tarafından verildiğinin iddia ve ispat edilmemiş bulunmasına; maruf mahallesindeki 274 ada 1 ve 5 parsel numaralı taşınmazların da 24.07.1987 tarihinde muris tarafından davalı Ayşe’ye satış suretiyle temlik edildiğine, bu temlikin ivaz mukabili olduğunun anlaşılmasına, muvazaalı olduğunun kanıtlanamamasına göre, davalı Ayşe’ye tenkis edilebilir bir kazandırma bulunmadığından, davacının; davalı Ayşe hakkındaki hükme yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2- Murisin 44.000 Euro tutarındaki parasını 31.01.1996 tarihinde Kütahya P… Şubesine, oğlu davalı Üzeyir adına hesap açtırarak, onun adına yatırdığı, bu suretle bu miktar parayı oğlu Üzeyir’e aktardığı dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır.

Murisin alışılmışın dışında oğlu adına hesap açtırıp para yatırması bağışlamadır. Saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığı da açık ve tartışmasızdır. O halde davalı Üzeyir’e yapılan bu kazandırmanın, murisin serbestçe tasarruf edebileceği kısmı aşıp aşmadığı ( başka bir ifade ile ) davacının saklı payına el atıp atmadığı belirlenmelidir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davalı Üzeyir yönünden ( BOZULMASINA ), hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümünün 1. bentteki sebeple ( ONANMASINA ), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 05.05.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/10293 K. 2006/18540 T. 28.12.2006

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı kanunun 1. maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.

1- Davalı Nursel 11.09.2006 tarihli dilekçe ile temyiz feragat ettiğinden, temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre hükmü temyiz eden davalılardan Osman’ın tüm, diğer davalı Gülseren’in aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yersizdir.

3- Birden çok saklı pay sahibine; ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf nisabı sınırını geçen kazandırmalar ( teberrular ) bu mirasçıların her birinin saklı payını aşan tutarlarla orantılı olarak tenkis edilebilir. ( TKM.mad.503 )

Ölenin aksini düşündüğü tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasçı nasbolunan veya kendilerine başka bir şekilde kazandırma ( teberru ) yapılan kimselere ait paylar, orantılı olarak tenkis edilir. ( TKM. mad.505 )

Saklı pay sahibi mirasçılar ( Gülseren ve Nursel ) ile saklı pay sahibi olmayan ( Osman’a ) aynı tasarrufla kazandırma yapılması nedeniyle, saklı pay sahibi mirasçıların saklı paylarının tutarı, kendilerine yapılan kazandırmalardan indirilip, saklı payı aşan miktar bulunup, böylece saklı pay dışında kalan kısım tesbit edildikten sonra, saklı payı olmayanlara ( Osman’a ) yapılan kazandırmada tayin edilip, bulunan miktarlar orantılı olarak tenkise tabi tutulmalıdır.

Mahkemece, saklı pay sahibi olan mirasçı Gülseren ile saklı pay sahibi olmayan davalı Osman’dan eşit miktarda tenkis yapılması suretiyle Osman’dan eksik, Gülseren’den fazla miktarda tenkis yapılması usul ve yasaya aykırı olmuştur.

a- Davalı Osman, miras bırakanın yeğeni olup, saklı pay sahibi değildir. Osman’dan tenkis edilmesi gereken miktar 9.156.67 YTL. olması gerekirken, kararda yanlış değerlendirme yapılarak 5.630.41 YTL’nin tenkisine karar verilmesi doğru olmamış ise de, davacı bu hükmü temyiz etmemiş bulunduğundan, bu yön bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir.

b- Davalı Gülseren’den ise saklı payı düşüldükten sonra kalan fazla kazandırma üzerinden orantılı tenkis yapılması gerekirken saklı pay düşülmeden fazla tenkis yapılması yanlış olmuştur.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 3/b bendinde açıklanan nedenle davalı Gülseren lehine BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan sair temyiz yönlerinin 2. bentte açıklanan nedenle ONANMASINA, davalı Nursel’in temyiz dilekçesinin 1. bentte belirtilen nedenle REDDİNE, aşağıda yazılı harcın Osman’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcını yatıran Mesut’a geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/13595 K. 2007/5499 T. 3.4.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 Sayılı Yürürlük K.md.17 )

Miras bırakanın sağlararası tasarruflarından ölümünden önceki bir sene içinde yaptığı bağışlamalar, kast aranmaksızın mutlak tenkise tabidir. ( TKM. md.507/3 ) Bir yıldan daha önceki bağışlamalar ise, saklı pay kurallarını etkisiz kılmak kastıyla yapılmış oldukları taktirde tenkis edilebilir. ( TKM. md.507/4 ) Miras bırakan 18.3.2001 tarihinde ölmüştür. Dava konusu yapılan ( 199 ) parselde kayıtlı taşınmazdaki payını ( 7213/31560 ), 13.4.1997 tarihinde davalı oğluna hibe etmiştir. Bu temlikin saklı pay kurallarını etkisiz kılmak kastıyla yapıldığını gösteren bir delil bulunmamaktadır. Dinlenen tanıklar, murisin sağlığında bir kısım taşınmazlarını satıp, davacı (oğlu)’nun borçlarını ödediğini, dava dışı diğer mirasçılarına da taşınmazlar verdiğini, dava konusu taşınmazdaki payını da mirasçıları arasında denkleştirme sağlamak amacıyla davalıya hibe ettiğini belirtmişlerdir. Tanıkların bu beyanı, dosyaya alınan tapu kayıtlarıyla da doğrulanmıştır. Şu halde, davalıya yapılan bağışın, saklı payı zedelemek kastını taşımadığı anlaşılmaktadır. O halde, tenkis isteğinin reddi gerekirken, yazılı şekilde tenkise karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/9218 K. 2010/15381 T. 27.9.2010

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Miras bırakan 27.10.2003 tarihinde vefat etmiş olup, geriye mirasçı olarak davacı eş Emine ile çocukları Nilgün, Nilüfer ve torunu Fırat ile davalı Yusuf kalmıştır. Sağ kalan eş için saklı pay, altsoy ile birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payının tamamı, altsoy için saklı pay ise, yasal miras payının yarısıdır. ( T.M.K.md.506/1-4 ) Tasarruf edilebilir kısım, terekenin miras bırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır. ( T.M.K.md. 507/1 )

Mahkemece hükme esas alınan, tasarruf nisabı ve saklı payın hesabına ilişkin 9.4.2008 tarihli ek raporda terekenin miras bırakanın ölüm tarihindeki değerleri değil, keşfin icra edildiği 12.5.2006 tarihindeki değeri esas alınarak saklı pay hesabı yapılmıştır. Ayrıca yapılan bu saklı pay hesabında, murisin tasarruf edebileceği kısım ( tasarruf nisabı ) altsoyun miras paylarının 1/2’si iken tamamının dikkate alınması da yanlıştır. Bu haliyle tasarruf nisabı ve saklı payın hesabına ilişkin, bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde mahkemece yapılacak iş, terekenin ölüm günündeki değeri esas alınarak saklı payın hesaplanması ile bulunacak sabit tenkis oranını, tercih tarihindeki değerle çarpmak ve hasıl olacak sonuç uyarınca hüküm kurmaktan ibarettir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.9.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/15568 K. 2011/15358 T. 13.10.2011

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı dilekçesinde, müteveffa eşi Rüştü’nün 17.1.1998 tarihli vasiyetnameyle davacının mirastaki saklı payını ortadan kaldırıp. T.M.K.hükümlerine aykırı olarak 2 çocuğuna bıraktığını. T.M.K.506 nci maddesi hükmüne göre saklı payında müteveffanın tasarruf yetkisi bulunmadığını, davalıların açtığı vasiyetnamenin tenfizi davasında kendisine vasiyetnamenin iptali davası açmak üzere süre verildiğini belirterek, vasiyetnamede saklı payına tecavüz eden kısmın iptaliyle yasada kendisine tanınan saklı payın iadesine ve bu payın korunmasıyla vasiyetnamenin bu yönde iptali yönünde karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar cevabında, davacının miras için babalarıyla evlendiğini belirterek davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, vasiyetnamenin aynen uygulanmasının sağ kalan eşin saklı payını ortadan kaldırdığı gerekçesiyle vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.

Vasiyetnamenin iptali sebepleri T.M.K.nun 557 ve 558. maddelerinde sınırlı bir şekilde gösterilmiştir. Davacı, bu maddelerde düzenlenen iptal nedenleri hakkında bir delil sunmamıştır. Saklı payın ihlali vasiyetnamenin iptali nedenleri arasında bulunmamaktadır. Koşulların varlığı halinde tenkis davasına konu olabilir.

O halde talep, vasiyetnamenin iptali olarak değil tenkis ( T.M.K.563 madde hükümlerine göre incelenerek karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/6029 K. 2005/6521 T. 26.5.2005

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, mirasbırakanın alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla 1428 ada 21 ve 2243 ( imarla 8803 ada 9 )parsel sayılı taşınmazı davalılara satış yoluyla temlik ettiğini ileri sürüp muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, hak düşürücü sürenin geçtiğini, iddiaların doğru olmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların davalılara temlikinin muvazaalı bulunduğu, davalı Güler’in davanın başından beri davada yer aldığı, ıslah talebinin uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişme konusu 21 parsel sayılı taşınmazın 07.03.1978 tarihli akitle miras bırakan tarafından davalı Borzade’ye 2243 parselin ( imarla 8803 ada 9 parsel )154/22560 payının da davalı Güler’e satış yoluyla temlik edildiği görülmektedir.

Davacı, anılan işlemin miras bırakanın derda kaldığından hakkında yapılacak takiplerden kurtulmak amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. İddianın belirtilen bu nitelendirilmesine göre davacının miras bırakanın halefi sıfatıyla ve onun “taraf muvazası” olarak nitelendirilen işlemine dayandırıldığı açıktır.

Bilindiği üzere; muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar ( mutlak muvazaa ). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler (nisbi muvazaa). Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşme de tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.

Hernekadar muvazaayı düzenleyen B.K.nun 18. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden ( resen )göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur ( icazet )vermesi ile geçerli hale gelmeyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu ( inşai )bir hüküm değil, açıklayıcı ( ihdasi )bir hüküm durumundadır.

Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı ( halefi )sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb’an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad ( namı-müstear )davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.

Somut olaya gelince; yukarıda açıklandığı ve 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararında öngörüldüğü anlamda bir belge ibraz edilmiş değildir.

Hal böyle olunca; kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.Davalıların temyiz itirazları yerindedir.

SONUÇ: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/1353 K. 2007/3152 T. 1.3.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mahkemece, ölünceye kadar bakma aktinin iptali davası reddedilmiş; tenkis isteği kabul edilmiştir.

Ölünceye kadar bakma akti gereğince temlik 28.10.1986 günü yapılmış; muris 16.08.2003 tarihinde vefat etmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinde miras bırakanın hangi sağlar arası kazandırmaları hakkında tenkis istenebileceği açıklanmıştır. Bu maddenin 4. fıkrasındaki şartlar, kesin bir biçimde ispatlanmadıkça miras bırakanın yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı tasarruflardan olup, tenkisi istenemez. Ölünceye kadar bakma akti, niteliği itibariyle güvence sağlayan bir akittir. Bakıp gözetme borcunun kapsamı ne aktin başında ne de devamı sırasında belli olmayıp, bakım alacaklısının hayatı boyunca oluşacak şartları tayin eder. Esasen ölünceye kadar bakma aktini hizmet aktinden ayıran unsurda bu yöndür.

Borçlar Kanunu’nun 511. maddesi, bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bakım alacaklılarının akit anında özel bakıma muhtaç durumda olmasını aramak, kanunda bulunmayan bir unsur ilave etmek olur. Aksi kararlaştırılmadıkça aktin, bakım alacaklısına sağladığı menfaatler sosyal duruma uygun ikamet, beslenme ve giyinme, görüp gözetme gibi ihtiyaçlarının karşılanmasıdır [B.K. 514]. Bu ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak maddi desteğin ne olacağını önceden kestirmek mümkün olamaz. Hayatın idamesi için gerekli asgari şartları sağlayacak nafakaya borçlu olabilecek kimse ile ölünceye kadar bakma akti yapmayı engelleyen bir kanun hükmü yoktur.

Kaldı ki bu aktin hedefi nafaka veya ahlaki görevleri kadar bir maddi destek elde etmek değil, tarafların bilhassa bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmektir. Bu sebeplerle mirasçı olabilecek kimselerle yapılmış olan ölünceye kadar bakma aktinin in’ikadı sırasında özel bakıma muhtaç bulunmamak veya akitten sonra çok kısa yaşamak, bu aktin saklı pay kurallarını bertaraf maksadına matuf olduğunu kabule yeterli değildir. Sözleşmesinin saklı pay kurallarını bertarafa yönelik olduğu yönünde başka bir delil yokken tenkise karar verilmesi doğru bulunmamıştır ( Y.H.G.K. 16.03.1988 günlü ve 814-247 sayılı kararı ).

SONUÇ: Davalının temyiz itirazının bu sebeple kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/1778 K. 2008/6150 T. 1.5.2008

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İstek miras bırakan Mehmet Turan Göksu tarafından İstanbul 21. Noterliğinde düzenleme şeklinde yapılan 16.07.1987 gün 17477 yevmiye nolu vasiyetnamenin açılıp okunması ve ilgililerine tebliğine ilişkindir.

Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın, tesliminden başlayarak bir ay içinde miras bırakanın yerleşim yeri Sulh hakimi tarafından açılır. Vasiyetname açılırken bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer açılması sırasında diledikleri takdirde hazır bulunmak üzere çağrılır ve okunur. ( TMK.md.596 ) Vasiyetnamede vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmış ise, Sulh Hakimi tarafından bu görev kendisine bildirilir. ( TMK.m.550/3 ) Vasiyetnamenin açılışını müteakip mirasta hak sahibi her birine, vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği tebliğ olunur. ( TMK.md.597 ) Lehlerine karşılıksız kazandırma yapılan kimselerin ve mirasçıların adresleri belli değilse kendilerine vasiyet ilanen tebliğ edilir. ( TMK.md.597/2 ) Sulh Hakimi vasiyetnamenin kendisine teslimini müteakip gerekli koruma önlemlerini alır, olanak varsa ilgilileri dinleyerek yasal mirasçılara terekenin geçici olarak teslimine yahut resmen yönetilmesine karar verir. ( TMK.md.595/3 )

Görüldüğü gibi Sulh Hakiminin görevi vasiyetnameyi açarak, ilgililere tebliğ etmek, mirasçılara istekleri halinde bir mirasçılık belgesi vermek ve terekeye dahil malları yasal mirasçılara geçici olarak teslim etmek, yahut resmi yönetimi emretmekten ibarettir. Sulh Hakiminden vasiyetin okunmasını istemek bir ayni hakkın geçirilmesi isteği niteliğinde değildir.

Bu nedenle; Mahkemece yazılı şekilde; vasiyetname ile malvarlığının ölünceye kadar sağ eşe bırakıldığı gerekçesi ve dava şartı gerçekleşmemesi nedeniyle ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 01.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/17238 K. 2013/8890 T. 1.4.2013

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava Türk Medeni Kanununun 605/1. maddesine dayalı olup, mirasın gerçek reddine ilişkindir. Mirasbırakan 06.03.2012 tarihinde ölmüş, mirasçısı olan çocukları 27.04.2012 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesine yasal 3 aylık süre içerisinde verdikleri dilekçe ile mirasın gerçek reddi talebinde bulunmuşlardır. Bu durumda Sulh Hukuk Mahkemesinin görevi mirasın gerçek reddinin tespiti ve ret beyanının özel kütüğe tescilinden ibarettir. Davanın hatalı olarak mirasın hükmen reddi ( TMK md. 605/2 ) olarak nitelendirilip yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 01.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/4215 K. 2008/6078 T. 1.12.2008

DAVA: Hasan Hazar ile Hazine, Ayvaz oğlu Yusuf Avvat kayyımı Mal Müdürü Aydın Yaman, Makbule Hazar ve müşterekleri, dâhili davalı İskenderun Belediye Başkanlığı aralarındaki dava hakkında İskenderun 2.Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 19.09.2005 tarih ve 124/370 sayılı hükmün Dairenin 03.03.2008 gün ve 182/1140 sayılı ilâmiyle onanmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı Hasan Hazar vekili tarafından davalılar Ayvaz oğlu Yusuf Avvad kayyımı Malmüdürü Aydın Yaman, Hazine, Makbule Hazar ve müşterekleri, dahili davalı İskenderun Belediye Başkanlığı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının ilk bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairece hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davacı vekili, süresinde vermiş olduğu karar düzeltme dilekçesiyle onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasını istemiştir.

Dairenin 3.3.2008 tarih 182/1140 esas ve karar sayılı ilamı ile, kayıt maliki Yusuf Avvat’ın tapu sicilinden kim olduğunun anlaşıldığı ve bilinen kişi olduğu, yine tapu kaydındaki bilgilere göre bu kişinin Suriyeli Ermeni olduğu, Suriye uyruklu kişilere ait taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçeleri ile yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Onama kararında da yazılı olduğu üzere, dava konusu146 m2miktarında ve arsa vasfındaki 512 parsel 25.02.1927 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Ayvaz oğlu Yusuf Avad adına tespit görüp tapuya tescil edilmiştir. Tercümesi yaptırılan tapu kayıtlarında Yusuf Avad’ın Kilise mahallesinden Suriyeli Ermeni olup, 55 yaşlarında olduğu yazılıdır. İlk bozma ilamında da açıklandığı üzere kayıt maliki Yusuf Avad; adı, soyadı, baba adı, uyruğu, yaşı itibariyle tapu sicilinden kim olduğu anlaşılan bir kişidir. Yine tapu kaydındaki bilgilerden bu kişinin Suriyeli Ermeni olduğu yazılıdır.15 Haziran 1927 tarih 1062 sayılı Kanunun 1.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan 01.10.1966 gün ve 6/7104 sayılı kararname hükümleri gereği Suriye uyruklulara ait taşınmazlara Hazinece elkonulmuştur. Böyle bir yer üzerinde zilyetlik ve tasarruf yasaklanmış olduğundan iktisap sağlamaz. Onama ilamında kayıt malikinin Suriyeli Ermeni olduğu tapu kaydında açıkça yazılı olduğu ve toplanan deliller karşısında ilk bozma ilamında da açıklandığı gibi Suriye uyruklu olduğu konusunda bir ihtilaf olmadığı kabul edilmiş ise de dosyada bu konuda yapılan araştırma eksiktir. Dairece bu hususun gözden kaçırılarak Suriyeli Ermeni’nin Suriye uyruklu olarak nitelendirilerek onama yapılmış olması maddi hataya dayanmaktadır. Suriyeli Ermeni’nin seçimlik hakkını kullanıp kullanmadığı konusundaki araştırma eksik olduğundan davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin 3.3.2008 tarih 182/1140 esas ve karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına karar verilerek dosyanın incelenmesi sonunda;

Az yukarıda da açıklandığı üzere iptali istenen 512 parselin kayıt maliki Ayvaz oğlu Yusuf Avad Kilise mahallesinden 55 yaşında Suriyeli Ermeni olup adı, soyadı, baba adı, uyruğu,yaşı itibariyle tapu sicilinden kim olduğu anlaşılan bir kişidir. Hatay’ın Anavatana katılması tarihinden sonra 1062 sayılı “Hudutları Dahilinde Tebamızın Emlakine Karşı Mukabele-i Bilmisil Tedaviri İddihazı Hakkındaki Kanunun” vermiş olduğu yetkiye dayanılarak çıkarılan kararnameler uyarınca Suriye uyruklu kişilerin Türkiye’deki taşınmazları hakkında bir seri kararnameler çıkarılmış en son 1.10.1966 gün 6/7104 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Suriye uyruklu kişilerin taşınmazlarına el konulmuş her türlü temliki tasarruflar yasaklanmıştır. Bu tarihten sonra Suriye uyruklu kişilerin Türkiye’deki taşınmazlarının satış, bağış gibi bir işlem veya zilyetlik yoluyla kazanılması mümkün değildir. Mahkemece benimsenen gerekçe 1062 sayılı Kanun uyarınca çıkarılan kararname hükümleri karşısında doğru ve yerinde ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Başka bir anlatımla taşınmazların Suriye uyruklu kişilere ait olup olmadığı, Suriye uyruklu kişilere ait ise Hatay’ın Anavatana katılması üzerine bu kişilerin Türkiye lehine seçimlik hakkını kullanıp kullanmadıkları usulen tam olarak araştırılıp belirlenmeden davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Taşınmaz malikinin Suriye uyruklu olup olmadıklarının belgelerle kanıtlanması ve yetkili mercilerden sorulup belirlenmesi gerekir. Bu nedenle Suriyeli Ermeni Ayvazoğlu Yusuf Avad’ın T.C.vatandaşı olup olmadığının,az yukarıda yazılı seçimlik hakkını kullanıp kullanmadığının Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden,Suriye vatandaşı olup olmadığı ve kaydının bulunup bulunmadığının Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile Suriye Devleti nezdinde sorularak araştırılması, bu yolda yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda taşınmaz maliki halen Suriye uyruklu kimse veya seçimlik hakkını Suriye Devleti lehine kullanmış ise, şimdiki gibi davanın reddine, Suriye uyruklu kişi olup da seçimlik hakkını kullanmayarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını seçmiş veya hiç Suriye uyruklu olmayan kimse ise, kayıt malikinin tapu kütüğünden anlaşılan kimse olduğu belirlendiğine göre TMK’nun 713/2.maddesinde yazılı ölüm sebebi dikkate alınarak davacı tarafa kayıt malikinin ölüm tarihi ve mirasçılarını gösterir mirasçılık belgesini ibraz edebilmesi ve varsa mirasçılarını davaya dahil edebilmesi için süre ve imkan verilmesi,davacı tarafça mirasçılık belgesi ibraz edildiği takdirde belirlenen mirasçılara davanın yöneltilmesi sağlanarak iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanılması, davacı lehine kazanma koşullarının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi,davacı tarafça mirasçılık belgesi ibraz edilmediği, mirasçılar belirlenemediği takdirde isteğin mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davası olduğu, TMK.nun 6.maddesinde yazılı herkesin iddiasını ispatla yükümlü bulunduğu ve ispat yükü üzerinde bulunan davacının davasını ispat edemediği gözönünde bulundurularak TMK.nun 501.maddesi hükmü uyarınca kayıt malikinin terekesinin Hazineye kaldığının kabulü gerekir. Bu şekilde Hazineye kalan bir yerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi de mümkün olmaz. Zira, kanunlar uyarınca Hazineye kalan taşınmazların bu yoldan kazanılması mümkün görülmemektedir. Mahkemece bu yönler düşünülerek açıklandığı şekilde yeterli araştırma yapılmadan ve davacı tarafa mirasçılık belgesini ibraz edebilmesi için kesin süre verilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteği yerinde görüldüğünden kabulü ile Dairenin 3.3.2008 tarih 2008/182 E. 2008/1140 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına, eksik incelemeye dayalı yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA ve 42,00 YTL peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 01.12.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/19509 K. 2009/1538 T. 5.2.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasbırakan, 3.3.1981 tarihinde noterde düzenlenen vasiyetnamesiyle; üçüncü maddede gösterilen taşınmazları ile menkul mallarını, hastalığında kendisine bakılıp gözetilmesi, tedavisinin yaptırılması, cenazesinin de Denizli Asri mezarlığına defnedilmesi, dini vecibelerin yerine getirilmesi kayıt ve şartıyla davalı vakfa vasiyet etmiş, 16.1.2006 tarihinde de vefat etmiştir.

Aynı vasiyetnamede, Çivril Kuran Kursu lehine de mal vasiyeti ve Çivril Cumhuriyet mahallesindeki dükkanın kira geliri ile ilgili de üçüncü kişi lehine irat vasiyeti de mevcuttur.

Dava; yararına belirli mal vasiyet edilen davalı vakfın, vasiyetnamede öngörülen bakım ve tedaviyle ilgili şart ve defi’nle ilgili yükümlülükleri yerine getirmemiş olması sebebiyle vasiyetnamenin iptali isteğine ilişkindir.

Mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufu ile hukuka ve ahlaka aykırı olmamak koşuluyla, kanuni veya atanmış mirasçılar ile lehine belirli mal vasiyet edilenlere, birşey yapmak ya da yapmamak şeklinde; kendisi ve üçüncü kişiler yararına alacak hakkı doğuracak şekilde mükellefiyet yükleyebileceği gibi, tasarrufu bu şarta da bağlayabilir. ( TMK. m.515 ) Bu şart, miras bırakanın ölümünden önce tahakkuk edecek bir şart olabileceği gibi, ölümden sonrasına ilişkin bir şart da olabilir. Şarta bağlı olarak lehine mal vasiyet olunan şahsın, bunu kazanabilmesi için, tasarrufta öngörülen şartın gerçekleşmesi gerekir. Başka bir ifade ile, şart gerçekleşirse ölüme bağlı tasarruf hüküm ifade eder. (BK. m.149/2) Aksi halde, tasarruf hiçbir hüküm meydana getirmez. Olayda; mirasbırakan, vasiyetnamesinin üçüncü maddesinde gösterdiği taşınmazları ile menkul mallarını, hastalığında kendisine bırakılması, tedavisinin yaptırılması ve cenazesinin de Denizli Asri Mezarlığına defnedilmesi kayıt ve koşuluyla davalı vakfa vasiyet ettiğine göre, bu şart gerçekleştiği takdirde, tasarruf hüküm ifade edecektir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; lehine belirli mal vasiyet edilen davalı vakfın, mirasbırakanın yararına olan bu şartı ifa etmediği ve mükellefiyeti de yerine getirmediği gerçekleşmiştir. Öyleyse vasiyetnamenin sadece yukarıda açıklanan şarta bağlı üçüncü maddesinin iptaline karar verilmesi gerekirken, şart ve mükellefiyete bağlanmayan diğer maddelerinin de iptalini hasıl eder şekilde tamamının iptaline hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/2496 K. 2011/3121 T. 31.5.2011

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle: Duruşma için belli edilen gün ve saatte taraflardan gelen olmadığı görülerek evrak üzerinde inceleme yapılmasına karar verildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:

KARAR: Yargıtay bozma ilamında özetle: “Davalılardan İsmail’e yapılan temlikin minnet duygusu ile yapıldığı anlaşıldığından kanıtlanamayan davanın reddinin gerektiği: ancak davalı İnci yönünden yapılan temyiz incelemesinde, İnci’nin saklı pay sahibi mirasçı olduğundan hakkında Türk Kanunu Medenisi’nin 503. maddesinin uygulanması ve sabit tenkis oranının hatalı tespit edilmesinin bozmayı gerektirdiğine. Medeni Kanunda düzenlenen tenkise dair kurallar dikkate alınarak sabit tenkis hesabının yapılması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davalı İsmail aleyhine açılan davanın reddine, davalı İnci aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı İnci vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tenkis davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası karşılıksız kazandırmaların yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai) davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul: miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mal varlığı ile, ( iadeye) denkleştirmeye ( MK. md. 603) ve tenkise tabi ( MK. md. 461, 507) olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık geçim giderleri, terekenin yazımı, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. ( MK. md. 454) Miras bırakanın Medeni Kanun’un 453. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel) ve sübjektif ( öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 507. maddesinin 1, 2 ve 3 fıkrasında gösterilenler) veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 512. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı saklı paylı mirasçılardan ise aynı Kanunun 503. maddesinde yer alan saklı paydan fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları, ( en sonda da kamu yararına yapılan kazandırmalan) dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 505. maddede yer alan, alınanla orantılı sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı ( MK. md. 506) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 506. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. O zaman davalıdan tercihi sorulmak, sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, mirasın açıldığı gündeki değerleri, o günden karar gününe kadar geçen süre içindeki toptan eşya fiyat endeksleri ile, bu süre içinde oluşan nitelik ve imar değişikliği gibi fiyata etkili özel unsurlar ve hakkaniyet kuralları dikkate alınıp, değer hakim tarafından belirlenmeli ve davalıya fazla verilen bölümün değerinin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.

Mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 s. Yürürlük K.m.17)

Somut olayda 23.08.1995 tarihinde ölen muris tarafından davalı İnci’ye satış yolu ile temlik edilen 33 ile 34 sayılı parsellerin. Yargıtay’ın bozma kararından önce düzenlenen, 06.05.2003 tarihli bilirkişi raporunda seçimlik hakkın kullanıldığı 22.03.2001 tarihindeki değerleri takriben 5.676,00 TL olarak belirlenmişken, bozma sonrasında düzenlenen 07.09.2007 tarihli bilirkişi raporunda aynı taşınmazların seçimlik hakkın kullanıldığı 26.10.2005 tarihindeki değerleri toplamı ise 905.301,00 TL olarak belirlenmiştir. Dört yıllık ara ile hesaplanan iki rapor arasında taşınmazların değerleri arasında 159 misli fark bulunmaktadır. Taşınmazlar tarım arazisi tarla niteliğindedir. Dosya arasında mevcut 11.09.2002 ve 26.10.2005 tarihli bilirkişi raporlarında taşınmazların değerlerinin gelir metodu esas alınarak tespit edildiği anlaşılmakta ise de aynı metod ile hesaplanan değerlerde dört yıl ara ile 159 misli fark yaratacak bu değer artışının neden ve nereden kaynaklandığı anlaşılamamaktadır. Kararda da hüküm altına alınan miktarların, dört yıllık bir süre zarfında 159 misli artışının nereden kaynaklandığının Yargıtay denetimine ilişkin gerekçe gösterilmemiştir.

SONUÇ: Mahkemece belirlenen hususlar dikkate alınmaksızın, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, önceki Yargıtay ilamının davacılar tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı İnci yararına doğan kazanılmış hakların göz önünde bulundurulmamış olması da isabetsiz olup, davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 31.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/7013 K. 2007/10297 T. 31.10.2007

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, mirasbırakanları Ali Doyran’ın 814 parsel sayılı taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak, tapuda satış göstermek suretiyle; 637, 1112, 1162 ve 1420 parsel sayılı taşınmazlarını rucu şartlı bağış işlemi ile mahfuz hisselerini ihlal ederek davalı oğluna temlik ettiğini ileri sürerek 814 nolu parselin davalı adına tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tescili, 637, 1112, 1162 ve 1420 nolu parsellerin davalı adına tapu kaydının %75’inin iptali ile tüm mirasçılar adına tescili isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, çekişme konusu 814 parsel sayılı taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, mirasbırakanın mal kaçırma kastının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün’ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, tapu iptali-tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; mirasbırakan tarafından dava konusu 814 parsel sayılı taşınmazın davalı oğlu Tuncer’e yapılan temlikinin mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığının kanıtlanamadığı, tapuda yapılan satış işleminin gerçek satış olduğu gözetilerek bu parsele yönelik tapu iptali ve tescil davasının reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir reddine.

SONUÇ: Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 31.10.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/8080 K. 2012/12215 T. 5.11.2012

DAVA: Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil ve alacak birleştirilen davalar sonunda, yerel mahkemece davanın, tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne, birleşen alacak davasının ise reddine ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Sevil Kartal’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Asıl dava, muris muvazaası hukuksal nedenine davayı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis isteğine, birleşen dava ise miras nedeniyle alacak isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasının kabulüne, birleşen miras nedeniyle alacak davasının reddine karar verilmiştir.

Gerçekten miras bırakanın banka hesaplarından ya da elden davalılara para akışı yapıldığı iddiası kanıtlanamadığına göre birleşen davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir Reddine;

Davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;çekişme konusu 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan ( 3 ) nolu bağımsız bölüm 16.07.2007 tarihinde dava dışı Ziya D.’den satış suretiyle davalı Aslı’ya temlik edilmiştir.Bilindiği üzere muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil kararı verilebilmesi için miras bırakanın bizzat ya da temsilcisi aracılığıyla adına kayıtlı bir taşınmazı ya da o taşınmazdaki payını diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla aslında bağış olmasına karşın satış biçiminde temlik etmiş olması gerekir.Özetlenen bu konu 01.04.1974 tarih,1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gereğidir.Oysa somut olayda taşınmaz üçüncü kişiden satın alınmış olup bedelinin muris tarafından ödendiği ileri sürülmektedir.O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararının olayda uygulama yeri olamaz. Ancak bu tür işlemler koşulların varlığı halinde tenkise tabidir.Nitekim eldeki davada da davacılar tenkis isteğinde de bulunmuşlardır.

Bilindiği üzere,Tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür.Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. ( MK.565 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK.564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

Hal böyle olunca; ( 3 ) nolu bağımsız bölüm yönünden tapu iptai ve tescil isteğinin reddedilmesi, ve yukarıda özetlenen ilkeler doğrultusunda tenkis isteği bakımından bir değerlendirme yapılması ve sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir kabulüyle; hükmün açıklanan nedenlerle ( 6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/11172 K. 2007/14811 T. 2.11.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 14.11.2006 günü temyiz eden vekili ve karşı taraf vekili ile Fahrettin vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Bismil Sulh Hukuk Mahkemesinin 7.10.2003 tarihli 2003/162-340 sayılı veraset belgesinde gösterilen davacıların mirasbırakanı Mehmet oğlu Ahmet ile davalıların mirasbırakanı Mehmet oğlu 1284 doğumlu Ahmet Özbek’in farklı kişiler olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Esasen bunların farklı kişiler olduğu mahkemece de kabul edilmiştir.

Davacıların iptalini istedikleri 1953/929-521 sayılı veraset belgesi kadastroca 1952 yılında tespit ve tahdidi yapılan 37 parsel numaralı taşınmazın, tespitine üçüncü kişinin itirazı üzerine, bu itirazı inceleyen Bismil Gezici Arazi Kadastro Mahkemesince verilmiştir. Sözü edilen karar 37 parselin tespit maliki “Mehmet oğlu ölü Ahmet’in” mirasçılarının davalılar olduğunun tespiti yanında, bu parselin davalılar adına mirastaki payları nisbetinde “tesciline” de ilişkindir.

37 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki mülkiyet ihtilafını çözer biçimde, mirasçılık belgesinin iptaline ve yeniden mirasçılık belgesi verilmesine karar verilemez. Bu husus, 37 parselle ilgili açılan tapu iptali ve tescil davasında değerlendirilecek ve sonuca bağlanacak bir konudur. Bu yön gözetilmeden yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 500.00 YTL vekalet ücretinin davacılardan alınıp Şaban’a verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/899 K. 2010/4031 T. 8.4.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, miras bırakanları S.’in 882 parseldeki payını davalıya devrettiğini, onun da dava dışı kişilere temlikini sağladığını, mahfuz hisselerinin ihlal edildiğini ileri sürerek, tenkis talebinde bulunmuşlardır. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların iddiaları sabit görülerek, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili ve davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR: Dava, tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; taraflar ile dava dışı kişilerin murisi 7.5.2005 tarihinde ölen S.’in malik olduğu 882 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını 11.7.1991 tarihinde 20.000.000.-TL bedelle davalı oğlu S. Ş.’e sattığı, daha sonra 14.6.2004 tarihinde 1/2 pay sahibi S. ile S.’in edindiği 1/2 payı dava dışı kişilere birlikte temlik ettikleri, muris S.’in ölümüyle davacıların Sebahattin’e yaptığı pay temliki ile saklı paylarına tecavüz edildiğini belirterek, saklı payları oranında tenkis isteğinde bulundukları ve yargılama sırasında da tercihlerini bedele hasrettikleri, öte yandan, dava dilekçesinde her nekadar davalıya yapılan pay temlikiyle ilgili olarak temlikin muvazaa ile illetli olduğu yolunda bir iddia bulunmamakta ise de yargılama sırasında ve aşamalarda anılan temlikin muvazaalı olduğunun defaatla tekrar edildiği anlaşılmaktadır.

Esasen, tenkis davası miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı ( vasiyet ve miras mukavelesi.gibi ) veya sağlararası kazandırmaların ( hibe gibi teberruların ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan öncesine etkili ( inşai ) yenilik doğurucu davalardandır. Somut olayda, muris S.’in davalıya yapmış olduğu pay temliki satıştır. O halde, satışın muvazaalı olduğunun anlaşılması halinde ancak tenkis hükümlerinin gözetilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Öyleyse, miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muvazaalı olarak mirasçıların saklı paylarını ihlal kastı ile yapıldığının aşikar biçimde kanıtlanması gerekir. Satış tarihindeki tapudaki satış bedeli ile gerçek değer arasında açık fark olması tek başına muvazaanın varlığını gösteremeyeceği gibi tenkis iddiasının kabulüne yeterli olamaz. Nesnel ( objektif ) bir olgunun öznel ( subjektif ) ( saklı payları açıkça zedeleme ) olgularla doğrulanması gerekir. Oysa, satışın gerçek satış olmayıp bağış olması halinde kendileri de bundan yararlanacak olan tarafların dava dışı kardeşleri ve özellikle annelerinin müşahhas ve olaylara dayalı bildirimleriyle miras bırakan S.’in davalı S.’e yapmış olduğu pay temlikinin bedelli ve gerçek satış olduğu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tanık olarak saptanan beyanları ile sabittir. Dinlenilen diğer tanıkların temlikin muvazaalı olduğuna dair hiçbir bildirimlerinin bulunmadığı da dosya kapsamıyla tartışmasızdır.

Öyleyse, satışın muvazaalı olduğu ve buna bağlı olarak temlikin açıkça saklı payları zedeleme amacıyla gerçekleştirildiğinin kanıtlandığı kabul edilemez. Kaldı ki, mahkemece tenkisle ilgili teknik hesaplamanın dışında bu yönde bir irdeleme ve değerlendirme de yapılmış değildir.

Hal böyle olunca, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere davanın kabul edilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/11656 K. 2011/2257 T. 1.3.2011

DAVA: Taraflar arasında görülen davada: Davacı, miras bırakan babası Mustafa T.’nin maliki olduğu tek malvarlığı olan ( eski ) 3047 ada 15 ( yeni ) 1884 ada 27 parsel sayılı taşınmazının çıplak mülkiyetini davalı oğluna satış suretiyle devrettiğini, sonrasında murisin intifa hakkından da davalı oğlu lehine feragat ettiğini, davalı Salih’in taşınmazı diğer davalı ve akrabası olan İsmail İ.’e, bu şahsın da tekrar davalı Salih’e sattığını, tüm yapılan işlemlerin kendisinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescil isteminde bulunmuştur.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın tenkis istemi yönünden kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davacı ve davalı Salih T. vekilleri tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1.3.2011 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat ile davalı İsmail İ. gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Selda Özer tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme neticesinde miras bırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu belirlenerek bu olgunun mahkemece benimsenmiş olması karşısında davacının miras payı oranında çekişmeli taşınmazın tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesi gerekirken davada tenkis istemi bulunmadığı halde davanın tenkis sebebiyle kabul edilmiş olması doğru değildir. Esasen miras bırakanın satış suretiyle yapmış olduğu temlikin T.M.K.nun 560 ila 571 maddeleri arasında öngörülen tenkis davasına konu teşkil etmeyeceği, zira miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarının tenkise tabi olacağı oysa muvazaalı olduğunun anlaşılması halinde ise tapu iptal ve tescile karar verilmesi gerekeceği tartışmasızdır.

SONUÇ: O halde tarafların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 3.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen taraflardan davacı vekili için 825.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/7898 K. 2010/15744 T. 5.10.2010

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dava dilekçesi ile, muris Eda’ya ait 08.09.1999 tarihli vasiyetnamenin tenfizini ( yerine getirilmesini ) talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile İzmir Onüçüncü Noterliği’nin 08.09.1999 tarihli muris Eda’ya ait vasiyetnamenin kızı ( davacı ) Nurdan tarafından yerine getirilmesine karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.

Dava konusu 08.09.1999 tarihli resmi vasiyetname ile Eda tarafından adına kayıtlı İzmir’de bulunan 8 parseldeki arsa ile 7 parselde bulunan evini davacı kızı Nurdan’a vasiyet ettiği anlaşılmaktadır.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak, davada MK’nın 599 ve 600. maddeleri gereğince, vasiyet alacaklısı tarafından vasiyetnamenin tenfizi ve aynen yerine getirilmesi talep edildiğine göre, davacının bu talebi dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili niteliğindedir.

Bu durumda HUMK’nın 388 ve 389. maddelerine göre, mahkemece; kurulan hükmün şüphe ve tereddüt oluşturmayacak şekilde ve Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından tapu kayıtlarının iptali ile tescili sırasında infazda güçlük çekilmemesi için vasiyetnamede tenfizine ( tapu-iptal ve tesciline ) karar verilen taşınmazların ada-parsel numaralarının açık olarak yazılması gerekirken, bu konuda ayrıntılı açıklama yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2002/2-854 K. 2002/852 T. 23.10.2002

DAVA: Taraflar arasındaki “tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Edirne 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 23.05.2000 gün ve 1998/468 E-2000/244 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 10.11.2000 gün ve 2000/11825-13902 sayılı ilamiyle; ( …Davacının faiz isteği davanın tevsiidir. Davalı taraf bu talebe karşı çıkmıştır. Davada ıslahta yapılmamıştır. Bu yön gözetilmeden faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, davacıların mahfuz hissesini aşan vasiyetnamenin tenkisi istemine ilişkindir.

Davacılar 06.08.1998 tarihli dava dilekçesinde; miras bırakan Rıza Köse’nin sağlığında davalılar yararına düzenlenen vasiyetname ile Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde bulunan bütün gayrimenkulleri üzerindeki hak ve hisselerinin tamamının çıplak mülkiyet hakkını davalı Cem Köse’ye, intifa hakkını davalı Canan Köse’ye bırakmakla saklı paylarına tecavüz edildiğini ileri sürerek; Edirne Tereke Hakimliği’nce murise ait olduğu tespit edilen ev, dükkan ve arazi vasfındaki üç parça gayri menkulde saklı paya tecavüzün aynen giderilmesini, vasiyetnamenin saklı paylara tecavüz oranında iptalini, saklı paylarındaki haklarının tapuya kayıt ve tescilini istemişlerdir.

Davalılar vekili, 06.11.1998 tarihli cevap dilekçesi ve 13.11.1998 günlü duruşma tutanağına geçen beyanında; Dava konusu taşınmazların aynen taksimi mümkün olmadığından, MK.nun 506. maddesi uyarınca tercih hakkını nakten ödeme yönünde kullandıklarını bildirmişlerdir.

Mahkemenin; Davalıların MK.506. maddesinde düzenlenen tercih hakkını kullanması nedeniyle 8.755.933.334 TL. saklı pay tutarının, tercih hakkının davalı tarafça kullanıldığı 13.11.1998 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine dair verdiği karar; Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Öncelikle belirtilmelidir ki; Tenkis davası saklı pay sahiplerine, saklı paylarına miras bırakanın tecavüzünü gidermek, temlik işlemlerini tasarruf nisabı sınırı içine sokmak imkanı veren ve kişisel hakkın korunmasını amaç tutan yenilik doğurucu ( inşai ihdasi ) nitelikte bir dava türüdür ( Prof.Tahir Çağa Mahfuz hisseli mirasçıların vasiyeti 1950 S: 25 ). Mahkemenin tenkis kararı mirasın açılması gününe kadar geriye etkilidir ( HGK. 23.02.1979 13-150 E; 177 K. ).

Tenkis davalarının niteliğine göre, davalının MK.nun 506. maddesi uyarınca tercihini nakten ödeme yönünde kullanması halinde, diğer para borçlarında olduğu gibi temerrüde düşen davalının faiz ödemesi gerekir ( BK.md. 103 ).

Bilindiği ve 11.11.1994 tarih, 4-4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği üzere tenkis alacağı tercih hakkının kullanıldığı tarihte muaccel hale geleceğinden faize tercih hakkının kullanıldığı günden geçerli olmak üzere hükmedilmesi gerekir.

Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda; Davacılar dava dilekçesinde saklı paya tecavüzün aynen taksim suretiyle giderilmesini istemişlerdir. Yargılama aşamasında davalılar MK.nun 506. maddesi uyarınca tercih hakkını nakdi ödeme yönünde kullandıklarından temerrüde düşmüşler; Davacılar yönünden alacağa faiz yürütülmesini talep hakkı doğmuştur. Bu durumda davacılar tercih hakkının kullanıldığı andan itibaren faiz talep edebilir.

Her ne kadar davalılar vekili yargılama aşamasında, faiz isteminin iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğunu ve buna da muvafakatlerinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de; Davalılar vekili temyiz dilekçesinde, alacağa davacının talep tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini bildirdiğine göre davacının faiz istemine karşı koymadığı ve uyuşmazlığın faizin başlangıç tarihi noktasında olduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda davacıların tenkis alacağı davalıların tercih hakkını nakten ödeme yönünde kullandıkları 13.11.1998 tarihinde muaccel hale gelmiştir. Tenkis alacağına tercih hakkını kullanıldığı 13.11.1998 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğinde kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Direnme kararı bu nedenle yerindedir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 354.620.382 ) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 23.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/1103 K. 2005/4362 T. 21.3.2005

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının temyiz itirazları yersizdir.

2-Davacının temyizine gelince; tenkis davalarında belirtilen değer harca esas değerdir. Gerçek değer ise yargılama sırasında belirlenen saklı paya el atılan değerdir. Davanın saklı paya el atılan değer üzerinden kabulü gerekirken, harca esas değer üzerinden kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Hükmün 2. bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyize konu diğer hususların 1. bentte gösterilen nedenle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/20116 K. 2009/4596 T. 16.3.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 s. K. md.17 )

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı Mustafa saklı paylı mirasçı olduğundan ona yapılan kazandırmadan kendi saklı payının indirilmesi ( TKM. m.503 ) gerekirken bu hususun nazara alınmaması doğru değil ise de, yapılan yanlışlık temyiz eden davalının lehine durum hasıl ettiğinden, aleyhe bozma yapılamayacağından aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Tenkis davalarında faize tercih tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekirken bu yön gözetilmeden tenkis bedeline dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanması gerekmiştir. ( HUMK. md. 438/7 )

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2.bentte gösterilen nedenlerle gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1.bendindeki “dava tarihinden itibaren” kelimelerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine “tercih tarihi olan 05.04.2005 tarihinden itibaren” kelimelerinin yazılmasına hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle temyize konu diğer bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/7722 K. 2004/11269 T. 5.10.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 28.9.2004 günü temyiz eden davalılar vekili geldi. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle 283 ada 13 parselde kayıtlı, ( dört daire iki dükkan olmak üzere ) altı bağımsız bölümden ibaret taşınmazın; ikinci katında yer alan ( 3 ) ve ( 4 ) bağımsız bölüm nolu daireleri, davacı ve kocasının kendi paraları ile yaptırdıklarının tanık beyanlarından anlaşılmasına, bundan sonra murisin bu dairelere ait 1/6’şar arsa payını 1996 yılında davacıya hibe etmiş olmasına, bu halde davacıya hibe edilenin sadece arsa payı olmasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, arsa payının ölüm tarihindeki değerlerinin tereke hesabında dikkate alındığına göre, davalıların işin esasına ve saklı pay tasarruf nisabının hesabına yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2-Tenkis davalarında mecburi dava arkadaşlığı yoktur.

Davalı Necmettin ve diğer davalı Gündüz’ün sorumlu tutuldukları miktarları oranında yargılama giderleri ve vekalet ücretinin ayrı ayrı belirlenmesi gerekirken belirlenen miktarın (1.200.000.000 Tl. yargılama gideri, 1.959.200.457 Tl. nisbi vekalet ücreti) her iki davalıdan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda 2.bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, kararın bozma kapsamı dışında kalan yönlerinin 1.bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 375.000.000. Tl. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/6790 K. 2004/7742 T. 14.6.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K. md.17 )

1-Tenkis ile ilgili dava yönünden; davalılar zamanaşımı defi’inde bulunmuş, davacı buna açıkça karşı çıkmamıştır. Miras bırakan 20.03.1994 tarihinde ölmüş, dava 19.09.1997 tarihinde açılmıştır. Bir yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden ( TKM. md. 513 )davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken davaya devamla yazılı şekilde tenkis hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir.

2-Kabule göre de; taşınmazların devrinin muvazaalı ve bedelsiz olduğu kanıtlanmadığı halde kazandırmalar bedelsiz kabul edilerek tenkise karar verilmesi de doğru değildir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalı Gürol mirasçıları katılma yoluyla temyiz etmişlerdir. Davacı temyiz dilekçesi davalı vekiline 2.1.2004 günü tebliğ edilmiş ve katılma yoluyla temyiz istemi ise 13.01.2004 tarihinde yapılmıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 433/2. maddesi gereğince süresinde yapılmayan temyiz istemine ilişkin dilekçenin reddi gerekir.

3-Davalı Bahtiyar ve Güngör’ün katılma yoluyla temyiz istemine gelince;

Miras ölümle açılır. ( TMK. md. 517 )

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikle murisin ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olması gerekir. Ölüme bağlı kazandırmalar ve sağlar arası tasarruflar murisin ölümünden geriye doğru 1 yıl içinde yapılmış ise mutlak tenkise tabidir. ( diğer şartlar var ise ) Murisin ölümden evvelki 1 yıldan daha önce yapılan temliklerde ise tenkis şartlarının oluşması mahfuz hisse kurallarını bertaraf etmek kastıyla yapılmış olmasına bağlıdır. ( TMK. md. 507/4 )

Muris Nebi 2.5.2000 tarihinde ölmüştür. Dava konusu kollektif şirkete hisselerini muris davalılara 11.09.2001 tarihinde bedel mukabili satmıştır.

Davacı tarafından, muris Nebi’nin kollektif şirket hisselerini mahfuz hisseyi bertaraf etmek amacıyla temlik edildiği ispatlanmamıştır. Davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda 3. bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, kararın temyize konu diğer bölümlerinin birinci bentte gösterilen nedenle ONANMASINA, davalı Gürol mirasçılarının temyiz taleplerinin ise 2. bentteki nedenlerle REDDİNE, aşağıda yazılı harcın davacıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran davalıya geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/1069 K. 2003/2325 T. 24.2.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Tenkis davasında yetkili mahkeme miras bırakanın son ikametgahı mahkemesi olup, bu yetki kamu düzenine ilişkin ve kesindir. ( Miras bırakan Safiye’nin Ümraniye nüfusuna kayıtlı olduğu dosyadaki veraset belgesinden anlaşılmaktadır. ) Nüfus kaydı, ikamete karine oluşturur. Ümraniye mahkemesi yetkili olup davanın esasına bakılması gerekirken yazılı olduğu şekilde yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 24.02.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/19757 K. 2011/6298 T. 14.4.2011

DAVA: Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde, davalıların murisi ve davacının kardeşi olan M’nin Noterde düzenlenen 10.08.2004 tarihli vasiyetname ile tüm malvarlığını davacıya bıraktığını, vasiyetnamenin Sulh Hukuk Mahkemesi’nde okunduğunu belirterek vasiyetnamenin tenfizini ( yargılamada tenfiz ile tapu iptali ve tescil ) talep etmiştir.

Davalılar vasiyetnameyi Sulh Hukuk Mahkemesi’nde okunurken kabul etmediklerini, itiraz ettiklerini belirterek davanın reddini dilemişler, davalı vekili ise 30.05.2006 tarihli tespiti ile saklı payın tenkisi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, … parsel yönünden davanın reddi, …, … parsel taşınmazlardaki muris hissesinin iptali ile davacı adına tescili, …, … ve … parsellerde kayıtlı taşınmazların davalılara intikalinin muristen kaldığı anlaşılmakla davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline hükmedilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak tenkis iddiası defi yoluyla ( süreye tabi olmaksızın ) her zaman ileri sürülebilir. İşbu davada da davalı taraf, yasal mirasçı olan davalıların saklı payının zedelendiğini belirterek, saklı paylarının gözetilerek tasarrufun tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.

Bu durum karşısında mahkemece, davalı tarafça ileri sürülen tenkis definin incelenmesi sonucu uyarınca hüküm tesis olunması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/8018 K. 2010/6486 T. 8.11.2010

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükümün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu; Gereği görüşüldü:

KARAR: Davacılar; tarafların ortak miras bırakanı olan Ali İhsan U.’un ölüm tarihinin 8.11.2007 olduğunu, davacıların murisin ilk eşinden olma çocukları, davalının ise murisin ikinci eşi olduğunu, murisin davacılardan mal kaçırmak, onları miras haklarından mahrum bırakmak amacıyla Ödemiş, Çaylı Kasabası 542 Sayılı parselde bulunan incir bahçesini, davalıya 27.5.1993 tarihinde rücu şartı ile bağışladığını, bu temlik sonucunda saklı paylarının zedelendiğini belirterek, tenkis taleplerinin kabulüyle davacıların saklı paylarına yapılan tecavüz oranında davalı adına olan tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki hisseleri oranında davacılar adına tapuya tesciline, bu mümkün olmazsa faizi ile birlikte bedele karar verilmesini istemiştir. Davalı; davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Miras bırakan davaya konu 542 Sayılı parseli, 27.5.1993 tarihinde davalı eşi Nasiye’ye rücu şartı ile bağışlamıştır. Miras bırakanın, serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümden önceki bir yıl içinde adet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, bağışlamadaki kastına bakılmaksızın tenkise tabidir. ( T.M.K.md. 565/3 ) Tasarruf nisabı ve saklı pay terekenin vefat günündeki haline göre ve net tereke üzerinden hesaplanır. Mirasçılar arasında eş varsa, sağ eşin miras payına eşit olan saklı payı net tereke tutarından indirildikten sonra geriye kalan üzerinden tasarruf nisabı ve alt soyun saklı payının hesaplanması gerekir. Toplanan delillere göre; miras bırakanın eşi sağ olup, tenkise konu olan temlik eş yararına yapılmıştır. Lehine kazandırma yapılan davalı eş de mirasta saklı pay sahibi olduğundan, ona yapılan kazandırma tutarından kendi saklı payı indirildikten sonra, tenkise tabi kazandırma miktarının dikkate alınması gerekmekte olup, kabule göre de hatalı olarak belirlenen sabit tenkis oranı bulunduktan sonra, Belediyeden alınan cevabi yazıda davaya konu taşınmazın sabit tenkis oranında bölünemeyeceği belirtilmesine karşın, davalının taşınmazın aynını tercih ettiği belirtilmek suretiyle, davacılar yararına belirlenen bu sabit tenkis oranında pay verilmesi de hatalıdır. Bu sebeplerle açıklanan kurallar gözetilmeden, hatalı ve eksik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmiş olması isabetsiz olup, davalının temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden tarafa iadesine, 8.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3441 K. 2003/4673 T. 7.4.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı Yasanın 17. maddesi, mirasın miras bırakanın ölüm günündeki hükümlere tabi olacağını öngörmüştür.

Yakın kan hısımlığı ve aile münasebetlerinden doğan bağlar, kanun koyucuya, kanuni mirasçılara miras hisselerinin belirli kısmı üzerinde, murisin iradesiyle bertaraf edilemeyen bir hak tanımaya zorlamıştır. Kanunun öngördüğü istisnalar ( MK.457-520 md. ) / ( 4721 S. TMK. 510-578 )dışında murisin iradesi ile bertaraf edilemeyen bu hakka, mahfuz hisse ( MK.453 ); kendilerine böyle bir hak tanınan kimselere de mahfuz hisse sahibi adı verilir. İşte bu hakkı murisin ihlal ve tecavüzlerine karşı koruma davalarına Medeni Kanununun 502 ve devamı maddelerinde ( 4721 S. TMK. 569 ) düzenlenmiş olan tenkis davası denmektedir.

Tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekinin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. ( MK.454 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 453. maddesinde belirlenen mahfuz hisseye tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve subjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelem kastının varlığından söz edilemez.

Mutlak olarak tenkise tabi Tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 507. maddesinin 1,2 ve 3 fıkrasında ( 4721 S. TMK. 565 ) gösterilenler veya mahfuz hisseyi ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni kanunun 512. maddesindeki ( 4721 S. TMK. 570 ) sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 503. ( 4721 S. TMK. 561 )maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 505. ( 4721 S. YTMK. 563 ) maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı ( MK.506 ) araştırılmalıdır. ( 4721 S. TMK. 564 ) Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.

Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 506/563 maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan, davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca sür’atle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ: Hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 07.04.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2002/12663 K. 2002/13059 T. 25.11.2002

DAVA: Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; Dairenin 9.7.2002 gün ve 8363 – 9179 sayılı ilamıyla dilekçenin reddine karar verilmişti. Sözü geçen Dairemiz kararının düzeltilmesi istenilmekle, evrak okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı hazinenin terekenin tesbitini istemede hukuki yararı mevcuttur.

Miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hakiminin istem üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemeleri alır. Gerekli giderlerin ileride terekeden alınmak üzere başvuran kişiden, önlem alınmasına hakimin kendiliğinden karar verdiği hallerde devlet tarafından karşılanır. Miras bırakanın yerleşim yerinden başka bir yerde ölmesi halinde ise, o yerin Sulh Hakiminin, ölümü yerleşim yeri Sulh Hakimine gecikmeksizin bildirir ve miras bırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirlerin terekede bulunan mal ve hakların yazımı, mühürlenmesi, resen yönetilmesi, vasiyetnamenin açılması gibi işlemlerdir.

Önlem ( tedbir ) alma isteğinin yetki yahut başka bir sebeple reddedilmesi tereke mallarının kaybına sebep olabileceği gibi hak sahiplerine intikal etmemesi sonucunu da doğurur. Her ne kadar Medeni Kanunun 531. maddesi ile ilgili kararların kesin olduğu Dairemizce açıklanmış ise de ( 2. H.D. 17.2.1999 gün ve 13769/1173, 6.6.2002 gün 6574/7631 sayılı kararları ) bu kararlar tedbirlerin alınmasına ilişkin olup, yetki veya başka bir sebeple reddini içermemektedir. Bu itibarla da kesin olduğu kabul edilemez.

Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece gerekli önlemlerin alınması gerekirken isteğin reddedilmesi isabetsizdir.

İşin temyiz incelemesi sırasında bu yönün gözden kaçtığı görülmekle; hazinenin karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesine gelince de; yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 440 – 442 maddeleri uyarınca davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ve dairemizin redde ilişkin kararının kaldırılmasına, işin esasının ise yazılı gerekçe ile BOZULMASINA, 25.11.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/9589 K. 2011/11156 T. 31.10.2011

DAVA: Taraflar arasında görülen davada:

Davacı, miras bırakan Kadriye’nin verdiği vekalet yetkisinin davalı Faruk tarafından kötüye kullanılarak 2779 ada 67 parsel 2/24 arsa paylı 5 Sayılı bağımsız dairenin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla diğer davalı Özcan Ş.’e devredildiğini ileri sürerek miras payı oranında tapunun iptalini ve adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Faruk, mirasbırakan Kadriye’nin ölmeden önce bakıma muhtaç olduğunu, davaya konu taşınmazı mirasbırakan Kadriye’nin bakım giderlerini karşılamak amacıyla devrettiğini, davanın reddine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı Özcan, davaya konu taşınmazda kiracı sıfatıyla oturduğunu, daha sonra Ödemiş’te bulunan dairesini satıp davaya konu taşınmazı satın aldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davalı Faruk’un vekalet yetkisini kötüye kullanmak suretiyle davaya konu taşınmazı muvazaalı olarak diğer davalı Özcan’a devrettiği gerekçesiyle pay oranında tapunun iptaline ve davacı adına tesciline karar verilmiştir. Karar, davalı Faruk vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla: Tetkik Hakimi Erhun Çavuşoğlu’nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. Mahkemece, istek gözetilmek suretiyle ( davacının ) miras payı oranında davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 599. maddesi hükmü uyarınca; miras, murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar ( menkul-gayrimenkul ) üzerinde bu tarih itibarı ile hak sahibi olurlar. Türk Medeni Kanunun 640. maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde, mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyetiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Türk Medeni Kanununun 701/2 nci maddesi hükmüne göre, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Bir başka ifadeyle, tereke üzerindeki hak sahipliği ortaklardan tek başına hiçbirine ait olmayıp hak sahibi olan ortaklıktır.

Bu yasal düzenlemelere göre, miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, terekedeki paylar ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların terekeye giren mallar ( menkul-gayrimenkul ) üzerinde somut ve bağımsız payları mevcut değildir.

O halde, yukarda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alındığında ve dava dışı mirasçılarında bulunduğu gözetildiğinde, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal sebebiyle ve kendi payına hasren tek başına dava açamayacağı tartışmasızdır. Esasen, mülkiyet çekişmesini içeren ve değinilen nitelikli davada pay oranıyla açılan davanın dinlenilmesine olanak yoktur. Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 702/4. maddesi hükmü ortaklığa ait mallara yönelik dışarıdan gelecek tehlikelere ve zararlara karşı koruyucu ve defetmeye ( Türk Medeni Kanununun 683/2 nci maddesinden kaynaklanan ) dair bir hüküm olup somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davalı Faruk vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/8196 K. 2011/16102 T. 24.11.2011

DAVA: Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Dilek Doğan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR: Davacı, asıl ve birleştirilen davada; murisinin limited şirket yöneticiliği sebebiyle tahakkuk ettirilen 1997/11, 2000, 2001, 2001 yıllarına ait prim, idari para cezası, eğitime katkı payı ve özel işlem vergisinden kaynaklanan ödeme emirlerinin, zamanaşımı sebebiyle ve terekenin borca batık olduğundan bahisle iptalini talep etmiştir.

Mahkemece, duruşma safahatında: Tapu Sicil Müdürlüğü’ne, bankalara, Emniyet müdürlüğüne, vergi dairesine müzekkere yazılmış, murisin mevduatının bulunmadığı, tapu kaydının bulunmadığı, şirket aleyhine açılan fesih davası kapsamıyla terekenin borca batık bulunduğunun anlaşıldığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 16.4.2008 tarih ve 2008/4-332 E, 2008/336 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, terekenin borca batık olduğunun görülmekte olan bir davada da, defi yolu ile de ileri sürebilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, terekenin açıldığı anda, borca batık olup olmadığı ölüm anında murise ait olan mallar, alacaklar ve borçlar dikkate alınarak değerlendirilmelidir ( H.G.K.’nun 14.3.2001 tarih ve 2001/2-220 E, 2001/240 K. sayılı kararı). Davaya konu somut olayda, murisin borçları konusunda kapsamlı bir araştırma yapılmadığı gibi, aktif malvarlığına dair yapılan araştırma da hüküm kurmaya elverişli değildir.

Dosyanın incelenmesinde, şirketin faaliyet gösterdiği Yalova ve ilçeleriyle İzmir’de bulunan tapu kayıtlarının araştırıldığı anlaşılmış. Yalova ve ilçelerinde tapu kaydının bulunmadığı anlaşılmakla birlikte, İzmir Tapu Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabının dosyada bulunmadığı, SGK dosyasından Rize/Pazar’da üzerine kayıtlı gayrimenkulünün bulunduğu, İzmir Emniyet Müdürlüğünce yapılan araç sorgulamasından muris adına kayıtlı 34 hyn 20 plakalı aracın bulunduğu, şirketin feshine dair İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2009/102 Esas sayılı dosyasının derdest olduğu görülmüştür.

Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında Mahkemece yapılması gereken iş, fesih dosyanın akıbetini araştırmak ve oradaki delillerden de yararlanmak ve davacıdan da delilleri sorulmak kaydıyla, öncelikle murisin borçlarını belirlemek, şirketin Yalova’dan Torbalı’ya nakledildiği anlaşıldığından. İzmir ve ilçelerinde gayrimenkulü bulunup bulunmadığını araştırmak, Rize/ Pazar’da bulunduğu belirtilen gayrimenkulün tapu kayıtlarını celbetmek, muris adına kayıtlı bulunduğu belirtilen aracın değerini belirlemek, tüm deliller toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykın olup, bozma nedenidir.

O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 24.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/5661 K. 2009/11559 T. 15.6.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden davacılar vekili Av. geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İstek Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesine dayalı mirasın hükmen reddine ilişkindir. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır.

Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada söz konusu değildir. Davanın hasımsız açıldığı görülmekle husumetin alacaklılara yöneltilmesi, gösterildiği takdirde delillerin toplanması, Türk Medeni Kanunu’nun 610/2. maddesi koşulları da göz önüne alınarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/18019 K. 2012/27519 T. 19.11.2012

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Terekenin borca batık olduğunun tespitine karar verilebilmesi için; mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle terekenin aktif ve pasifinin belirlenerek, tereke pasifinin aktifinden fazla olması yanında; mirasçının terekeye sahiplenme anlamına gelecek hukuksal bir işlemde bulunmamış olması da gereklidir ( TMK.m.605/2, 610/2 ). Davalı tarafın mirasbırakanın ölümü tarihinde Serik ilçesi Pınarcıklı köyünde taşınmaz malvarlığı bulunduğunu iddia etmesi karşısında; mahkemece bu tarih itibariyle Pınarcıklı köyünde mirasbırakan adına tapuda kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının, mevcutsa bunların mirasçılara intikal ettirilmesi veya mirasçılardan biri yahut üçüncü kişiler yararına davacının da katılımıyla bir tasarruf işleminde bulunup bulunmadığının tapu idaresinden sorulup kayıt örneklerinin getirtilmesi; mirasbırakan adına mevcut taşınmaz olup da, bunlar üzerinde intikal ve tasarruf işlemi yapılmaması halinde de; bunların mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle değerleri ( terekenin aktifi ) ile bu tarih itibariyle tereke borçlarının ( terekenin pasifi ) tespit edilip; tereke aktifinin fazla olması durumunda; talebin reddine; aksi halde talebin kabulüyle terekenin borca batıklığının tespitine karar verilmesi gerekir. Mahkemece açıklanan yönde araştırma yapılmadan, eksik incelemeyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 19.11.2012 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/10850 K. 2013/3904 T. 18.2.2013

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda; mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- ) Davacılar, mirasbırakanları babalarının yüklü miktarda borç bıraktığını, terekenin borca batık olduğunu, Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesinin de nazara alınarak mirası kayıtsız şartsız ret ettiklerini beyan etmişlerdir. Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir ( HMK madde 33 ). Bu açıklama karşısında davacıların Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesine dayalı mirasın hükmen reddi taleplerinin varlığının kabulü gerekir. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır. Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz.

Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına dair davalarda görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi olduğunu hükme bağlamıştır ( md. 2/1 ). Medeni Kanun’da bu konuda aksine bir düzenleme bulunmadığına göre 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra açılan terekenin borca batık olduğunun tespitine dair davalarda dava değeri ne olursa olsun asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu yön gözetilmeden dava dilekçesinin görev yönünden reddi yerine davaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

2- ) Kabule göre de; davanın alacaklılara husumet yöneltilerek görülmesi gerekirken hasımsız dava şeklinde uyuşmazlığın incelenmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının iadesine oybirliği ile, 18.2.2013 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/18886 K. 2010/21144 T. 15.12.2010

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Türk Medeni Kanunu’nun 589. maddesi, mirasbırakanın yerleşim yeri Sulh Hakiminin istemi üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alacağını, gerekli giderlerin ileride terekeden alınmak üzere başvuran kişiden, önlem alınmasına hakimin kendiliğinden karar verildiği hallerde ise devlet tarafından karşılanacağını, mirasbırakanın yerleşim yerinden başka bir yerde ölmesi halinde de o yerin Sulh Hakiminin, ölümü yerleşim yeri Sulh Hakimine gecikmeksizin bilidirip, miras bırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğunu hükme bağlamıştır. Bu tedbirlerin terekede bulunan mal ve hakların yazımı, mühürlenmesi, resmen yönetilmesi, vasiyetnamenin açılması gibi işlemler olduğu da madde de açıklanmıştır ( TMK.md.589/2 ). Terekenin tedbiren tespiti talebi bir süreye tabi olmadan her zaman istenebilir. Davacının talebi Türk Medeni Kanunu’nun 589. maddesi gereğince terekenin tedbir mahiyetindeki tespiti istemidir. Gerçekleşen bu durum karşısında Türk Medeni Kanunu’nun 589. maddesi çerçevesinde gerekli önlemlerin alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 15.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/15509 K. 2012/28196 T. 26.11.2012

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın tarafından; mirasın paylaştırılması talebinin reddi yönünden, davalılar tarafından ise; terekenin tespiti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İstek; tereke mallarının noksansız olarak hak sahihlerine geçmesini temine yönelik terekenin korunması önlemlerinden olan menkul ve gayrimenkul malların tesbiti ve bundan sonra mirasçılar arasında, miras payları oranında paylaştırılmasına ilişkindir.

1-Davalıların, terekenin korunması önlemlerinden olan terekenin tespiti kararına yönelik temyiz itirazlarının, bu nitelikteki kararların temyizi kabil olmadığından ( TMK. md. 589 ) reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Mahkemece, terekenin tespitine karar vermekle yetinilmiş, paylaştırma isteği reddedilmiştir. Mirasçılardan her biri sözleşme veya kanun gereğince miras ortaklığını sürdürmekle yükümlü olmadıkça her zaman mirasın paylaştırılmasını isteyebilir. Paylaştırma olanak varsa terekedeki malların aynen, olanak yoksa ortaklığın satış suretiyle giderilmesi şeklinde yapılabilir ( TMK md.642 ). Davacının paylaştırma isteği yönünden de araştırma yapılıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün terekenin tespitine ilişkin bölümü yönünden ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple davalıların temyizinin REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 26.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/3286 K. 2013/4581 T. 25.3.2013

DAVA: Dava dilekçesinde, Y. E.’in terekesine temsilci atanması istenilmiştir. Mahkemece davada yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacılar vekili dava dilekçesinde; tarafların miras bırakanı Y. E.’in 29.08.2009 tarihinde öldüğünü, mirasın henüz paylaşılmadığını, mirasçı Neslihan’ın velisi Nilgün’ün paylaşmaya karşı çıktığını ileri sürerek Neslihan’a kayyım atanmasını, olmaz ise terekeye TMK’nun 640. maddesi uyarınca temsilci atanmasını istemiş, 03.07.2012 tarihli oturumda ise talebini açıklayarak terekenin idaresi için TMK’nun 640. maddesi uyarınca temsilci atanmasını istemiştir.

Türk Medeni Kanununun 640/3. maddesi uyarınca mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Aynı yasanın 576. maddesine göre ise miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür. Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet Ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük’ün 54. maddesinde; Türk Medeni Kanununun 640. maddesinin uygulanmasında miras ortaklığına temsilci atanması istemi, mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hakimine sözlü veya yazılı beyanla olacağı hükme bağlanmıştır.

Somut olayda; davacının özellikle 03.07.2012 tarihli oturumdaki beyanları da dikkate alındığında dava, Türk Medeni Kanununun 640/3. maddesi uyarınca tarafların miras bırakanı Y. E.’in 29.08.2009 tarihinde ölümü üzerine, miras yoluyla intikal eden malvarlığının ( terekenin ) takibi ve korunması için temsilci atanması isteğine ilişkindir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine terekeye temsilci atanması isteklerinde yetkili mahkeme mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi olup, buradaki yetki kesin yetkidir. Mahkemece res’en gözetilmesi zorunludur. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve özellikle davacının 03.07.2012 tarihli oturumdaki beyanları dikkate alındığında davada yetkili mahkeme; Kadıköy Sulh Hukuk Mahkemesi değil,mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi ( Büyükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi ) olduğu gözetilerek yargılamaya devam edilip işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesidoğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/20073 K. 2012/25719 T. 13.12.2012

DAVA: Dava dilekçesinde sözlü vasiyetin tenfizi ile 40.000 TL’nin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin davalıların mirasbırakanı K. B. ile 1978 yılında evlendiğini, birlikte Urla Güvendik Köyünde arsa satın alarak üzerine ev yaptırdıklarını, bu evin yapımı için gereken masrafların davacı tarafından karşılandığını, evin tapusunun K. B. üzerine yapıldığını, davalıların mirasbırakan ile 1987 yılında resmi olarak boşanmalarına rağmen evliliğin fiilen devam ettiğini, bu süreçte de davalıların mirasbırakanı ile birlikte İzmir Narlıdere’de ev aldıklarını, davacının bu evin alımı sırasında da parasal katkıda bulunduğunu, ayrıca davalıların murisinin evlenmeden önce aldığı İzmir Üçkuyular’daki dairenin ipotek bedelinin de davacı tarafından ödendiğini, davalıların murisinin 2010 yılında vefat etmeden önce Çeşmealtında’ki evi davacıya sözlü vasiyet ettiğini, ayrıca davacının murisin hastane masrafları cenaze ve defin giderlerini karşıladığını, bu nedenlerle muris tarafından yapılan sözlü vasiyet uyarınca Çeşmealtında ki taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline, bu istem kabul edilmediği takdirde davacının yukarıda belirtilen taşınmazlara yaptığı parasal katkıların tahsili ile davalıların murisinin rahatsızlığı nedeniyle yapılan tedavi masrafları ile cenaze ve defin giderleri olmak üzere fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 40.000 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi dava ve talep edilmiştir.

Davalılar cevabında; davanın zamanaşımına uğradığını, sözlü vasiyetin yasanın aradığı şartlara uygun yapılmadığını bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.

Mahkemece; sözlü vasiyetnamenin ispatlanamadığı, diğer taşınmazlarla ilgili olarak yapılan masraflar yönünden ise, taşınmazların satın alındığı tarih itibariyle BK 60.maddesinde ki zamanaşımı süresinin dolduğu, tedavi, bakım için yapılan masrafların ise murisin sağlığında asilden istenilmesi gerekçeleriyle dava reddedilmiştir.

Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle,kanuni gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ,davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

Uyuşmazlık davacı ile davalıların mirasbırakanlarının fiilen birlikte yaşadıkları dönemde, ortak alındığı ileri sürülen taşınmazlar için yapılan faydalı, zorunlu giderler ile davalıların mirasbırakanın tedavi ve sonrasında yapılan defin ve cenaze giderlerinin tahsili talebine ilişkindir. Dosya kapsamına göre davacı ile davalıların mirasbırakanı resmi olarak boşanmış olsalar da, mirasbırakanın ölüm tarihine kadar birlikte yaşadıkları ve davalıların mirasbırakanın 9.6.2010 tarihinde öldüğü, eldeki davanın ise 30.12.2010 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Şu durumda davada ki istem, davacı tarafından gerçekleştirilen harcamalar nedeniyle davalıların zenginleştiği olgusuna dayandığından zamanaşımının başlangıcı davalıların davaya konu taşınmazlarda mirasçı konumuna geldikleri diğer bir anlatımla davalıların mirasbırakanlarının öldüğü tarihtir. Buna göre sebepsiz zenginleşme davalarında uygulanan BK 66. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle yukarıda belirtilen talepler yönünden davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir.

Diğer taraftan, davacı davalıların mirasbırakanları için yaptığı tedavi ve sonrasında oluşan ölüm olayı nedeniyle cenaze ve defin giderlerinin tahsilini istemektedir. MK’nın 507. maddesi gereğince mirasbırakanın cenaze giderleri terekenin pasifini oluşturmaktadır. Somut olayda davacı mirasçı konumunda olmadığından mirasbırakan için yapmış olduğu cenaze ve defin giderlerini terekeyi kabul eden mirasçılarından talep edebilir. Zira terekeyi kabul eden mirasçılar miras bırakanın borçlarından TMK 599/1.maddesi gereğince kişisel olarak sorumludurlar. Bu nedenle mahkemece cenaze ve defin giderlerine yönelik talebin ispatlanması halinde, bu alacak miktarının da hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu belirtilen taleplerin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/6555 K. 2013/10547 T. 15.4.2013

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, mirasbırakanın yasal mirasçıları tarafından açılmıştır. Davacılar mirasbırakanları V. D.’nun ölüm tarihinde, terekesinin borca batık olduğunu belirtip bu sebeple terekenin borca batık olduğunun tespitine kararı verilmesini talep etmişlerdir ( TMK. m. 605/2 ). Yasal mirasçılar, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işleri yapmamış olmaları veya terekeyi sahiplenmemiş bulunmaları halinde terekenin ölüm tarihinde borca batık olduğu yönünde tespit kararı verilmesini isteyebilirler. Terekeyi sahiplenmiş olan veya sahiplenme anlamına gelen işleri yapan mirasçıların, bundan sonra terekenin borca batık olduğunu ileri sürmeleri Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırıdır. Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını da hukuk düzeni korumaz. Davacılar mirasbırakanın borcu nedeniyle aleyhlerine açılan Kırkağaç Asliye Hukuk ( İş ) Mahkemesinin 2000/121 esas, 2001/175 karar sayılı dava dosyasında defi yoluyla terekenin borca batık olduğunun tespitini istemedikleri gibi, bu dava sonrasında kesinleşen ilam nedeniyle haklarında Mersin 2. İcra Müdürlüğünün 2010/6171 esas sayılı dosyasında yürütülen takip sırasında da davacılardan Fatoş ve Naciye tarafından borcun yeniden yapılandırılması talebi üzerine yeniden yapılandırma yoluna gidilmiştir. Davacıların bu davranışları terekenin sahiplenilmesi niteliğinde olup bu husus gözetilerek davanın reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/8600 K. 2013/738 T. 5.2.2013

DAVA: Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve gösterilen gerekçe toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 495. maddesi hükmünde miras bırakanın birinci derecede mirasçılarının onun alt soyu olduğu, 496. maddesi hükmünde de alt soyu bulunmayan miras bırakanın mirasçılarının ana ve babası olduğu, bunların eşit olarak mirasçı olacakları, miras bırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini her derecede halefiyet yoluyla kendi alt soylarının alacağı, bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı taktirde bütün mirasın diğer taraftaki mirasçılara kalacağı açıklanmıştır.

Dosya içerisinde bulunan nüfus kayıtlarından ve dinlenen tanıklardan trafik kazası neticesinde miras bırakan D. K.’ın kaza anında, büyük kızı Dilara’nın muristen sonra içinde sıkıştığı araçtan çıkarılmaya çalışılırken, küçük kızı Lara’nın ise en son kişi olarak ambulans ile hastaneye götürülürken yolda öldüğü anlaşılmaktadır.

O halde, miras bırakan D. K.’ın ölümü ile geriye eşi Mehmet ile kızları Dilara ve Lara’nın mirasçı olarak kaldığı kuşkusuz olup esasen bu yön mahkemeninde kabulündedir. Çözülmesi gereken sorun bundan sonra pay dağıtımının nasıl yapılacağı noktasında bulunmaktadır.

Az yukarıda açıklanan yasal düzenleme dikkate alındığında, miras bırakan D. K.’ın ölmesi ile mirasının eşi Mehmet ile kızları Dilara ve Lara’ya kaldığı, Dilara’nın bekar ve çocuksuz olarak ölmesiyle mirasının 1/2 oranında anne ve babasına gideceği, annesine giden 1/2 payın annesinin kendinden önce ölmesi nedeniyle annesinin alt soyu olan Lara’ya kalacağı, Lara’nın da bekar ve çocuksuz olarak ölmesiyle mirasının 1/2 oranında anne ve babasına gideceği, annesine giden 1/2 payın annesinin kendinden önce ölmesi ve annesinin alt soyununda bulunmamasına göre anneye giden 1/2 payın diğer taraf olan babaya kalacaktır.

Başka bir anlatımla Lara’nın 2. zümreden mirasçısı olan babası varken Lara’dan önce ölen alt soyu bulunmayan annesine giden payın Lara’nın 3. zümre olan mirasçıları olan ana ve büyük babasının alt soyuna mirasın kalmayacağı, mirasın tamamının ikinci zümreden babasına kalacağı kuşkusuzdur.

SONUÇ: Hal böyle olunca, mahkemece davanın kabulü ile muris D. K.’ın mirasının tamamının eşi M. K.’a verilmesi gerekirken yasa hükümlerinin uygulanmasında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, 05.02.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/1530 K. 2004/2410 T. 1.3.2004

DAVA: Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 4722 sayılı yasanın 17. maddesine göre davaya 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Miras, miras bırakanın ölümüyle açılır. ( TMK. md. 575 ) Mirasçı olabilmek için miras bırakanın ölümü anında mirasa ehil olarak sağ olmak şarttır. ( TMK. md. 580 ) Türk Vatandaşlık Kanunu uyarınca vatandaşlığı kaybedenler “yabancı” statüsüne tabi oldukları halde vatandaşlıktan çıkartılanların malları tasfiyeye tabidir. O halde Ömer B. ile Cemal B.’in vatandaşlık durumu İçişleri Bakanlığından sorulup belirlenerek, adı geçenler ölüm tarihinde vatandaşlığı kaybetmişse yabancı durumunda olacağından tabiiyetinde olduğu ülke ile Türkiye arasında Tapu Kanunun 35. maddesi hükmüne göre karşılıklılık koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 01.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/15454 K. 2007/8648 T. 23.5.2007

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Miras, miras bırakanın ölümüyle açılır. ( TKM. 517, TMK. 575/1 ) Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 S.K.m. 17 )

Miras, ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk Hukuku uygulanır. ( MÖHUK.m.22/1 )

Yabancı uyruklu gerçek kişiler karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla Türkiye’de kanuni miras yoluyla taşınmaz edinebilirler. ( Tapu K.nun 5444 Sayılı Yasayla değiştirilmeden önceki m.35 )

Olayda miras bırakan Türk Vatandaşı olup, 21.4.1987’de ölmüştür. Mirasçılardan davacı Nikolaos Galinos’un Türk Vatandaşlığını kaybettirildiği, dava dilekçesi ekinde sunulan vekaletnamedeki bilgilere göre Yunan pasaportu taşıdığı anlaşılmaktadır. Yukarıda birinci paragrafta açıklanan kurallar gereğince davacının, miras bırakanın ölümü tarihindeki vatandaşlığının tespit edilmesi ve bu tarih itibariyle, davacının tabiyetinde olduğu Devlet ile Türkiye arasında, tevarüs yoluyla taşınmaz edinmede mütekabiliyetin bulunup bulunmadığının araştırılması, hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken açıklanan yönler araştırılmadan eksik tahkikatla hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/174 K. 2010/1228 T. 2.2.2010

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı G… Eğitim Vakfı vekili dava dilekçesinde, miras bırakan M. tarafından düzenlenen 27.08.1998 tarihli vasiyetnamenin tenfizini talep etmiştir.

Mahkemece; davanın kabulü ile vasiyetnamenin tenfizine, A… İlçesi 14 no’lu parselin tamamını ve 68 no’lu parselin 7/16 hissesinin tapusunun iptali ile davacı adına tesciline, bankadaki kıymetli eşyaların davacıya iadesine karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava konusu 27.08.1998 tarihli resmi vasiyetname ile miras bırakan M. tarafından adına kayıtlı 14 no’lu parselin tamamını ve 68 no’lu parselin 7/16 payını, ayrıca bankadaki kıymetli menkul eşyalarının davacı vakfa, Uşak’ta bulunan ve annesinden intikal eden 29 no’lu parseldeki taşınmazını davalı T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’na bıraktığı anlaşılmaktadır.

TMK’nın 517. maddesine göre, miras bırakan, bir kimseye, onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir. Vasiyet alacaklısı kişisel ( şahsi ) talep hakkına sahiptir.

TMK’nın 600/1. maddesi gereğince, vasiyet alacaklısı, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal veya atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.

Davada, vasiyeti yerine getirme görevlisi bulunmadığına göre, davanın yasal veya atanmış mirasçılarına karşı yöneltilmesi gerekirken, mahkemece miras bırakan M.Selçuk’un yasal ve atanmış mirasçıları araştırılmadan husumet yönünden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 02.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/52 K. 2009/6513 T. 6.4.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre; talep, vasiyet alacaklısının vasiyetnamenin yorumlanması suretiyle belirlenmesine ilişkin olup Türk Medeni Kanunu’nun 504/2 maddesine dayanmaktadır. Vasiyetnamenin yorumuna ilişkin hükümler çerçevesinde delillerin toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre vasiyet alacaklısının ya da vasiyet lehtarının belirlenmesi gerekirken, edayı isteme hakkının kime ait olduğu bilinmeden, davacının eda davası açacakken tesbit davası açması gerekçesiyle isteğin reddi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/368 K. 2009/7262 T. 15.4.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm 30.1.2007 tarihli ek karar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Türk Medeni Kanunu’nun 550 /son madde uyarınca vasiyeti yerine getirme görevlisi hizmetinin karşılığında uygun bir ücret isteyebilir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi Sulh Hukuk Hakimince denetlenir. ( TMK. md. 555 ) Bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesinin temyiz talebinin reddine dair ek kararın bozularak kaldırılmasına,

2- İşin esasının incelenmesine gelince;

Vasiyeti tenfiz memurunun yapmış olduğu görev karşılığı alacağı ücretin belirlenmesi sulh hakimince belirlenir. Bu karara karşı Asliye Mahkemesine itiraz edebilir. Asliye Mahkemesince verilen karar kesindir. ( TMK. Md. 555 /son ) Bu nedenle Asliye Mahkemesince işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde itirazı inceleme görevi bulunmadığına şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.04.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

1- Vasiyeti yerine getirme görevlisinin, ücretle ilgili talebi hakkında, sulh mahkemesince verilen karara itirazı üzerine, Asliye mahkemesince 19.1.2007 tarihinde verilen ret kararı “itiraz konusuyla ilgili yasalar kapsamında bir görevinin bulunmadığı” gerekçesine dayanmaktadır. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine, asliye mahkemesi; bu defa, verdiği kararın “temyizi kabil kararlardan olmadığını” gerekçe göstererek temyiz isteğini 30.1.2007 tarihli ek kararla reddetmiştir. Temyiz isteğinin reddine dair olan bu karar da temyiz edilmiştir. Hükmü veren mahkeme, iki halde temyiz talebinin reddine karar verebilir. O da, temyizin, kanuni süresinden sonra yapılmış olması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin bulunması halidir. ( HUMK. m. 432/4 ) Bunun haricinde hükmü veren mahkemenin, özel bir düzenleme yoksa, temyiz talebini reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Bu iki hal dışında temyiz talebini reddetme yetkisi, incelemeyi yapacak olan Temyiz Mahkemesine aittir. Asliye mahkemesinin temyiz edilen 19.1.2007 tarihli kararı, “itiraz konusuyla ilgili yasalar kapsamında bir görevinin bulunmadığı” gerekçesine dayandığına göre, az önce açıklanan hüküm gereğince, mahkemenin bu nitelikteki bir karara karşı temyiz isteğini reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Karar, temyizi kabil kararlardandır. O halde, temyiz isteğinin reddine dair 30.1.2007 tarihli kararın kaldırılmasına karar verilmelidir.

2- Vasiyeti yerine getirme görevlisi, hizmeti karşılığında uygun bir ücret isteyebilir. ( TMK. m.550/4 ) Vasiyetçinin, vasiyetnamesinde, bir ücret tayin etmemiş olması veya tayin ettiği ücretin, yapılacak işe oranla çok az olması halinde vasiyeti yerine getirme görevlisi uygun bir ücret isteyebilecektir. Bu ücretin, vasiyetnamede tayin edilmemiş olması durumunda, yerine getirme görevlisini denetlemekle görevli sulh hakimi tarafından belirleneceğinde kuşku yoktur. Yasada, sulh hakiminin, ücrete ilişkin kararının temyizi kabil olmadığına, itiraza tabi olduğuna dair özel bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 555. maddesinde yer alan düzenleme; sulh hakiminin vasiyeti yerine getirme görevlisinin görevine son verilmesine dair kararına karşı asliye mahkemesine itiraz edilebileceğine ve itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğuna ilişkin olup, yerine getirme görevlisinin ücretiyle ilgili değildir. 555. maddedeki düzenlemeden yola çıkılarak, ücrete ilişkin kararın da, itiraza tabi olması gerektiği kıyas yoluyla kabul edilemez. Çünkü, vasiyeti yerine getirme görevlisi için belirlenen ücret, terekenin borcudur, ücrete ilişkin kararla tereke borç altına sokulmaktadır ve görevlinin görevine son verme ile hiçbir benzerliği bulunmamaktadır. Vasiyeti yerine getirme görevlisi, müteveffanın tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş olmadıkça mirasbırakanın son arzusunun yerine getirilmesi için gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir. ( TMK. m.552 ) İlgililere karşı sorumluluğu da vekalet sözleşmesine ilişkin sorumluluk hükümlerine tabidir. ( TMK. m.556 ) O halde, ücretinin de, tabi olduğu sorumluluk hükümleri çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Bu hususta, sulh hakiminin kararına karşı asliye mahkemesine itiraz edilebileceğine dair özel bir düzenleme yasada yer almadığına göre, temyize ilişkin genel hükümler ( HUMK. md. 427 ) uygulanmalıdır. Bu nedenle, asliye mahkemesinin itirazı inceleme görevi bulunmadığına ilişkin 19.1.2007 tarihli kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kanısındayım.

Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeple, temyiz isteğinin reddine dair 30.1.2007 tarihli kararın kaldırılmasına sonuç olarak katılmakla birlikte sayın çoğunluğun bununla ilgili gerekçesine; 2. bentte açıklanan sebeple de, sayın çoğunluğun “vasiyeti yerine getirme görevlisinin ücretine ilişkin Sulh hakiminin kararına karşı asliye mahkemesinde itiraz edilebileceğine ve asliye hakiminin itirazı kesin olarak karara bağlayabileceğine” ilişkin bozma düşüncesine iştirak etmiyorum.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/12427 K. 2004/14388 T. 2.12.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İkrah ( korkutma ) kişinin irade serbestisini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu halde maddi ikrah hali varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.

Her iki ikrah türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır.

Olayımızda ikrah olarak öne sürülen, murisin kanser hastası olup, hastalığının son zamanlarında davalıların babası Bülent ile anneleri Zahide’nin çocukları lehlerine vasiyetname düzenlemesi için baskı yaptıkları, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakmayacaklarını, kapı dışarı edecekleri yönünde korkutup, murise zorlama ile davalı çocukları lehine vasiyetname düzenlettirdikleri toplanan deliller, tanık anlatımları ve davalıların anne ve babasının beyanlarından anlaşılmıştır. Muris Ramazan’ın vasiyetnamenin yapıldığı tarihte tasarruf ehliyetinin bulunduğu Adli Tıp Kurumu raporundan anlaşılmış ise de; vasiyetnamenin murise manevi ikrah altında yaptırıldığı sabit olduğundan davacıların davasının kabulü gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/4803 K. 2010/5809 T. 5.4.2010

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi ile tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacılar dava dilekçesinde, murisin mirasçısız olarak vefat ettiğini ve 08.02.2002 tarihli ve 6457 nolu vasiyetname ile kendilerine muayyen mal vasiyetinde bulunulduğu ileri sürülerek vasiyet edilen dairenin muris adına olan tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini talep ve dava etmişlerdir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, süresinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

08.03.2002 tarihli vasiyetname ile vasiyetçi Kostantinia üzerine kayıtlı olan taşınmazın ölümünden sonra sahibi olmaları için davacıları mirasçı nasp ve tayin ettiğini bildirmiştir. Vasiyetnamede kullanılan bu ifade ve Şişli İkinci Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2006/2492 E.-2007/896 K. sayılı dava dosyasında davacıların atanmış mirasçı olarak kabul edilerek mirasçılık belgesi verilmiş olması karşısında davacıların atanmış mirasçı olduklarının kabulü gerekir.

Kural olarak, muris, ölüme bağlı tasarruf ile mirasçı atayabilir veya muayyen mal vasiyetinde bulunabilir ( TMK m. 516-517-519 ).

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598/2. maddesinde “Mirasçı atamaya ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan kimseye Sulh Mahkemesince atanmış mirasçı olduğunu gösteren bir belge verilir”, 598/4. maddesinde “ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır” hükümleri yazılır.

TMK’nın 599. maddesi uyarınca atanmış mirasçılar da mirası miras-bırakanın ölümü ile kazanırlar. Bu kişiler Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından kendilerine mirasçılık belgesi verilmesi ile vasiyetname konusu hakkın kendi adlarına geçirilmesini sağlayabilecektir ( Tapu Tüzüğü m. 21 ).

Somut olayda, davacının dayandığı vasiyetnamenin açılması işlemi tamamlanmış ve uyuşmazlık Yargıtay’dan geçerek sonuçlanmıştır. Yine, davalı Hazine tarafından açılan vasiyetnamenin iptali davası ret ile sonuçlanmış ve kesinleşmiştir. Davacılar ( mirasçı nasbedilenler ) olarak Sulh Hukuk Mahkemesinden almış oldukları “mirasçılık belgesi” ile vasiyetname konusu taşınmazın adlarına tescilini talep edebileceklerdir.

O halde mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler nedeniyle davacının tescil davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile ( kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimseler ) hakkında uygulanması gereken Medeni Kanun madde 600 gereği Hazine’nin bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olduğunun kabulü ile tescil istemi yönünden kabule ilişkin hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/5870 K. 2005/8363 T. 30.5.2005

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava tasarruf ehliyetinin bulunmaması nedenine dayalı, vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkise ilişkindir. Murisin vasiyetnamesinin düzenlenmesi sırasında hukuki ehliyetinin tesbiti uzmanlık gerektirir. Dosyanın tümü ile Adli Tıp Kurumuna gönderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli bulunmayan bilirkişi beyanına dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/2658 K. 2013/4362 T. 14.3.2013

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin açılması ve okunması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm mirasçı F. A. tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davada, muris İ. Y. tarafından düzenlenen vasiyetnamelerin açılıp okunduğunun tespiti talep edilmiştir.

Mahkemece, davanın kabulü ile vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine karar verilmiş, hükmü bir kısım mirasçılar temyiz etmiştir.

Dava, MK.nun 596.maddesinde yer alan vasiyetnamenin açılması ve ilgililere okunması davasıdır. Maddede, vasiyetnamenin mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hakimi tarafından açılıp, ilgililere okunacağı, MK.nun 597.maddesinde de, mirasta hak sahibi olanların her birine gideri terekeye ait olmak üzere, vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneğinin tebliğ edileceği açıklanmıştır.

Vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tesbit edilmesinin amacı, mirasçıları ve lehine kazandırma yapılan kişileri bilgilendirme ve yasal haklarını kullanmayı temine yönelik bir işlemdir.

Bu nedenle, sulh hakiminin görevi, MK.nun 596.maddesine uygun olarak vasiyetnameleri açarak lehine kazandırma yapılan kişi ile yasal mirasçılarına vasiyetnamenin onaylı bir örneğini tebliğ ederek, vasiyetnamenin açılması sırasında hazır bulunmak üzere çağrılmasını sağlamaktır.

Mahkemece, lehine vasiyet yapılan A. ve M. Y.’a usulüne uygun duruşma günü tebliği yapılmadığı gibi vasiyetnamelerin onaylı örneklerinin de gönderilmediği, buna rağmen vasiyetçinin mirasçısı olmayan M. A. B. adına davetiye tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Mahkemece, vasiyetnameler mirasçılara ve lehine vasiyet yapılanlara usulüne uygun tebliğ edilip, yukarıda açıklanan kurallar çerçevesinde açılıp okunma işlemi yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/433 K. 2013/1913 T. 11.2.2013

DAVA: Dava dilekçesinde muris E. O.’nun Antalya 1.Noterliğinin 3.10.2003 tarih, 24299 Sayılı vasiyetnamesinin tenfizi ve tescil istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde, tarafların müşterek murisinin ölümü üzerine noterde düzenlenen 3.10.2003 tarih ve 24299 Sayılı vasiyetnamesi ile tüm mal varlığını davacılara bıraktığını ileri sürerek, vasiyetnamenin tenfıziyle tescili istenilmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüyle muris adına kayıtlı taşınmazların davacı adına tesciline karar verilmiş, hüküm, süresinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

T.M.K.nun 600. maddesi: “vasiyet alacaklısı, yasal ve atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olur.

Bu alacak, tasarruftan aksi anlaşılamıyorsa vasiyet yükümlüsünün mirası kabul etmesi veya red hakkının düşmesiyle muaccel olur.

Vasiyet alacaklısı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı, vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini: vasiyet konusu bir davranış ise, bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.” hükmünü düzenlemiştir.

Davaya konu vasiyetnameyle ilgili olarak, Antalya Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2004/856-2005/549 Sayılı dava dosyasında vasiyetnamenin açılması davası açılmış ancak, taraflara tebligat yapılmamış olup bu haliyle henüz derdest olduğunun kabulü gerekir.

Mahkemece, yasa ve yönetmelik hükümleri gözetilerek vasiyetnamenin açılması davasının kesinleştirilmesi ve gerektiğinde mirasçılara iptal davası açma hakları tanınması sonucuna göre vasiyetnamenin tenfizine ( davalının tenkis defi de gözetilerek ) sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yasal şart yerine getirilmeden eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/14340 K. 2005/1143 T. 2.2.2005

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. ( 4722 SK. md. 17 )

Vasiyetçi Melek 15.06.2002 tarihinde vefat etmiştir. Vasiyetname Hopa Noterliğinin yazısı üzerine mahkemeye intikal etmiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu vasiyetnameyi alan sulh hakiminin yapacağı işleri açıklamıştır.

Sulh Hakiminin görevi vasiyetnameyi açarak ilgililere tebliğ etmek, atanmış mirasçı varsa isteği halinde ona bir mirasçılık belgesi vermek, terekenin yasal mirasçılara geçici olarak teslimine veya resmen yönetilmesine karar vermekten ibarettir. ( TMK. md. 595, 596, 597, 598 ) Vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar uygulamada vasiyetnamenin açılması anlamında kullanılmaktadır. Vasiyetnamenin açılması ( tenfizi ) istemi bir ayni hakkın geçirilmesi isteği niteliğinde değildir. Bu halde Sulh Hakiminin görevi sadece vasiyeti açıp itiraza uğramadığını veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tesbitinden ibarettir. ( HGK. 13.02.1991 – 648/65 ) Bu nedenle ” vasiyetnamenin açılmış sayılmasına ” karar vermekle yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde taşınmazların T Vakfı adına tapuya tesciline karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Temyiz olunan karanın gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırına geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/17678 K. 2009/3576 T. 2.3.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Vasiyetnamenin iptali davasında davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Mahkemece davalılar yararına karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince bir kez maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken yazılı şekilde iki kez maktu vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı ise de; bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanması gerekmiştir. ( HUMK. mad. 438/7 )

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2. bentte gösterilen nedenlerle gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 3. ve 4. bendinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına yerine “davalılar için kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden 450.00 YTL. maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine” cümlesinin eklenmesine hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, temyize konu bölümlerin 1. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/46 K. 2011/1467 T. 16.2.2011

DAVA: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar davalılardan İzzet Yurdatap tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dava, bir adet taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece taşınmazın satılarak ortaklığın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı İ. Y. tarafından temyiz edilmiştir.

Dairemizin geri çevirme kararı ile dosya içine konulan Adalar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 1978/3 esas 1978/24 karar sayılı mirasçılık belgesine göre, davaya konu taşınmaz paydaşlarından İ. Y.’ın 14.12.1977 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi E. Y. ile çocukları olan davacı ve davalıları bıraktığı. Adalar noterliğinin 31.7.1980 tarih ve 1080 Sayılı düzenleme şeklindeki vasiyetnamesi uyarınca mirasçı E. Y.’ın murisinden intikal edecek bilumum menkuller ile davaya konu 29 ada 2 numaralı parseldeki miras payını da davalı İ. Y.’a vasiyet ettiği, Adalar Sulh hukuk Mahkemesi’nin 2008/206 esas ve 2010/165 Sayılı ilamı ile de söz konusu vasiyetnamenin açılıp, okunduğu anlaşılmaktadır.

Medeni Kanun’un 600. maddesi hükmüne göre kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona yoksa yasal mirasçılara karşı açacağı dava ile malın kendisine teslimini isteyebilir. Vasiyetnamenin açılıp okunmuş olması, mülkiyetin kendiliğinden vasiyet edilene geçmesini sağlamaya yeterli değildir. Bu itibarla kendisine muayyen mal vasiyet edilen kişi M.K.’nun 600. maddesi uyarınca bu malın teslimini yasal veya seçilmiş mirasçılardan veya tenfiz memuru varsa ondan istemek durumundadır.

Olayımızda; paydaş İ. Y. mirasçılarından E. Y. davaya konu taşınmazdaki miras payını davalı İ. Y.’a vasiyet etmiş olup, Adalar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 22.7.2010 tarih ve 2008/206 esas ve 2010/165 Sayılı kararı ile de söz konusu vasiyetname açılmıştır. Bu durumda yukarda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda mahkemece, hükmü temyiz eden davalıya vasiyetnamenin tenfizi davası açması için süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.

Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 16.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/5820 K. 2010/11073 T. 21.6.2010

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı Yaşar tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra, dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davada, vasiyetçi Ömer’in 14.09.1979’da vefat ettiği ve sağlığında davacı lehine Torul Noterliğinin 23.05.1975 tarih ve 713 sayılı vasiyetnamesi ile muayyen mal vasiyetinde bulunduğu ve Torul Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 26.09.2008 tarih ve 2008/208-263 sayılı kararı ile vasiyetnamenin açılıp okunduğu ileri sürülerek vasiyetnamenin tenfızi ile tapuya bildirilmesi istenilmiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, mirasçılardan Yaşar tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 600 /son maddesi; “vasiyet alacaklısı tarafından yükümlülüğünü yerine getirmeyen mirasçılara karşı vasiyet edilen malın teslimi için dava açılabileceğini” hükme bağlamıştır.

Yine, vasiyetnamenin yerine getirilebilmesi için her şeyden önce vasiyetnamenin açıldığının ve iptali için yasada öngörülen sürenin geçtiğinin belirlenmesi gerekir. Vasiyetname sulh hukuk hakimi tarafından usule uygun açılıp okunmadıkça yerine getirilmesi istenemez.

Somut olayda, vasiyetçi Ömer 14.09.1979 tarihinde vefat etmiştir. Vasiyetname Torul Noterliğinin yazısı üzerine mahkemeye intikal etmiştir. Sulh hukuk hakimi her ne kadar vasiyetnamenin açılmasına karar vermiş ise de dosyada murise ait veraset belgesi bulunmadığı gibi tüm mirasçılara TMK 595, 596 ve 597. madde hükümleri gereğince tebligat yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Diğer taraftan gerek vasiyetnamenin açılması davasında ve gerekse de bu vasiyetnamenin tenfizi davasında tüm mirasçılar davaya dahil edilmemiş ve taraf teşkili sağlanmamıştır.

O halde mahkemece, vasiyetnamenin açılması usulünce sağlandıktan sonra bu davaya devam edilmek üzere o davanın bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, vasiyetname usulünce açılmadan bu davaya devam edilerek davanın sonuçlandırılmış olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/11184 K. 2009/13747 T. 14.9.2009

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi ve tescil istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı, miras bırakanı Ayşe T.’ın 9.4.2002 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetnamesi ile 9 parselde bulunan 1, 2, 3, 4, 5 nolu bağımsız bölümlerdeki hissesinin tamamını davacı vakıfa bağışladığını, murise ait vasiyetnamenin mahkemece açılıp kesinleştiğini, davalılara keşide edilen ihtarnameye rağmen vasiyete konu taşınmazdaki hisselerinin tesciline yanaşmadıklarını öne sürerek, vasiyetnamenin tenfizi ile dava konusu bağımsız bölümlerdeki taşınmaz hisselerinin tamamının iptali ile davacı vakıf adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılardan Savaş T., açılan davanın reddini dilemiş; diğer davalılar açılan davaya itirazları olmadığını bildirmişlerdir.

Mahkemece dava konusu bağımsız bölümlerin tapuda halen vasiyet eden işe T.’ın eşi adına kayıtlı olduğu, adı geçenin ölümü ile terekesinin iştirak ilinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, vasiyetçinin eşinden kendisine intikal edecek hisselerini davacı vakıfa vasiyet ettiği, iştirak halindeki mülkiyetin henüz müşterek mülkiyete dönüştürülmediği, vasiyet edilen hissenin henüz somut ve belirgin olmaması ve vasiyetnamenin tenfizine infaz olanağının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vakıf tarafından temyiz edilmiştir.

MK.600.maddesi uyarınca muayyen mal vasiyeti ile vasiyet alacaklısı kişisel bir istem hakkına sahip olur. Vasiyet alacaklısı yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini; vasiyet konusu bir davranış ise bunun yerine getirilmemesinden doğan zararın giderilmesini dava edebilir.

Vasiyetnamenin tenfizinin talebi halinde hakim murisin iradesini ayakta tutacak bir yol izlemeli, azami biçimde murisin iradesini yerine getirmeli, Vasiyetnamenin tenfizine imkan sağlamalıdır ( YHGK, 07.06.1966 tarih ve 738-309 ). İştirak halinin bulunması, iştirak halinin çözülmesi imkanı bulunduğu takdirde BK. md.117/1 de yer alan borcun sükutuna yol açan objektif imkansızlık olarak nitelendirilernez. Nitekim dosyada bulunan tapu kayıtlarından anlaşıldığı üzere vasiyet edilenin eşi ( murisi ) Nurettin T.’ın vasiyet edilen taşınmazlarda tam mülkiyet hakkına sahip olduğu gözetildiğinde tüm mirasçılar davada taraftır. O nedenle tüm paydaşlar davada taraf sıfatına sahip olduğuna göre vasiyet eden Ayşe payının vasiyetçi davacı adına, davalıların paylarının da kendi adlarına tescili ile iştirakin müşterek mülkiyete çevrilmesi sağlanmış olur.

Mahkemece yukarıda öngörülen uygulamanın yapılarak vasiyetnamenin tenfizi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/3129 K. 2013/4626 T. 19.3.2013

DAVA: Taraflar arasında görülen vasiyetnamenin iptali olmadığında tenkis davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

KARAR: Davacılar vekili dilekçesi ile; müvekkillerinin murisinin ( M. S. G.”ın ) 15.10.2004 tarihli vasiyetnamesi ile dava konusu taşınmazları davalılara ( torunlarına ) bıraktığını; 24.03.2010 tarihinde ölümü üzerine vasiyetnamenin açılıp okunduğunu; davacılar kız çocuğu olduğundan, mirastan mahrum bırakıldığını ve saklı paya tecavüz edildiğini; vasiyetçinin, vasiyetname düzenlediği tarihte 80 yaşında olduğunu ve fiil ehliyetinin bulunmadığını, baskı sonucu vasiyetname düzenlediğini iddia ederek; vasiyetnamenin iptaline, olmadığında tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece; “…vasiyetnamenin TMK’nun 531 md. uyarınca öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlendiği, vasiyetnamenin içeriği itibariyle de yapılan keşif ve dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarından da anlaşılacağı üzere sözkonusu taşınmazların davalılara bırakılmakla birlikte, vasiyetname dışında da davacılara muris tarafından bırakılan yerler olduğu, ayrıca dava konusu taşınmazlardan davacıların da pay aldığı, dava konusu taşınmazların mahsullerini paylaştıkları gibi kendilerine de dava dışı yerler bırakıldığı, gerekçesiyle” davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak, davada; vasiyetnamenin iptali, olmadığında tenkisi istenilmiştir. Mahkemece, dava, sadece vasiyetnamenin iptali olarak nitelendirilmiş, tenkise ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmamış, bu hususta bir değerlendirmede de bulunulmamıştır. TMK’nun 560/1.maddesine göre; “Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.” Aynı Kanunun 561/1 maddesine göre ise; “Saklı pay sahibi mirasçılara, ölüme bağlı tasarrufla yapılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan kazandırmaların, onların saklı paylarını aşan kısmı orantılı olarak tenkise tabi olur” hükmüne amirdir.

Tenkisin gerekip gerekmeyeceği, gerekiyorsa ne oranda ve ne miktarda gerekeceği önceden bilinemez. Bunun için, mahkemece; öncelikle tereke mal varlığı tespit edilmeli, uzman bilirkişi heyetine tenkisle ilgili ayrıntılı bir hesap yaptırılmalı; davacılara, belirlenen değer üzerinden noksan harcı yatırmaları için süre verilerek, harç tamamlattırılmalı; bundan sonra, tenkis hükümleri doğrultusunda bir inceleme ve araştırma yapılarak, oluşacak sonuç dairesinde tenkis talebiyle ilgili bir hüküm kurulmalıdır.

Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/16699 K. 2009/1157 T. 2.2.2009

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı açtığı vasiyetnamenin yerine getirilmesi davası ile 107, 86, 559, 296, 530 ve 141 nolu parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/39 esas, 2004/24 karar sayılı dosyasında bu davaya da konu 107, 86, 559 ve 296 parseller yönünden muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası kabul edilmiş, taşınmazların mirasbırakan Şükrü mirasçıları adına veraset ilamındaki paylar oranında tesciline karar verilmiş ve hüküm 15.10.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Tapuda henüz bu ilam infaz edilmemiştir. Davaya konu 530 ve 141 nolu parseller de mirasbırakan Şükrü adına kayıtlıdır. Mirasbırakan Şükrü’ye ait 05.11.1982 tarihli vasiyetname 01.10.2002 tarihinde açılarak okunmuş ve iptal edilmemiştir. Vasiyetname halen geçerli olup dava konusu taşınmazlar da terekeye dahil olduğuna göre mirasbırakana ait vasiyetnamede hak sahibi olan davacının davasının kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/18152 K. 2013/1769 T. 7.2.2013

DAVA: Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalılardan N. Ç. tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı asil N. Ç. ve vekili geldi. Diğer davalı E. Ç.le davacı ve vekili gelmedi. Gelen davalı asil N. Ç. ve vekilinin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için 7.2.2013 gününe bırakılması uygun görüldüğünden, belli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR: Davada; muris vasiyetçi İ. Ç. Bursa 5.Noterliğinin 15.1.1992 tarih 2628 ve yevmiye numaralı düzenlemiş olduğu vasiyetnamesiyle 5090 Ada, 1 Parselde kayıtlı ( yenileme sonucunda 3491/1 Ada-Parsel nosunu alan ) iki katlı kargir evini davacının da velayeti altında olan oğlu N. Ç.’e bıraktığını, murisin 20.5.1994 yılında vefat ettiğini, vasiyetnamenin Bursa Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 7.9.1994 tarihli 1994/91 E.- 1994/77 K. sayılı ilamıyla açılmasına karar verildiğini, ancak vasiyetnamenin yerine getirilme davası açılmadığından halen tapu kaydının muris vasiyetçi üzerinde bulunduğunu, mirasçı olmayan davalı N.’nin, vasiyetçi murisin diğer oğlu E. Ç.’ten alacağından dolayı Düzce 2.İcra Müdürlüğünün 2007/436 E.sayılı dosyası gereği 16.2.2007 tarihinde, muristen oğlu Ertuğrul’a intikal edecek hisse üzerine haciz koydurduğunu, vasiyet sebebiyle bu haczinde haksız olduğu ileri sürülerek vasiyetnamenin tenfiziyle muris üzerine kayıtlı 3491/1 Parsel’in tapu kaydının iptaliyle lehine vasiyet yapılan N. Ç. adına kayıt ve tesciline, davalının ( N.’nin ) koydurmuş olduğu haczin kaldırılmasına, karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.

Davalı davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davaya konu taşınmazın vasiyetnameyle muris tarafından davacı oğlu Nu.’a bırakıldığını, vasiyetnamenin usulüne göre açıldığını ve kesinleştiğini, ancak tenfiz davası açılmadığından tapu kayıtlarının muris üzerinde kaldığını, taşınmazın tapu kaydına davalı N. Ç.’in diğer davalı murisin mirasçısı oğlu E. Ç.’e intikal edecek hisseye Düzce İcra Müdürlüğünce haciz koydurduğunu; vasiyetnamenin açılmış olmasına ve kesinleşmesine göre tapuda vasiyet alacaklısı davacı Nu. adına tescili yapılmamış olsa da mülkiyet hakkının davacı Nu.’a geçeceğini, bu sebeple haczin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle davaya konu taşınmazın muris adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı Nu. adına kayıt ve tesciline taşınmaz üzerine Düzce İcra Müdürlüğünün 2007/436 E.sayılı dosyası sebebiyle konan haczin kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı N. Ç. tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, vasiyetnamenin yerine getirilmesi ve davalı N. tarafından koydurulan haczin hukuken geçersiz olduğundan bahisle kaldırılması davasıdır.

Vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dair temyiz itirazlarının incelenmesinde;

743 Sayılı T.M.K.nun 541 ve 4721 Sayılı T.M.K.nun 600. maddelerine göre vasiyetnamenin yerine getirilmesi davaları vasiyet alacaklısı tarafından vasiyeti yerine getirilme görevlisi varsa ona, yoksa yasal ve atanmış mirasçılara karşı açılır.

Somut olayda, vasiyetnamede yerine getirme görevlisi atanmamıştır. Dava mirasçılara karşı açılmalıdır. Davada murisin mirasçılarından Nuri hasım gösterilmemiştir. Davaya mirasçı Nuri’nin dahil edilerek taraf teşkili sağlanarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik hasımla davanın sonuçlandırılmış olması doğru görülmemiş. bozmayı gerektirmiştir.

Haczin kaldırılması yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; bu davanın niteliği, sonuçları, tarafları vs. yönlerden ayrı dava olup, bu davanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilip deliller ayrıca değerlendirilip, sonuçlandırılması gerekirken, birlikte görülüp sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı N. Ç. için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 990 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı N. Ç.’e verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/1065 K. 2013/2874 T. 25.2.2013

DAVA: Taraflar arasında görülen vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davacı vekili dilekçesinde; mirasbırakan Ümmi tarafından düzenlenen 04.07.1997 tarihli vasiyetname ile müvekkili lehine belirli mal vasiyet edildiğini ileri sürerek; vasiyetnamenin yerine getirilmesini ve vasiyet edilen taşınmazın müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin, mirasbırakan Ümmi tarafından düzenlenen 04.07.1997 tarihli vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkisi istemi ile davacı aleyhine Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/334 Esas sayılı dosya ile dava açtıklarını, bu dava sonuçlanmadan vasiyetnamenin yerine getirilmesi istemi ile dava açılmasının hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; davacı tarafından açılan vasiyetnamenin yerine getirilmesi davası ile davalılar tarafından açılmış bulunan vasiyetnamenin iptali davasının birbirinin aynı olduğu gerekçe gösterilerek, davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bilindiği gibi, bir davanın derdest olması demek, davanın görülmekte olmasıdır. Derdest ( görülmekte ) olan dava, yeniden ( tekrar ) açılamaz. Zira, davacının aynı davayı yeniden açmasında korunmaya değer bir hukuki yararı yoktur.

Buna rağmen, aynı dava yeniden açılırsa, bu yeni ( ikinci ) davada bu husus re’sen veya talep üzerine dikkate alınır ve yeni dava, dava şartı yokluğundan esasa girilmeksizin reddedilir. ( HMK. md. 114/1-1, 115 )

Bir davanın derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddedilebilmesi için; aynı davanın iki kere açılmış olması, birinci davanın görülmekte ( derdest ) olması, birinci dava ile ikinci davanın aynı dava ( tarafların, davanın konusunun ve dava sebebinin aynı ) olması gerekmektedir.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; temyize konu edilen dava TMK.nın 600. maddesi uyarınca açılmış belirli mal vasiyetinin yerine getirilmesi istemine ilişkin olup, vasiyet alacaklısı olan davacı bu dava ile vasiyetnameden doğan kişisel hakkını yasal mirasçı olan davalılardan talep etmektedir.

Derdest olduğu iddia edilen dava ise; TMK.nın 557. maddesi uyarınca ehliyetsizlik, irade sakatlığı ve şekil eksikliği nedenleri ile belirli mal vasiyetinin iptali, bu istemin kabul edilmemesi halinde ise saklı payları zedelediği ileri sürülen mirasbırakana ait belirli mal vasiyetinin ( teberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan tenkis ( indirim ) istemlerine ilişkindir.

Görüldüğü üzere; temyize konu dava ile derdest olduğu iddia edilen ( ilk ) davanın konuları ve dava sebepleri aynı değildir. Ne var ki vasiyetnamenin iptali davasının sonucunda verilecek hüküm, vasiyetnamenin yerine getirilmesine ilişkin bu davanın sonucunu etkileyecek niteliktedir.

O halde mahkemece; vasiyetnamenin iptali davasının bu dava yönünden bekletici mesele sayılarak neticesinin beklenilerek ve ulaşılacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 25.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/185 K. 2013/1187 T. 28.1.2013

DAVA: Dava dilekçesinde mirasbırakan M.Y.’a ait vasiyetnamelerin yerine getirilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR: Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı dilekçesinde; mirasbırakan M.Y.’a ait 02.12.1992 ve 20.09.1996 tarihli vasiyetnamelerin yerine getirilmesi talep etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesi ile davayı kabul ettiğini bildirmiştir.

Mahkemece, tarafların isteğinin dava konusu vasiyetnamenin açılıp okunması sonucu herhangi bir itiraza uğramadığının, iptalinin istenilmediğinin ve kesinleşmiş olduğunun tespitinden ibaret olduğu, Yargıtay HGK’nun 13.02.1991 gün ve 1990/648 E. 1991/65 K. sayılı emsal içtihadına göre bu tür davalar ve isteklere de sulh hukuk mahkemesince bakılması gerektiği gerekçe gösterilerek davacının davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve istek halinde dosyanın yetkili ve görevli Hatay Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine tensiben karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, TMK.nun 600. maddesine dayalı olarak açılmış vasiyetname hükümlerinin yerine getirilmesi istemini içeren eda davasıdır. Davacı, belirli ( muayyen ) mal bırakmayı içeren vasiyetname ile kendisine vasiyet edilen; taşınmazların adına tapuya tescilini, banka hesaplarında bulunan paraların ödenmesini, ziynet eşyaları ile menkul malların teslimini talep etmiştir.

Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. ile hukuk mahkemelerinin görevine giren davalar yeniden düzenlenmiş olup, anılan kanunun 2. maddesinde, asliye hukuk mahkemelerinin görevine giren davalar sayılmıştır. Buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.”

Buna göre, 6100 sayılı HMK.nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra (21.09.2012) açılmış bulunan bu davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu ortadadır.

SONUÇ: Hal böyle olunca, mahkemece; davanın esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/17869 K. 2011/20270 T. 12.12.2011

DAVA: Dava dilekçesinde murisin 15.12.2008’de Frankfurt’ta vefatı ve murise ait Frankfurt Main Noterliğince düzenlenen vasiyetnamenin Frankfurt Am Main Tereke Hakimliğince açılması sebebiyle vasiyetnamenin Türkiye sınırları içerisinde de hüküm taşıyabilmesi için açılmasına dair yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR: Davada, Frankfurt Main Yerel Mahkemesi’nin 12.1.2009 tarih ve 51 IV 118/09 numaralı kararının tanıma ve tenfizine karar verilmesi istenilmiştir.

Dava, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, H.U.M.K.nun 13. maddesi uyarınca verilen yetkisizlik kararı uyarınca Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesince gönderilmiş ve bu mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiştir.

Ancak Medeni Kanunun 576 nci maddesi uyarınca vasiyetnameye dair davanın miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde bakılması gerekmektedir. Bu yetki kesin olup, yargılamanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinde dikkate alınması zorunludur. Bu davada H.U.M.K.nun 13. maddesinin uygulama olanağı yoktur. ( hgk 17.1.2007 tarih ve 2007/2-2 E.- 2007/10 K )

Dosya kapsamından murisin yerleşim yerinin Frankfurt/Almanya olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, dosyada mevcut nüfus kaydına göre miras bırakan İstanbul nüfusuna kayıtlıdır. Nüfus Yasasının 4. maddesi gereği nüfusa kayıtlı bulunan yer yasal ikametgahtır. O halde davada belirtilen bu yer mahkemesinin yetkili olduğu gözetilerek mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 12.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/12048 K. 2005/15353 T. 3.10.2005

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün ) temyiz eden Jülide Neslihan Taki vekili Av. Nafi Pakel ve karşı taraf Ahmet Esat Muhlis Sırmalı ve Ark. vekili Av. Ahmet L. Uman geldi. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içerisinde malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir.Bu kazandırma mirasçı atamaksızın belli bir mal bırakma suretiyle de yapılabilir. Vasiyetname resmi şekilde veya mirasbırakanın el yazısıyla ya da sözlü olarak düzenlenir. Resmi vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından tanzim edilir. Resmi memur Sulh Hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevlidir.

Mirasbırakanın, arzularını resmi memura bildirir. Bunun üzerine memur vasiyetnameyi yazar veya yazdırır, okuması için mirasbırakana verir. Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanır. Memur vasiyetnameye tarih koyarak imzalar. Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memur huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanın tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.

El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek, başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.

Vasiyetnamedeki tarih, vasiyetnamenin düzenlendiği sırada, mirasbırakanın vasiyet yoluyla ölüme bağlı tasarruf yapma ehliyetinin bulunup, bulunmadığının tespitinde kolaylık, birden fazla vasiyet varsa hangisinin önce, hangisinin sonra yapıldığının tespitine yöneliktir. El yazısı ile yapılan vasiyetlerde tarih ve düzenleme yeri vasiyetnamenin geçerlilik şartıdır. Vasiyetnamedeki tarihin yanlışlığı her türlü delille ve özellikle vasiyetname dışında yer alan olgu ve vasıtalarla da ispat edilir. Yorum vasiyetnameyi ayakta tutacak nitelikte yapılmalıdır. Amaç, mirasbırakanın son arzularını korumak olmalıdır.

Davanın konusunu oluşturan vasiyetnamenin şekil, ehliyet ve irade sakatlığı sebebiyle iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece yalnızca vasiyetnamedeki tarihin çelişkili olduğundan söz edilerek, diğer iptal sebepleri üzerinde inceleme yapılmadan iptal kararı verilmiştir.

Dava konusunu oluşturan vasiyetname noter tarafından ( resmi memur ) tarafından düzenlenmiştir. Resmi memur ( bugün bindokuzyüzdoksan yılı Kasım ayının ikinci Cuma günü ) ibaresini yazdıktan sonra günün 2.11.1990 olduğunu açıklamıştır. İki ve üçüncü sayfalarına da tarihin 2.11.1990 olduğunu vurgulamış, yine sonucunda ( bindokuzyüzdoksan yılı Kasım ayının ikinci Cuma günü ) olduğunu vurgulamıştır. Vasiyetnamedeki ibarenin, Kasım ayının ikinci sözcüğünden sonra virgül varmış şeklinde okunması halinde de bunun 2.11.1990 olduğu anlaşılmaktadır. Sözü edilen vasiyetnamenin Kasım ayının ikinci Cumasına rastlayan 9.11.1990’da yapılmadığı vasiyetnamenin içeriğiyle de sabittir.

Hükme esas alınan Dairemizin 25.09.2000 gün ve 2000/9286 sayılı kararında, vasiyetname düzenlenirken bölünmezliğinin ihlal edilip, işlemin noter tarafından başlamasına rağmen sonuçtaki imzanın başkası tarafından atılmış olması iptal sebebi olmuştur. Sözü edilen bu kararda vasiyetnamedeki tarih hatasının vasiyetname içindeki yahut dışındaki olgularla ispatlanacağı hususu tartışılmamıştır. Emsal olma özelliği bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar karşısında; vasiyetnamedeki tarih çelişkisinden söz edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davanın diğer iptal sebeplerine hasren de incelenmesi gerekir. Açıklanan hususun dikkate alınmaması da usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 400 YTL. vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/7055 K. 2004/8121 T. 21.6.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün 27.4.2004 günü temyiz eden davalılar vekili Av. Nail, Av.Rahmi, Av. Ayhan, Av. R. Metin ile temyiz eden Hazine vekili Av. Faik ve karşı taraf davacılar vekili Av. Emin, Av. Süheyla, Av. Görkem geldiler. Müdahiller tebligata rağmen gelmediler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Dairemizin 28.11.2000 günlü bozma kararına uyulmasına karar verilmiş olup, bozma kararında Rabia mirasçısı Namık ve çocuklarının tabiyetlerinin araştırılması, kayıtlar varsa geldiğinde tanık beyanları birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi istenildiği halde bu yönde araştırma yapılmadan hüküm kurulmuş olduğu görülmüştür.

Bir kimsenin vatandaşlığı konusunda tereddüt bulunması halinde bunu belirleme yetkisi İçişleri Bakanlığına aittir.(TVK.m.39 )O halde Raiba mirasçısı Namık ve çocuklarının miras bırakanın ölüm tarihindeki vatandaşlık durumu ( Y.2.H.D.’nin 29.9.2003, 10530-12257 )kuşkuya yer bırakmayacak biçimde İçişleri Bakanlığından sorulup belirlenmeli ve bozma kararında da açıklandığı üzere cevap geldiğinde tanık beyanları birlikte değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 375.000.000 TL. vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara ve Hazineye verilmesine, temyiz peşin harcının yatıran davalılar ve müdahillere geri verilmesine, 21.06.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/1501 K. 2004/8229 T. 22.6.2004

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden Tevfik Uğur Taşgın geldi ve soruldu. ” süre yeterli olmadığı için ben dahili davalıya ilanen tebligat yaptıramadım. Mürafaadan vazgeçiyorum” dedi. Beyanı okundu, imzası alındı. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Miras bırakan Suzan’ın eşinden boşanmış dul olarak 26.10.2000 tarihinde çocuksuz öldüğü anlaşılmaktadır. Ana ve babasının kaydı bulunmamaktadır.

Gerek davacıların almış oldukları 2000/1424-1552 sayılı, gerekse davalı tarafından alınmış olan 2001/35-100 sayılı veraset belgeleri hasımsız alınmış olup, tanık beyanlarına dayanmaktadır. Mirasçı oldukları kabul edilen Bekir evlatlarından Hasan ile Hüseyin’in dosyaya sunulan belgere göre Yunan vatandaşı oldukları görülmektedir. Mirasçı bırakmaksızın vefat eden kimsenin mirası devlete intikal eder. ( TKM. md. 448 ) Bu bakımdan, dava Hazine’nin hukuki menfaatiyle yakından ilgilidir. O halde davanın Hazine’ye ihbar edilmesi, ( HUMK. md. 49 ve devamı ) katıldığı takdirde onunda delillerinin toplanması, Türk uyruğundan olmayan mirasçılar yönünden Tapu Kanununun 35. maddesi uyarınca karşılıklılık ( mütekabiliyet ) bulunup bulunmadığının araştırılması ve hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan yönler gözetilmeden eksik tahkikatla hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.06.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/3840 K. 2003/5639 T. 17.4.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 19.11.2002 tarihinde temyiz eden vekili Av. Turan Özbay geldi. Karşı taraf tebligata rağmen gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: 1-Ossan ve mirasçıları Bulgar vatandaşı olup, Bulgaristan ile karşılıklılık yok ise de, bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılamamış, yanılgıya işaret edinilmekle yetinilmiştir.

2-Serapi kızı Sultan mirasçısı olduğunu iddia eden ve davaya müdahil olan Siranuş’un temyizine gelince; Siranuş Sultan kızı olduğunu ve annesinin miras bırakanların kız kardeşi olduğunu ileri sürmüştür. Bu yön gözetilmeden müdahil, Mehmet kızı Sultan’dan olmuş gibi miras verilmesi kanuna aykırıdır. Buna göre Serapi kızı Sultan’ın ölüm tarihi, vatandaşlığı, buna göre karşılıklılık esasının araştırılması, sonucuna göre kazanılmış haklarda nazara alınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm, tesisi bozmayı gerektirmiştir;

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün 2.bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 275.000.000 Tl. vekalet ücretinin davacılardan alınıp Siranuş’a verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/1359 K. 2012/5242 T. 4.7.2012

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, Yargıtay’ca incelenmesi davacı Leyla ve arkadaşları ile davalı Hakan ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: 1- İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde gösterilen gerekçelere göre davacıların yerinde görülmeyen tüm, davalıların aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 2,75 TL harcın davacılardan alınmasına,

2- Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, önceki günlü mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece dosyadaki belgeler gözetilerek davacıların da mirasçı olacakları benimsenerek önceki günlü mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosyada toplanan delillere uygun düşmemiştir.

Şöyle ki; mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan yasal duruma göre belirlenir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesine göre; çocuk ile ana arasındaki soy bağı doğumla kurulacağı, çocuk ile baba arasındaki soy bağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hakimin hükmüyle kurulacağına yer verilmiştir.

Somut olaya gelince; davacılar, anneleriyle murisin Fransa’da gayri resmi birliktelikleri sonucunda dünyaya geldiklerini, miras bırakan Zeki’nin Fransa vatandaşlığına geçerken ismini Alain olarak kaydettirdiğini, Zeki ile Alain’in aynı kişi olduğunu, kendilerinin de murisin çocukları olduklarını öne sürmüşlerdir.

Miras bırakan Zeki’nin 2003 yılında vefat ettiği, nüfus kayıtlarına göre geride resmi nikahlı eşi Saliha ve davalı çocukları Hakan, Gülşah, Dilek, Zeynep, Bülent kaldığı, davacıların delil olarak tutundukları Fransa nüfus Dairesinden verilen belgelere göre ise Alain’in davacılardan Leyla ve Sibel’i tanıdığı çocukların muris babalarının soyadını kullanma hakkını elde ettikleri, davacı Yaşar’ın ise muris tarafından tanımadığı, bütün davacıların murisin ölüm tarihinden önce dünyaya geldikleri, muris Zeki ile Alain’in aynı kişi oldukları anlaşılmaktadır.

Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 575. maddesi hükmüne göre miras ölümle açılır. Miras ve mirasçılıkta miras bırakanın ölüm tarihindeki hükümlere göre belirlenir. Yabancılık unsuru içeren mirasçılık belgesi verilebilmesi için miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle karşılıklılık koşulunun araştırılması zorunludur. Ne var ki mahkemece miras bırakanın ölüm tarihi olan 15.01.2003 gününde hukuki ve fiili karşılıklılık olup olmadığı Adalet Bakanlığı’ndan sorulmamıştır.

SONUÇ: O halde; öncelikle mahkemece Adalet Bakanlığı’ndan miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle Fransa ile Türkiye arasında hukuki ve fiili karşılıklılık olup olmadığı sorulup saptanmalı, mütekabiliyet şartları duraksamasız belirlendikten sonra, mahkemece davacılardan Leyla ve Sibel’in muris Zeki tarafından Fransa makamları huzurunda tanındığı, davacı Yaşar’ın ise tanınmadığı gözetilerek, toplanan ve toplanacak tüm deliller ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekirken, böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalıların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin ödenen harcın istek halinde ilgililerine iadesine, 04.07.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/2-642 K. 2010/690 T. 22.12.2010

DAVA: Taraflar arasındaki “tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda. Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.7.2008 gün ve 1993/447 E.. 2008/221 K. sayılı kararın incelenmesinin davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 8.2.2010 gün ve 2008/20618 E., 2010/2049 K. sayılı ilamı ile;

(… Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 S.K. md.17)

Medeni Kanunun 507. maddesinde murisin hangi sağlar arası tasarrufları hakkında tenkis istenebileceği açıklanmıştır. Bu maddenin 4. fıkrasındaki şartlar kesin bir biçimde ispatlanmadıkça murisin yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Toplanan delillerle davaya konu 2465. 2460.586. 647. 704. 2439 parseller yönünden Medeni Kanunun 507/4. maddesinde belirtilen şartların varlığı kanıtlanamadığından bu taşınmazlar hakkındaki isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde tenkise karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Öte yandan davaya konu 1673 parselin davalı Hilmi tarafından 10.6.1969 tarihinde tapulama suretiyle edinildiği ve davalı Hilmi’nin bu taşınmazı üçüncü kişilerden satın aldığı, ancak satış bedelinin muris tarafından ödendiği ispat edilmediği düşünülmeden 1673 parsel için tenkise hükmedilmesi, yine mirasbırakanın ölümünden önce 14.5.1966 tarihinde davalı Hilmi’ye bağışlanan 1335 parsel sayılı taşınmazın mal kaçırma kasdıyla bağışlandığı hususu da kanıtlanamadığı halde bu iki parsel yönünden tenkis kararı verilmesi de doğru değildir…),

Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozulmasına, bozma nedenine göre sair yönlerinin incelenmesine yer olmadığına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle üçüncü kişiden davalı Hilmi’nin satın aldığı 1673 parselin bedelinin muris tarafından davalıya hibe suretiyle ödendiği iddia edilmiş ve kural olarak bu tasarruf tenkis hükümlerine tabi ise de, bu bedelin muris tarafından karşılandığı ispatlanamadığından; davaya konu 1335 parselin de davalıya bağışlandığı iddia edilmiş ve bu taşınmazın öncesi senetsiz olup kural olarak tenkis hükümleri uygulanabilirse de, mahfuz hisseyi zedelemek kastı ile yapıldığı kanıtlanamadığından her iki parsel yönünden de davanın reddinin gerekmesine; sonuçta tenkis hesabında 1464-2250 ve 2251 parseller dikkate alınıp buna göre tenkisin koşullarının oluşup oluşmadığı incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yukarda belirtilen taşınmazların da tenkis hesabına katılmasının doğru bulunmamasına göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

El Yazılı Vasiyetnamenin Geçerliliği Mirasçılık Belgesi Mahkeme Kararı

Mirasçılık belgesi ise mirasçıların tereke üzerinde hak iddia ederek ilgili resmi mercilerde intikal işlemleri yapmasını kolaylaştıran bir belgedir. Mirasçılık belgesi verilmesi çekişmesiz yargı işidir. Bu nedenle sonradan ilgililerce verilen mirasçılık belgesinin geçersizliği iddia edilebilir. Mirasçılık belgesi resmî belge niteliğinde olmasına rağmen kesin hüküm niteliğine haiz değildir. Mirasçılık belgesi kural olarak yasal mirasçılar, atanmış mirasçılar ve vasiyet alacaklıları tarafından talep edilebilir. Mirasçılık belgesine ilişkin Türk Medeni Kanunu Madde 598 dışında bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu nedenle oluşan kanun boşluğu Yargıtay kararları ile doldurulmaya çalışılmaktadır. Mirasçılık belgesi Sulh hukuk mahkemeleri veya noterlerden talep edilebilir. Mirasın reddi, mirastan yoksunluk, mirastan feragat ve mirasçılıktan çıkarma hallerinde, mahkeme hükmünün infaz edilmeye uygun, açık, anlaşılır olması gerekmektedir. Bu husus son Yargıtay kararlarında da açıkça ifade edilmektedir. Böylelikle intikal işlemlerinde yaşanacak sorunların önüne geçilmekte ve infazda tereddüdün ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır.

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Geçerliliği Nasıl Sağlanır?

Kişiler hayattayken elde ettikleri malvarlıklarının üzerinde ölümden önce diledikleri gibi tasarruf edebilirler. Mallarını istedikleri kişilere satabilir veya bağışlayabilirler. Miras bırakan ölümünden sonra mirasının kimlere ve ne şekilde paylaştırılmasını istediğini belirlemek için ölümden önce vasiyetname ya da miras sözleşmesi yapacaktır. İşte bu nedenle sahip olduğu malvarlığının ölümünden sonra (saklı pay hükümlerine uymak şartıyla) dilediği kişi/kişilere ait olmasını isteyen miras bırakanın vasiyetname ya da miras sözleşmesi yapması gerekir. Ölüme bağlı tasarruflar ile sadece malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunulması zorunlu değildir. Muris, vasiyetnamesinde cenazesi, çocuklarının terbiyesi, evlilik dışı çocuğunu tanıması gibi malvarlığına ilişkin olmayan hususlarda da düzenleme yapabilir.

Yasal ve atanmış mirasçı olan kişiye her iki sıfatına göre mirasçılık belgesi (veraset ilamı) verilir. 23 Mayıs 2005 tarihinde, Yüksek Mahkemenin vermiş olduğu kararında bu durumu şu şekilde belirtmiştir.

“Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2005/4877 Karar No: 2005/8082 Karar Tarihi: 23 Mayıs 2005”

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: İstanbul 7. Sulh Hukuk Hakimliğinin 5.9.2002 tarih ve 2002/1038 – 1272 esas ve karar sayılı mirasçılık belgesine göre muris Özkan Karagöz’ün yasal mirasçıları annesi Naciye bir pay ile eşi İclal bir 1 pay ‘dır. ( TMK. md. 499 )

Muris; 26.02.2002 tarihli el yazılı vasiyetnamesi ile yasal mirasçısı olan eşi İclal’i mirasçı atamıştır. Eşim İclal Karagöz’ü tek varisim olarak tayin ediyorum. Muhtemel mahfuz hisse sahipleri ile ilgili haklar açıkça ayrıktır. Yukarıda bahsettiğim varis tayini, benim Türkiye’de bulunan taşınır ve taşınmaz mallarım için geçerlidir.

Saklı paylı mirasçılar ve bunların saklı payları Türk Medeni Kanununun 506. maddesinde hükme bağlanmıştır.

Davacı; hem yasal mirasçı hem de atanmış mirasçıdır. Hem yasal mirasçı hem de atanmış mirasçı olan kişinin açtığı davada, iki sıfatına göre mirasçılık belgesi verilir. ( 2.H.D. 4.7.1985 tarih ve 4526/6326 ) Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

El yazılı vasiyetname üç vasiyetname arasında en kolay vasiyetname türü olsa da Türk Medeni Kanunu’nda el yazılı vasiyetname düzenlenmesinde uyulması aranan şartlar göründüğü kadar basit değildir ve bir şartın gerçekleştirilmesindeki en ufak ihmal vasiyetnamenin iptal edilmesi sonucunu doğurabilmektedir. Buna ek olarak vasiyet çinin kullandığı terimlerdeki yanlışlıklar nedeniyle vasiyetnamenin anlaşılması güçleşebilir. Bu nedenle süreçle ilgili hukuki yardım alınması vasiyetname düzenlenmesinde en sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını sağlar, böylece miras bırakan yasal sınırlar içerisinde olmak kaydıyla ölümünden sonra da malvarlığının dilediği kişilere geçmesini sağlamış olacaktır.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/3-595 K. 2012/33 T. 1.2.2012

DAVA : Taraflar arasındaki “Tapu İptal ve Tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.10.2009 gün ve 2008/394 E.,2009/183 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.4.2010 gün ve 2010/26 E., 2010/7444 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava dilekçesinde; İstanbul-Kadıköy, Zühtüpaşa Mahallesi 278 Ada 5 parsel sayılı taşınmaz, satın alınmak suretiyle 1.4.1949 tarihinde E. V. adına kayıtlı iken; adı geçenin 1971 tarihinde ölümü ile mirası ana-baba bir kardeşi M. V.’ye ve Y. V.’ye kaldığı, Maksimos’un ölümü ile taşınmazın Y. V.’ye, onun 1974 tarihinde evli ve çocuksuz olarak ölümü ile de alınan veraset belgesine göre K. V.’ye kaldığı; ancak, bu veraset belgelerine göre tapu kaydında hiç bir işlem yapılmadığından, Hazine’nin açtığı davada; Kadıköy 3. Sulh Hukuk mahkemesi kararı ile Y. V.’nin mirasının Hazine’ye kaldığına karar verildiğini ve anılan taşınmazın 1986 tarihinde Maliye Hazinesi adına tapulandığı; Oysa, K. V.’nin davacı Stamatis lehine düzenlenmiş 5.6.1982 tarihli vasiyetnamesinin bulunduğu, bu vasiyetnamenin mirasçı nasbı olduğu hususunda kesinleşmiş mahkeme kararı olduğu idida edilerek; vasiyetnamenin yerine getirilmesi suretiyle Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.

Davalı Hazine, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, Yunan uyruklu olan kök tapu kayıt maliki E. V.’nin mirasçısı K. V.’nin vasiyetnamesinin geçerliliği sebebiyle davaya konu taşınmazın Maliye hazinesi adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dava konusu ( davacıya vasiyet edilen) taşınmazla ilgili davalı Hazinenin açtığı verasetin iptali davasında; İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 9.3.1976 gün ve 1976/246-234 Sayılı veraset ilamının iptaline, 1900 yılında Sinop’ta doğup 16.6.1974 tarihinde Yunanistan’ın Selanik şehrinde vefat eden Y. V.’nin, münhasıran taşınmazlara şamil olmak üzere, tek mirasçısının Hazine olduğunun tespitine karar verildiği; kararın kesinleşmesi üzerine, davaya konu taşınmazın 22.5.1986 tarihinde hükmen Hazine adına tapuda tescil edildiği anlaşılmıştır.

Davacı lehine düzenlenen vasiyetnamenin vasiyetçisi durumunda olan K. V.’nin, taşınmaz yönünden Y. V.’nin mirasçısı olmadığı kesinleşmiş mahkeme kararı ile saptanmış olduğundan; düzenlediği vasiyetname davaya konu taşınmaz açısından hukuki sonuç doğurmaz. Zira, vasiyetçiye mirasen intikal etmeyen ( tasarrufuna geçmeyen veya geçmeyecek olan) taşınmazın vasiyeti yok hükmünde olup, yerine getirilmesi de sözkonusu olamaz.

Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu, vasiyetnamenin geçerli olduğundan bahisle, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir …),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

KARAR: Dava, vasiyetnamenin yerine getirilmesi suretiyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Dava konusu İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, Zühtüpaşa mahallesi 278 ada 5 parsel sayılı taşınmaz 1.4.1949 tarihinde satın alma yoluyla Türk uyruklu E. V. ( V.) adına tescil edilmiş; adı geçenin 2.8.1971 tarihinde bekar olarak ölümü ile mirası önce kardeşleri Maksimos ve Yani’ye; Maksimos’un 1972 yılında bekar ve çocuksuz olarak ölümü ile de Y. V.’ye intikal etmiş; Y. V. 16.6.1974 tarihinde yaşadığı Yunanistan’ın Selanik şehrinde evli ve çocuksuz olarak ölmekle mirası ibraz olunan veraset belgesi kapsamına göre Yunan uyruklu eşi K. V.’ye kalmış; adı geçen tarafından bu husus tapu kaydına yansıtılmamıştır.

Yunan uyruklu K. V., Selanik’te düzenlediği 5.6.1982 tarih ve 62 Sayılı vasiyetname ile davaya konu taşınmazı, o tarih itibariyle evlatlığı sıfatını taşıyan davacı Türk uyruklu S. P.’ye vasiyet etmiştir. Bu vasiyetname tarihinde taşınmaz Enestu adına kayıtlıdır ve henüz vasiyet edenin mirasçılık belgesi iptale konu olmamıştır.

Tapuda hiçbir işlem yapılmadığından, Hazine tarafından 10.9.1982 tarihinde, Kadıköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesine, Kornelia aleyhine veraset ilamının iptali istemiyle dava açılmış, sonuçta da Mahkemenin 18.3.1985 tarih ve 1985/1203 E. 1985/336 K. sayılı kararıyla; esasen K. V.’nin Yani mirasçısı olup, başka mirasçısının olmadığı kabul edilmekle birlikte, Yunan uyruklu tek mirasçı Kornelia’nın murisin Türkiye’deki taşınmazları yönünden temliki tasarrufları durduran Bakanlar Kurulu’nun 1964 tarihli Kararnamesi dayanak alınarak İstanbul Sulh 2. Hukuk Mahkemesince düzenlenen veraset ilamının iptali ile Y. V.’nin taşınmazlarına şamil olmak üzere tek mirasçısının Hazine olduğunun tespitine karar verilmiş; karar 5.12.1985 tarihinde kesinleşmiştir.

Dava konusu taşınmaz, 22.5.1986 tarihinde 2826 yevmiye ile hükmen Hazine adına tescil edilmiştir.

Hazine tarafından Kadıköy Asliye 1. Hukuk Mahkemesine 7.12.1988 tarihinde Kornelia ile davacı arasındaki evlatlık işleminin iptali istemiyle dava açılmış ve sonuçta 26.2.1990 tarih ve 1988/1068 E. 1990/167 K.sayılı ilamla evlatlık sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir.

İstanbul Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde, davacı Stamatis’in 31.10.1989 tarihinde, Atina Asliye Mahkemesince verilen K. V.’nin mirasçısı olduğuna dair ilamın tenfizi istemiyle hasımsız olarak açtığı dava sonunda, 13.3.1990 tarih ve 1989/623 E. 1990/148 K. sayı ile vasiyetnamenin mirasçı nasbı olarak kabulüyle bu kararın tenfizine ve aynen infazına karar verilmiş; ancak infaz edilmemiştir.

Davacı Stamatis, 12.6.1990 tarihinde Hazine aleyhine Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davayla; Bakanlar Kurulunun 1988 tarihli Kararnamesinin tasarruf sınırlamasını kaldırdığı ve hak sahipleri adına tescile olanak tanıdığı iddiasıyla ve açıklanan safahatı da ortaya koyarak davalı Hazinenin mirasçılığını içeren 18.3.1985 tarihli kararın iptali ile Enestu ( Vapurcu) Vapurci’nin mirasçısı olan Kornilia ( Vapurcu) Vapurci’nin kendisi lehine tanzim etmiş olduğu vasiyetname ile mirasçı naspedilmekle Kornilia mirasçısı olduğunun kabulüne ve davaya konu taşınmazın mülkiyetinin davacıya geçtiğini gösterir şekilde kaydın tashihine karar verilmesini istemiş; davalı Hazinenin, Stamatis aleyhine açtığı birleşen davada da, Hazine 5.6.1982 tarihli vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemenin 30.1.1997 tarih ve 1996/968 E. 1997/45 K sayılı kararıyla, 1988 tarihli Kararname değerlendirilerek, vasiyetnamenin geçerliliği ve davacının mirasçı olarak nasb edildiği kabul edilmek suretiyle vasiyetin iptali davası reddedilmiş ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin incelemesinden geçerek 27.4.2004 gün ve 2004/2281 E 2004/5414 K.sayılı ilamıyla onanmış; 20.9.2004 tarih ve 2004/8778 E. 2004/10167 K. sayılı ilamıyla da davalı Hazine’nin karar düzeltme istemi reddedilmiştir.

Davacının, anılan kararda “hazine adına olan veraset belgesinin iptali” yönünde de hüküm kurulması gerekirken bu konuda karar verilmediğine yönelik tavzih istemi de, Mahkemece 26.9.2006 tarihinde reddedilmiş; davacı tarafın temyizi üzerine bu karar da Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.11.2007 tarih ve 2006/21885 E. 2007/16446 K. sayılı ilamıyla onanmış; kesinleşmiştir.

Davacı vekili 21.11.2008 tarihinde eldeki davayı açmış; dava dilekçesinde; yukarıdaki hususları da ortaya koyarak; özetle; K. V.’nin Yani mirasçısı olduğuna dair veraset belgesinin o dönemde uygulanan Bakanlar Kurulu Kararnamesine dayanılarak iptal edilip, Y. V.’nin mirasının Hazine’ye kaldığına karar verildiği ve anılan taşınmazın bu karara dayanılarak 1986 tarihinde Maliye Hazinesi adına tapulandığı; oysa, K. V.’nin davacı Stamatis lehine düzenlenmiş 5.6.1982 tarihli vasiyetnamesinin bulunduğu ve kesinleşmiş mahkeme kararı ile bu vasiyetnamenin mirasçı nasbı olduğunun kabul edildiği, 2.3.2006 tarihinde de bu hususun tapuya şerh edildiği; 1988 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile bu tasarruflara olanak sağlanmasıyla davacının tapu idaresine başvurduğu, ancak işlem yapılması için mahkeme kararı gerektiğinin bildirildiği; bu sebeple eldeki davayı açtıkları; tapunun iptali ve davacı adına tesciline engel bir mevzuat hükmü bulunmadığı iddiası ile vasiyetnamenin yerine getirilmesini, Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tescilini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; davaya konu taşınmazın kayıt malikinin mirasçısının Hazine olduğuna yönelik mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra 22.5.1986 tarihinde taşınmazın Hazine adına tescil edildiğini, daha sonra davacı tarafça açılan davaların da retle sonuçlandığını belirterek ve aynı zamanda reddedilen dava dosyalarına da delil olarak dayanarak, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, temliki tasarrufların sınırlandırılmasının 1988 tarihli Kararname ile kaldırıldığı, tapunun Hazine adına geçmesinden önce düzenlenen, kök tapu kayıt maliki E. V.’nin mirasçısı, Yunan uyruklu K. V.’nin vasiyetnamesinin geçerliliği sebebiyle davaya konu taşınmazın Maliye Hazinesi adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

Davalı vekilince temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yer alan sebeplerle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hükmü, davalı vekili temyize getirmektedir.

Uyuşmazlık; davaya konu taşınmazın; hazine lehine hükmen tesciline dair bir karar bulunup bulunmadığı ve bu tescilin geçerli hukuki bir nedene dayanıp dayanmadığı; tescilden önce davacı murisi Yunan vatandaşının bu taşınmaz yönünden mirasçılık sıfatı taşıyıp taşımadığı; dolayısıyla da, davacı lehine düzenlenen vasiyetnamenin, bu taşınmaz yönünden geçerli olup olmadığı, infazının gerekip gerekmediği; noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle somut olayın açıklanan özelliklerine göre uyuşmazlığın çözümünde etkili Kanun, Bakanlar Kurulu Kararnameleri ve konuya dair yargısal uygulamanın ( içtihatların) irdelenmesinde yarar vardır:

1062 Sayılı Mukabele-i Bilmisil Kanunu ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan 2.11.1964 tarihli 6/3801 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile; mütekabiliyet ( karşılıklılık) esasına göre Yunan uyruklu şahısların, Türkiye’deki taşınmaz malları üzerinde mülkiyete ve mülkiyetten gayri ayni haklara dair ve bu sonucu doğurabilecek bilcümle temliki tasarruflarının durdurulması ve buna bağlı sınırlamalar getirilmesi ve bu hususların mahkemelerle sair adli ve idari merciler tarafından göz önünde bulundurulması ve bu kararname hükümlerine aykırı düşecek muameleler tespit olunduğu takdirde durumun derhal mahalli Maliye Dairesine bildirilmesi kararlaştırılmıştır.

Yunan Hükümetinin her çeşit tedbir ve muamelelerine karşılık olmak üzere, düzenlenen bu kararname el koyma amaçlı olmayıp, sadece Yunan uyruklu kişilerin Türkiye’deki taşınmaz malları üzerindeki temliki tasarruflarının durdurulması amaçlanmıştır. Yunan uyrukluların mülkiyet hakkını ortadan kaldıran veya mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili olarak yapabilecekleri borçlandırıcı işlemleri tamamen geçersiz ve hükümsüz kılan bir düzenlemeye kararnamede yer verilmemiştir.

Nitekim, bu husus Yargıtay H.G.K.’nun 1990/2-648 E,.1991/65 K. sayılı kararında kabul edilmiş ve ” gerek anılan Kanunda, gerekse 1964 tarihli Kararnamede sadece Yunan Uyruklu kişilerin Türkiye’de bulunan malları üzerindeki mülkiyet ve mülkiyetten gayrı ayni haklara dair olarak temliki tasarrufların durdurulması amaçlanmış olup, sadece mülkiyeti geçiren işlemler geçici bir süre durdurulmuştur…” şeklinde ifade edilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, “temliki tasarruf” sözcüğü, hukukta kazandırıcı işlem, başka bir ifadeyle, mülkiyet geçiren işlem, yani taşınmazlarda tescil ve taşınırlarda teslim işlemini ifade eder; “durdurma” sözcüğü de Türkçede “şimdilik ve geçici bir süre için önlem alma” manasında kullanılır.

Şu hale göre, anılan Kanunun ve Kararnamenin amacı temliki tasarruflar dışındaki hukuksal işlemleri temelinden geçersiz kılmak değildir.

Öyleyse gerek satış vaadi gibi hayatta iken hüküm ifade eden borçlandırıcı işlemler gerekse mirasçı nasbı ve muayyen mal vasiyeti gibi tasarruflar birer borç doğurucu işlem olarak geçerlidirler ve hukuki sonuçlarını meydana getirirler.

Ne var ki, 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi gereğince temliki tasarruflar durdurulmakla, borç doğuran bu hukuksal işlemlerin ifası ve yerine getirilmesi, yani taşınmazların satışı vaad edilen yahut mirasçı nasb edilen, vasiyet edilen adına tapuya tescili, talep edilemeyeceğinden; Kararname yürürlükte bulunduğu süre içinde adli ve idari makamlar bu işlemleri yapamayacaklarından, bu kararname yürürlükte olduğu sürece anılan işlemlerin gerçekleşmesi olanaklı değildir.

Dahası, bu Kararnamenin getirdiği önlemler geçici olduğu gibi; yine bu kararnameye dayanılarak verilen mahkeme kararı dahi geçici niteliktedir ve bir hakkın varlığını veya yokluğunu tesbit eden veya bir hakkı ihdas eden yahut ortadan kaldıran kesin hüküm niteliğinde değildir.

Nitekim, “…temliki tasarrufların durdurulması ile ilgili” 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi, 3.2.1988 tarih, 88/12592 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlükten kaldırılmış; bu kararnameye ek olarak çıkarılan Bakanlar Kurulu’ nun 23.3.1988 tarih,1998/12757 Sayılı kararnamesi ile de:

” Yürürlükten kaldırılmış bulunan 2.11.1964 tarih 6/3801 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi zamanında, ölüme bağlı tasarruf yolu ile lehlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset yolu ile yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan gayrimenkullerin anılan kişiler adına tesciline imkan sağlanması”

Kararlaştırılmış ve bu kararname 24.3.2008 gün ve 19764 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Böylece, siyasi organ artık bundan sonra 1964 tarihli Kararnamede öngörülen önlemlerin devamını gerekli görmemiş ve bu kararname sebebiyle gerçekleşemeyen tescil işlemine düzenlediği yeni bir Kararname ile açıkça olanak sağlamıştır.

Yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıklanan nedenler karşısında, 1964 tarihli Kararname döneminde yapılan borçlandırıcı işlemlerin geçerliliğini koruduğu, kuşkusuzdur; tescil engeli de yeni bir Kararname ile açıkça ortadan kaldırılmıştır.

Bunun doğal sonucu olarak, o tarihe kadar durdurulmuş olan temliki tasarrufların icrasına, yani geçerli bir satış vaadi veya vasiyetnamenin ifasına herhangi bir hukuksal engel kalmamış; hatta yapılan yeni düzenleme ile de geçmişte yapılamayan tescil işleminin ilgilileri adına gerçekleştirilmesinin yolu açılmıştır.

Hal böyle olunca, kural olarak, talep üzerine yargı organlarınca, “başkaca hukuksal bir engel mevcut olmadığı takdirde” tescile veya olayda olduğu gibi vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır.

Ancak, başkaca hukuksal bir engelin mevcut olduğunun tespiti halinde, tescil ve vasiyetnamenin tenfizi istemi bu engel de gözetilerek değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu halde artık salt kararname değil başka bir yasal engel söz konusu olduğundan, sadece kararnamelerin değerlendirilmesiyle yetinilmesi olanaklı değildir.

Ortaya konulan bu düzenleme ve yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Davaya konu taşınmazın Türk uyruklu E. V. ( Vapurcu) kayıtlı iken adı geçenin 2.8.1971 tarihinde bekar olarak ölümü ile önce kardeşleri Maksimos ve Yani’ye; Maksimos’un 1972 yılında bekar ve çocuksuz olarak ölümü ile de Y. V.’ye intikal ettiği, Y. V.’nin 1974 yılında evli ve çocuksuz olarak ölmesiyle de mübrez veraset belgesi kapsamına göre Yunan uyruklu eşi K. V.’ye kaldığı; Kornelia’nın da taşınmazı, henüz iptale konu olmayan mirasçılık belgesine dayanarak ve kayıt Enestu adına iken davacıya vasiyet ettiği; kesinleşen mahkeme hükmü ile bunun mirasçı naspı olarak kabul edilmesine karşın 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi karşısında infaz edilmediği; Kornelia’nın Yani mirasçısı olduğuna dair veraset belgesinin ise vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonra Hazine’nin açtığı verasetin iptali davası sonucunda, 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle Yunan uyruklu kişilerin Türkiye’ deki malları üzerinde mülkiyet ve mülkiyetten gayri ayni hakların ve bunlara dayalı temliki tasarrufların durdurulmuş olmasına dayanılarak iptal edildiği; aynı kararla hazinenin mirasçılığına da karar verilmekle, bu karara istinaden taşınmazın Hazine adına tescil edildiği dosya kapsamı ile sabittir.

Dosya kapsamında delil olarak yer alan Kadıköy Asliye 5. Hukuk Mahkemesi’nin 1996/968 esas sayılı ve bununla birleşen 1994/257 esas sayılı dosyası içeriğinde yer alan bazı açıklama, karar ve belgelerde Enestu’nun ölmeden önce mirasını o tarihte sağ olan Kardeşi Maksimos’a vasiyet ettiği ancak adı geçenin Yunan uyruklu olması sebebiyle bu tasarrufun alınan mahkeme kararı ile geçersiz kabul edilerek mirasının Hazineye intikal ettiği ve taşınmazın Hazine adına bu karara dayanılarak tescil edildiği ileri sürülmektedir. Tapu kaydına göre hazine adına yapılan tescil hükmen kaydı ile 22.5.1986 tarihinde 2826 yevmiye numarası ile yapılmış ve bu işleme dayanak mahkeme kararının tarih ve numarası bilgisine yer verilmemiştir. Eldeki davada mahkemece bu kaydın Hazinenin mirasçılığına hükmedilen karara dayandığı başkaca hükmen tescil kararı bulunmadığı gerekçesine yer verilmişse de bu gerekçenin denetlenmesi kayıtlar kapsamı ile mümkün olmamıştır.

Elbette, mahkemenin kabul ettiği gibi tescilin dayanağını, sadece Hazinenin, 1964 tarihli kararnameye dayalı mirasçılık belgesinin, oluşturması halinde, kararname kalkmakla tescil de hukuki dayanağını yitirecektir. Ancak bunu kabul etmek için öncelikle tescile konu hükmün bu hüküm olup olmadığı denetime açık biçimde ortaya konulmalıdır.

K. V.’nin vasiyetnamesinin geçerli olup olmadığı konusuna gelince:

Kornelia, kök malik Enestu adına kayıtlı taşınmazı, kendisinin Ernestu varisi Yani mirasçısı olduğuna dair mirasçılık belgesi henüz iptal edilmeden davacıya vasiyet etmiştir. Bu sebeple anılan vasiyetname görünen bu durum ve düzenleme tarihi itibariyle geçerlidir. Kaldı ki, vasiyet tarihinde davacı ile bu kişi arasındaki evlatlık işlemi de henüz iptal edilmediğinden işlem evlatlığına vasiyet şeklinde gerçekleşmiş; daha sonra evlatlık işlemi iptal edilmekle, davaya konu edilen bu vasiyetname mirasçı naspı olarak kabul edilmiş ve buna dair mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Ne var ki, vasiyet edenin mirasçılık belgesi yukarda içeriği aktarılan kararla iptal edildiğinden, bu kararın, açıklanan mahiyetine göre vasiyetnamenin geçerliliğine etkisi üzerinde de durulmalıdır:

Mahkemece vasiyetname geçerli kabul edilmişse de mirasçılık belgesi üzerinde ayrıntısıyla durulmamış; Özel Dairece bu husus bozma nedeni yapılmıştır.

Mahkemece, bu husus tartışılmış ve sonuçta veraset belgesinin iptaline dair kararın geçici mahiyette olduğu ve mirasçılık hakkını ortadan kaldırmadığı, iptal sebebinin 1964 tarihli Kararname ile sınırlı olmakla bu kararnamenin temel hakları ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle sonuca varılmıştır.

K. V.’nin Y. V.’nin eşi olduğu ve başkaca mirasçısı olmadığı ekli dosyalar kapsamı ile belirgindir. Onun ölümü ile mirasçısı olmuş ve bunu aldığı iptale konu veraset ilamı ile belgelemiştir. Veraset belgesinin dayanağını teşkil eden kayıtlar belgeyi düzenleyen mahkemece de kabul ve esas alınmış; iptal kararı ise gerçekte miras bağı bulunmadığına değil; Yunan uyruklu olan adı geçenin o tarih itibariyle yürürlükte bulunan “temliki tasarrufların durdurulması”na dair 1964 tarihli Kararname sebebiyle tasarruf olanağı bulunmamasına dayanmış; Hazinenin mirasçılığı da salt bu sebeple kabul edilmiştir. Dolayısıyla temliki tasarruflar yönünden kabul edilmeyen mirasçılık sıfatı özünde diğer haklar açısından K. V.’nin Y. V. mirasçısı olma gerçeğini değiştirmemiştir.

Mahkemenin aynı yöndeki saptaması yerinde ise de davaya konu taşınmazın intikaline yönelik bir hak baş edip etmediği yönünden sadece kararnameler üzerinden değerlendirme yapılmış; ilk kayıt maliki kök muris Enestu Türk vatandaşı olmasına karşın ölümü ile mirasının intikal ettiği kardeşleri ve son olarak Kornelia’nın murisi Yani’nin Yunan tabiyetinde oldukları yönünde dosyada delil olarak bulunan yukarda işaret edilen dava dosyasındaki iddialar ile dayanak kararlar incelenip, tabiiyetleri üzerinde durulmamıştır. Yunan vatandaşı Kornelia’ya taşınmazın intikaline engel başka bir husus olup olmadığı ve taşınmazın terekeye bu yönüyle de dahil kabul edilip edilemeyeceği; 27.12.1984 tarihinde çocuksuz olarak vefat edip, böylece 27.12.1984 tarihinde mirası açılmakla ve yine ortada mirasçı nasbı da bulunmakla, tüm bu intikaller yönünden o zamanki hukuki durum ve herhangi bir yasal engelin bulunup bulunmadığı da değerlendirilmemiştir.

Diğer taraftan, K. V. mirasen kendisine intikal eden ancak, 1964 tarihli kararnamenin getirdiği yasak sebebiyle temliki tasarrufta bulunamadığı bu taşınmazı Yunanistan’ın Selanik şehrinde düzenlediği 5.6.1982 tarihli vasiyetname ile o tarih itibariyle evlatlığı olan davacıya vasiyet ettiğinden, davacının talebi üzerine Atina Asliye Mahkemesince yapılan değerlendirme sonucunda bu vasiyetnamenin sahih olduğu, vasiyet edenin tabi olduğu Yunan kanunlarına göre karara bağlanmış ise de Türkiye’de bulunan taşınmazı ilgilendiren vasiyetname, Türk Kanunlarına göre değerlendirmelidir.

Bu arada, Hazinenin mirasçılığına dayanak teşkil eden “temliki tasarrufların durdurulması ile ilgili” 1964 tarihli kararname yürürlükten kalkmış ve Bakanlar Kurulu’ nun 23.3.1988 tarih,1998/12757 Sayılı kararnamesi ile de bu kararname zamanında ölüme bağlı tasarruf yolu ile lehlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset yolu ile yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan gayrimenkullerin anılan kişiler adına tesciline olanak sağlanmıştır.

Böylece, temliki tasarrufların yapılmasına engel teşkil eden Kararname ortadan kalkmakla; bu kararname zamanında ölüme bağlı tasarruf yolu ile lehlerine hak tesisi amaçlanan kişiler veya veraset yolu ile yasal mirasçılar adına tescil edilmemiş olan gayrimenkullerin anılan kişiler adına tescili de olanaklı hale gelmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, davaya konu taşınmazın tapuya tesciline dayanak alınan ve K. V.’nin mirasçılık belgesinin iptali ile Hazinenin mirasçılığını belirleyen veraset belgesi niteliğindeki karar; 1964 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin getirdiği geçici önlemlere dayalı olarak oluşturulmakla geçici niteliktedir ve bir hakkın varlığını veya yokluğunu tesbit eden veya bir hakkı ihdas eden yahut ortadan kaldıran kesin hüküm mahiyetinde de değildir.

O nedenle, kesin hüküm niteliği taşımayan veraset belgesi niteliğindeki karara dayanılarak kazanılan mirasçılık sıfatına bağlı olarak gerçekleştirilen Hazine adına tescil işlemi de, bu geçici önlemlerin kalkmasıyla, hukuki dayanağını yitirecektir.

Eş söyleyişle, aynı zamanda hazinenin mirasçılığının hukuksal dayanağı da ortadan kalkmakla, Hazinenin bu yolla kazandığı mirasçılığına dayanılarak Hazine adına yapılan tescil de dayanağını yitirmiştir.

Yukarıda açıklanan belgeler kapsamıyla, davacı, temliki tasarrufa ve tescile olanak sağlayan Bakanlar Kurulu’ nun 23.3.1988 tarih 1998/12757 Sayılı kararnamesinin yayımlanmasını takiben ve ilk olarak Türk Mahkemesine müracaatla yukarda sözü edilen Atina Asliye Mahkemesi’nin taşınmazın davacıya intikali isteğini içeren vasiyetnamenin sahih olduğuna dair kararın tenfizini istemiş; mahkemece 13.3.1990 tarihinde bu istem kabul edilerek kararın tenfiz ve aynen infazıma karar verilmişse de bu karar, 18.3.1985 tarihli Hazinenin mirasçı olduğuna dair belgenin varlığı ve bu konuda açık bir hüküm kurulmamış olması sebebiyle infaz edilememiştir.

Bu kez, davacı Hazine aleyhine 12.6.1990 tarihinde bir başka dava açarak, davalı Hazinenin mirasçılığını içeren 18.3.1985 tarihli kararın iptalini istemiş ve buna bağlı olarak kendisinin mirasçılığının tespitini istemiş; Hazine de açtığı dava ile vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir. Her iki dava birleştirilerek Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda da 30.1.1997 gün ve 1996/968 E. 1997/45 K. sayılı kararla; Hazinenin vasiyetnamenin iptaline yönelik isteminin reddi ile vasiyetnamenin geçerli olduğuna ve davacının mirasçı naspedildiğine karar verilmiş ve bu karar denetimden geçerek kesinleşmişse de hazinenin veraset belgesinin iptalini içermediğinden infaz edilememiştir. Davacı bu yönde tavzih istemişse de bu istem reddedilmiş ve denetimden geçerek bu karar da onanarak kesinleşmiştir. Bu kararın gerekçesinde vasiyetname şekli unsurları yönünden irdelenmiş, salt 1964 tarihli kararname ve bunu kaldıran 1988 tarihli kararnamelere göre yapılan değerlendirme sonucunda da vasiyetnamenin geçersiz olduğu iddiası reddedilmiş; yine aynı gerekçeyle davacının bu vasiyetname ile mirasçı naspedildiğinin kabul edildiği hükme bağlanmış; vasiyetnamenin infazına dair bir hükme ise yer verilmemiştir.

Görülmektedir ki, K. V.’nin Yani Vapurici mirasçısı olduğuna dair mirasçılık belgesinin iptal edilmiş ve Hazinenin mirasçılığına karar verilmiş olması o tarihte meri olan 1964 tarihli Kararnameden kaynaklanmakta ve hukuki nitelikçe geçici bir karar mahiyetinde olup, kesin hüküm teşkil etmeyen bu karar sebebiyle bir tescil gerçekleşmişse bu tescil de geçici bir tedbir niteliğinde bulunmaktadır. Bu haliyle, 3.2.1988 gün ve 1988/12592 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile temliki tasarrufları durduran ancak mülkiyet hakkını kaldırmamış olan 1964 Sayılı Kararname ortadan kalkmakla, -şayet hükmen tescile dair bir karara dayanmıyorsa ve salt bu belgeye dayalı bir tescilse- Hazine adına yapılan tescilin dayanağının da ortadan kalktığı tartışmasızdır.

Öte yandan, kural olarak taşınmaz mülkiyetinin naklini içeren bir vasiyetnamenin uygulanması için vasiyet edilen malın vasiyetçinin terekesinde olması gerektiğinde de duraksama bulunmamaktadır.

Mahkemece bu husus sadece Kararnameler kapsamına göre değerlendirilmiş; kararname dışında taşınmazın önce vasiyet edene intikali, ardından da davacı adına tescili yönünden başkaca bir engel bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Oysa ki, direnme gerekçesinde dayanılan H.G.K. kararında yer alan “tescil engeli kararname ile ortadan kalktığı için, talep üzerine yargı organlarınca başkaca hukuksal bir engel bulunmadığı takdirde tescile ve vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesinin zorunlu olduğu” cümlesiyle de başkaca hukuksal bir engel bulunup bulunmadığının araştırılması gereği vurgulanmıştır. Zira, bir yabancıya miras yoluyla da olsa mal intikali bakımından kararnamelerle getirilip, sonra kaldırılan engeller tek engel olmayıp; örneğin karşılıklılığın fiili durumda da aranması gibi başkaca engeller de söz konusu olabilir. Bu durum tespit edilmeden sağlıklı bir sonuca ulaşılması olanaklı değildir.

Öte yandan, kök muris Türk vatandaşı Enestu’nun mirasçıları arasında yabancı bulunması halinde ve bu olmasa bile Vani mirasçısı vasiyet eden Yunan uyruklu Kornelia’nın yabancı olduğunun belirgin olması karşısında; Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk Hukuku uygulanacağı ( 2675 s, möhuk m. 22/1); yabancı uyruklu gerçek kişilerin karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak şartıyla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilecekleri ( 2644 Sayılı Tapu Kanunu m. 35); kanuni miras yoluyla edinmede de aynı koşul ve sınırlamalar aranacağı gözetilerek; somut olay yönüyle Yunanistan ile Türkiye arasında kanuni miras yoluyla taşınmaz mülkiyeti edinmede, Enestu’dan sonraki tüm intikaller yönünden miras bırakanların ölüm tarihleri itibariyle, özellikle de Kornelia’nın ediniminde karşılıklılık bulunup bulunmadığının Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığı’ndan sorularak tespiti gerekmektedir.

Hal böyle olunca, mahkemece yukarda açıklanan tüm hususlar gözetilerek yapılacak araştırma ile; öncelikle davaya konu taşınmazın tescil dayanağı hükmün gerçekten Hazinenin mirasçılığına dair hüküm olup olmadığı belgelendirilmeli; değilse dayanak hükmün niteliğinin eldeki davaya etkisi irdelenmeli; yine dosyada delil olarak yer alan Kadıköy Asliye 5. Hukuk Mahkemesi’nin 1996/968 esas sayılı ve bununla birleşen 1994/257 esas sayılı dosyası içeriğindeki karar ve belgeler de irdelenmeli; Enestu’dan itibaren tüm intikaller ve bu intikallerin gerçekleştiği kişilerin tabiiyetleri ile ölüm tarihleri de gözetilerek başta vasiyetçi Kornelia’nın mirasçı sıfatıyla vasiyete konu edilen malı iktisap edip etmeyeceği ve bu iktisaba engel başkaca hukuki bir sebep olup olmadığı tespit edilmeli; karşılıklılık ilkesi yönünden de araştırma yapılmalı; sonuçta taşınmazın Kornelia tarafından edinilebileceğinin ve bu yolla terekesine dahil olduğunun tespiti halinde şimdiki gibi davanın kabulüne karar verilmeli; aksi durumda ise dava reddedilmelidir.

O halde, açıklanan bu değişik sebeplerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.