Sıkça Sorulan Sorular

Aile Konutu Şerhi Nasıl Konulmaktadır?

Aile konutu şerhi için, eşlerden birisinin adına kayıtlı ev için diğer eş tapuya başvurarak, aile konutu şerhi koydurabilmektedir. Bunun için başvuruda bulunan eş Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile; konutun aile konutu olduğunu kanıtlayan muhtarlıktan alınmış bir belge, nüfus müdürlüğünden alınmış vukuatlı aile nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanı ile başvuru yapabilmektedir.

Aile Konutu Şerhi Ne İşe Yarar?

Aile konutu şerhi ile, eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez. Aile konutunun tapu maliki bile olsa, bu konutu satamaz veya üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Malik Eş Aile Konutunu Satarsa Ne Olur?

Aile konutu, tapuda aile konutu şerhi konulmuş olduğu halde satılırsa, bu satış geçersiz olmaktadır.

Tapu Kütüğü`ne Aile Konutu Şerhi Konulmamış Ve Aile Konutu Üçüncü Şahıslara Satılmış İse Ne Olur?

Burada iyi niyet kavramı önem taşımaktadır. Üçüncü şahıs satın aldığı gayrimenkulün aile konutu olduğunu bilerek almış ise, iyi niyetli sayılamayacağından bu satış geçersiz olmaktadır. Ancak üçüncü şahıs, ilgili gayrimenkulün aile konutu olduğunu bilmeden, tapu kaydına güvenerek, iyi niyetle satın almış ise, bu satış geçerli olmaktadır.

Tapu Kütüğü’ne Aile Şerhi Konulmamış Evin Satışı İptal Olur Mu?

Üçüncü şahıs gayrimenkulü satın alırken aile konutu olduğunu bilerek almış ise, iyi niyet gözetilmeyeceğinden satış geçersiz olmaktadır. Ancak bunun için, rızası olmayan eşin tapu iptal ve tescil davası açması gerekmektedir. Söz konusu dava sonucunda, yapılan satış işlemi ve üçüncü şahıs üzerinde kayıtlı olan aile konutuyla ilgili tapu kaydı iptal edilecektir. Ancak üçüncü kişi söz konusu gayrimenkulün aile konutuna ait olduğunu bilmeden satın almış ise iyi niyet gözetileceğinden bu satış geçerli olmaktadır.

Aile Konutu Şerhi Nasıl Konulmaktadır?

Aile konutu şerhi için, eşlerden birisinin adına kayıtlı ev için diğer eş tapuya başvurarak, aile konutu şerhi koydurabilmektedir. Bunun için başvuruda bulunan eş Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile; konutun aile konutu olduğunu kanıtlayan muhtarlıktan alınmış bir belge, nüfus müdürlüğünden alınmış vukuatlı aile nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanı ile başvuru yapabilmektedir.

Aile Konutu Şerhi Ne İşe Yarar?

Aile konutu şerhi ile, eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez. Aile konutunun tapu maliki bile olsa, bu konutu satamaz veya üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Malik Eş Aile Konutunu Satarsa Ne Olur?

Aile konutu, tapuda aile konutu şerhi konulmuş olduğu halde satılırsa, bu satış geçersiz olmaktadır.

Tapu Kütüğü`ne Aile Konutu Şerhi Konulmamış Ve Aile Konutu Üçüncü Şahıslara Satılmış İse Ne Olur?

Burada iyi niyet kavramı önem taşımaktadır. Üçüncü şahıs satın aldığı gayrimenkulün aile konutu olduğunu bilerek almış ise, iyi niyetli sayılamayacağından bu satış geçersiz olmaktadır. Ancak üçüncü şahıs, ilgili gayrimenkulün aile konutu olduğunu bilmeden, tapu kaydına güvenerek, iyi niyetle satın almış ise, bu satış geçerli olmaktadır.

Tapu Kütüğü’ne Aile Şerhi Konulmamış Evin Satışı İptal Olur Mu?

Üçüncü şahıs gayrimenkulü satın alırken aile konutu olduğunu bilerek almış ise, iyi niyet gözetilmeyeceğinden satış geçersiz olmaktadır. Ancak bunun için, rızası olmayan eşin tapu iptal ve tescil davası açması gerekmektedir. Söz konusu dava sonucunda, yapılan satış işlemi ve üçüncü şahıs üzerinde kayıtlı olan aile konutuyla ilgili tapu kaydı iptal edilecektir. Ancak üçüncü kişi söz konusu gayrimenkulün aile konutuna ait olduğunu bilmeden satın almış ise iyi niyet gözetileceğinden bu satış geçerli olmaktadır.

Miras bırakanın altsoyuna yaptığı bazı kazandırmaların açıkça miras payına mahsuben yapıldığı belirtilmese bile aksi belirtilmedikçe denkleştirmeye tabirdir. Bunlar; Kuruluş sermayesi Çeyiz Borçtan kurtarmak Malvarlığı Devri Diğer benzeri kazandırmalar
Ölen Kişinin Mirası Hangi Halde Devlete Kalır?

Miras bırakanın birinci, ikinci, üçüncü derece hısımları, evlatlığı ve sağ kalan eşi yoksa ve yine miras bırakan mirasının tamamını sağlığında ölüme bağlı bir tasarrufa konu etmemişse mirasın tamamı devlete kalır.

Devletin Mirasçı Olma Sıfatı Var Mıdır?

İlk üç zümrede mirasçı yoksa eş de sağ değilse ve miras bırakan ölüme bağlı tasarruf ile mirasçı atamamışsa devlet yasal mirasçı sıfatı ile mirası kazanmaktadır. Ayrıca devlet ölüme bağlı tasarruf ile de atanmış mirasçı sıfatına sahip olabilir.

Devletin Mirasçı Olmasının Diğer Kişilerin Mirasçı Olmasından Farkı Nedir?

Miras bırakanın terekesindeki borçlarından dolayı diğer mirasçılar hem terekedeki mallar ile hem de kendi kişisel malvarlıklarıyla sorumludur. Devlet ise miras bırakanın terekesindeki borçlardan sadece tereke malları ile sorumludur.

Devlet Miras Bırakanın Borçlarından SorumluMudur?

Devletin mirasçılığı diğer mirasçılıklardan farklıdır. Devlet, ölenin borçlarından kendisine kalan miras kadar sorumludur. Oysa, mirasçılar, ölenin borçlarından tüm mal varlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.

Hazine Gaiplik Kararı Verilmesini İsteyebilir Mi?

Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin mal varlığı veya ona düşen miras payı 10 yıl resmen yönetilirse ya da mal varlığı böyle yönetilenin 100 yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verilir.

Eşin miras hakkı
Evlatlığın Miras Hakkı Nedir?

Evlâtlık ve evlatlığın çocukları (altsoyu), evlât edinen kişiye kan hısımları ile aynı kuvvette mirasçı olurlar. Bununla birlikte evlatlığın kendi ailesi ile olan miras hukukundan kaynaklanan hakları da devam eder. Örneğin; evlatlık ilişkisi kurulduktan sonra evlatlığın öz dedesinden kalan mirası almasına bir engel yoktur.

Evlatlığın Çocukları Evlat Edinene Mirasçı Olabilirler mi?

  • Evlatlığın çocukları (altsoyu) da evlatlığın önce ölmesi halinde evlat edinene mirasçı olabilirler.

Evlat Edinen Evlat Edindiği Kişiye Mirasçı Olabilir mi?

  • Evlât edinen ve evlat edinenin akrabaları, evlâtlığa mirasçı olmazlar.

Evlatlığın Saklı Payı Var mıdır?

  • Evlatlık, tıpkı evlat edinenin altsoyu gibi saklı paylı mirasçıdır.

Tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçılar ve lehine vasiyet yapılan ilgililer, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufunun iptalini talep ve dava edebilirler.

Kanuni mirasçılar

Bu konuda, kişiliğin korunmasına ilişkin manevi tazminat talebi hakkındaki TMK Madde 25/4 hükmü uygulanır. Buna göre, hak sahibinin( miras bırakanın) manevi tazminat davasını açtıktan sonra ölmesi halinde, mirasçıları bu davaya devam edebilirler ve manevi tazminatı talep edebilirler; buna karşılık hak sahibi böyle bir dava açmadan veya açamadan ölmüşse, bu takdirde, mirasçıların manevi tazminat talebi hakları yoktur.

Bu konuda, ön planda, miras bırakanın irade beyanı göz önünde tutulur. Miras bırakanın bu hususta herhangi bir beyanı yoksa bu takdirde, kanuni hüküm ve karinelerden faydalanmak mümkündür.

Miras bırakanın bir mirasçıdaki alacağı, paylaşma sırasında o mirasçının payına mahsup edilir. Mirasçının belirlenen miras payı ile miras bırakana olan borcu yerine geçer.

Miras ortaklığı, mirasın taksiminden önce mirasçılar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini ifade eder. Mirasın taksiminden önce mirasçılar tereke üzerinde iştirak halinde (el birliği ile) mülkiyet hakkına sahiptir. İşte bu iştirak halinde hak sahipliği miras ortaklığını ifade etmektedir.

Bu işlemin yapılması hususunda, mirasçının diğer mirasçıların rıza ve muvafakatlerini almış bulunması gerekir. Ancak hemen veya çok kısa bir zamanda yapılması zorunlu bulunan işlem veya işleri, temsilci yapabilir.

Mirasçıların mirası kabul etme hakkı olduğu gibi, reddetme hakkı da bulunuyor. Miras hukukunda kendisine miras kalan yasal ve atanmış mirasçıların, mirası reddetme hakları bulunnaktadır. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılıyor. Genellikle miras olarak para ve mal yerine, borcun kalması durumlarında tercih edilen reddi miras işlemi belli süre ve koşullarda yapılır. Aksi durumda miras kabul edilmiş sayılır. Sorularının cevabını aşağıda açıklamalarda bulabilirsiniz.

1- Miras Reddi Kaç Ay İçinde Yapılabilir?
Türk Medeni Kanunu gereğince, kendisine istemediği bir miras kalan mirasçılar, 3 (üç) ay içinde mirası reddedebiliyor.

2- Miras Reddi Süresi Ne Zaman Başlar?
Reddi miras için 3 (üç) aylık süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlıyor. Koruma önlemi olarak terekenin yazımı hâlinde mirası ret süresi, yasal ve atanmış mirasçılar için yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından kendilerine bildirilmesiyle başlıyor.

3- Ret Hakkı Miras Olarak Kalabilir Mi?
Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçiyor. Bu mirasçılar için ret süresi, kendilerinin mirasbırakanına mirasın geçtiğini öğrendikleri tarihten başlıyor. Ancak bu süre, kendilerinin mirasbırakanından geçen mirasın reddi için mirasçıya tanınan süre dolmadıkça sona ermiyor. Ret sonucunda miras daha önce mirasçı olmayanlara geçerse; bunlar için ret süresi, önceki mirasçılar tarafından mirasın reddedildiğini öğrendikleri tarihten işlemeye başlar.

4- Miras Reddi Şekli Nedir?
Mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılıyor. Reddin kayıtsız ve şartsız olması gerekiyor. Sulh hâkimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit ediyor. Süresi içinde yapılmış olan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır ve reddeden mirasçı isterse kendisine reddi gösteren bir belge veriliyor. Tutanağın ve kütüğün nasıl tutulacağı tüzükle düzenleniyor.

5- Ret Hakkı Nasıl Düşer?
Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçının ret hakkı düşüyor ve mirası kayıtsız şartsız kazanmış oluyor. Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemiyor. Zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmıyor.

6- Mirasçılardan Biri Mirası Reddederse Ne Olur?
Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçiyor. Mirası reddeden atanmış mirasçının payı, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufundan arzusunun başka türlü olduğu anlaşılmadıkça, mirasbırakanın en yakın yasal mirasçılarına kalıyor.

7- En Yakın Mirasçıların Tamamı Mirası Reddederse Ne Olur?
En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye ediliyor. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine veriliyor.

8- Miras Sağ Kalan Eşe Hangi Durumda Geçer?
Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payı sağ kalan eşe geçiyor.

9- Sonra Gelen Mirasçılar Yararına Ret Nasıl Olur?
Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebiliyor. Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildiriliyor; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılıyor. Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye ediliyor ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara veriliyor.

10- Ret Süresi Uzatılabilir mi?
Önemli sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış olan ret süresini uzatabiliyor veya yeni bir süre tanıyabiliyor.

11- Vasiyetin (Mirasın) Reddi Rasıl Olur?
Vasiyet alacaklısının vasiyeti reddetmesi hâlinde, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, bu redden vasiyet yükümlüsü yararlanıyor.

12- Reddi Mirasta Alacaklıların Hakları Ne Olur?
Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflâs idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabiliyor. Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye ediliyor. Bu suretle tasfiye edilen mirastan reddeden mirasçının payına bir şey düşerse bundan, önce itiraz eden alacaklıların, daha sonra diğer alacaklıların alacakları ödeniyor. Arta kalan değerler ise, ret geçerli olsa idi bundan yararlanacak olan mirasçılara veriliyor.

13- Ret Halinde Mirasçıların Sorumluluğu Nedir?
Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu oluyor. Olağan eğitim ve öğrenim giderleriyle âdet üzere verilen çeyiz, bu sorumluluğun dışında oluyor. İyiniyetli mirasçılar, ancak geri verme zamanındaki zenginleşmeleri ölçüsünde sorumlu oluyor.

Dava olunan iyi niyet sahibi bulunduğu takdirde, bir ve on senelik iki zamanaşımı süresi ve kötü niyetli olması halinde de yirmi senelik bir süre konulmuştur.

Mirasçılara genel koruma yanında, mirasçı sıfatıyla tereke üzerinde sahip oldukları mutlak nitelikteki miras hakkını korumak amacıyla özel bir dava hakkı tanımıştır. Korunan değer, mal üzerindeki mülkiyet hakkı değildir. Bu nedenle miras sebebiyle istihkak davası ancak mirasçının mirasın açılmasından sonra fiilen zilyetliğini elde edemediği tereke değerleri için açılabilir.

Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmî memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Tanıklar diğer taraf için de sözleşmeyi huzurlarında imzaladığını, sözleşmenin tarafın arzusuna uygun olduğunu tasdik ederler.

Miras Sözleşmesi Ortadan Kaldırılabilir mi?
Miras sözleşmesi, tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. Miras sözleşmesiyle mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişinin, miras bırakana karşı miras sözleşmesinin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışta bulunduğu ortaya çıkarsa; miras bırakan, miras sözleşmesini tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir. Tek taraflı ortadan kaldırma, vasiyetnameler için kanunda öngörülen şekillerden biriyle yapılır.

Miras Sözleşmesinden Dönülebilir mi?
Miras sözleşmesi gereğince sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan taraf, bu edimlerin sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi veya güvenceye bağlanmaması hâlinde borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir.

Sözleşmenin Tarafı Miras Bırakandan Önce Ölürse Durum Ne Olur?
Mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi miras bırakanın ölümünde sağ değilse, miras sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkar.

Miras bırakandan önce ölen kişinin mirasçıları, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ölüme bağlı tasarrufta bulunandan, miras sözleşmesi uyarınca elde ettiği ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler.

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununu ve uygulama yönetmelikleri gereğince mirasa konu tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal araziler nasıl paylaşılır?

Miras tarla paylaşımı nasıl paylaşılır?
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununu ve uygulama yönetmelikleri gereğince miras kalan tarla paylaşımında; mirasa konu tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerde mülkiyetin tamamının devredilmesi gerekiyor.

Mirasçılar mirasa konu tarım arazilerinin mülkiyeti devir işlemlerini mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde aşağıda belirtilen şekillerde gerçekleştirebiliyor.
1.a)Asgari tarımsal arazi büyüklüğü ve yeter gelirli arazi büyüklüğü kriterleri dikkate alınarak bir veya birden fazla mirasçıya devrini kararlaştırabilir.

2.b) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 373 ila 385 inci maddelerine göre noter senedi ile aile malları ortaklığı veya kazanç paylı aile malları ortaklığı kurabilirler. Noter senedinin bir örneği tapu müdürlüğüne ibraz edilerek, söz konusu ortaklık tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenir.

3.c) Mirasçıların tamamının miras payı oranında hissedarı oldukları 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre limited şirketi kurabilirler.

4.d) Mirasçılar, mirasa konu tarım arazilerinin üçüncü kişilere satışını gerçekleştirebilirler.

Mirasçılar tarafından tarımsal arazilere ilişkin mülkiyet devirlerinin bir yıl içinde tamamlanmaması ve yetkili sulh hukuk mahkemesi nezdinde dava açılmaması durumunda, Bakanlık tarafından mirasçılara Kanun hükümlerinin uygulanması için üç aylık süre verilir.

Bu süre sonunda da devir işlemlerinin tamamlanmaması durumunda, Bakanlık resen veya bildirim üzerine bu yerlerin istemde bulunan ehil mirasçıya, ehil mirasçı olmaması durumunda en fazla teklifi veren istekli mirasçıya devri, aksi hâlde üçüncü kişilere satılması için ilgili sulh hukuk mahkemesi nezdinde dava açabilir.

Mirasçı veya Bakanlık tarafından dava açılması durumunda sulh hukuk hâkimi;

1.a) Tarımsal arazi veya yeter gelirli tarımsal arazi mülkiyetinin; Kişisel yetenek ve durumları göz önünde tutulmak suretiyle 10 uncu madde ile tespit edilen ehil mirasçıya tarımsal gelir değeri üzerinden devrine, birden çok ehil mirasçının bulunması hâlinde, öncelikle asgari geçimini bu yeter gelirli tarımsal arazilerden sağlayan mirasçıya, bunun bulunmaması hâlinde bu mirasçılar arasından en yüksek bedeli teklif eden mirasçıya devrine, ehil mirasçı olmaması hâlinde, mirasçılar arasından en yüksek bedeli teklif eden mirasçıya devrine karar verir. Tarımsal gelir değeri, davanın açılış tarihi dikkate alınarak hesaplanır.

2.b) Birden fazla ehil mirasçı olması ve bu mirasçıların miras dışı tarımsal arazilere sahip olması durumunda, bu mirasçıların mevcut arazilerini yeter gelirli büyüklüğe ulaştırmak veya bu arazilerin ekonomik olarak işletilmesine katkı sağlamak amacıyla hâkim, tarım arazilerinin yeter gelir büyüklüğünü aramaksızın bu mirasçılara devrine karar verebilir. Hâkim, mirasçıların mevcut arazileri ile devri yapılacak mirasa konu araziler arasında ekonomik bütünlük ve yeter gelir arazi büyüklüğü kriterlerini dikkate alarak karar verir.

3.c) Mirasa konu yeter gelirli tarımsal arazinin kendisine devrini talep eden mirasçı bulunmadığı takdirde, hâkim satışına karar verir. Bu suretle yapılacak satış sonucu elde edilen gelir, mirasçılara payları oranında paylaştırılır.

4.d) Yeter gelirli tarımsal araziler birden çok yeter geliri sağlayan tarımsal arazi büyüklüğüne bölünebiliyorsa, sulh hukuk hâkimi bunlardan her birinin mülkiyetinin, yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde mirasçılara ayrı ayrı devrine karar verebilir.

Mahkeme kararı kesinleşinceye kadar, mirasçıların Kanunun öngördüğü şekilde anlaşmaya vardıklarını yazılı olarak Mahkemeye sunmaları durumunda, dava anlaşma hükümlerine göre sulh yolu ile sonlandırılır.

Terekenin paylaşılmasının tamamlanmasından sonra mirasçılar, paylarına düşen mallar için birbirlerine karşı satım hükümlerine göre (ayıp ve zapttan sorumluluk hükümleri) sorumludurlar. Mirasçılar, paylaşmada her birine özgülenmiş olan alacakların varlığını birbirlerine karşı garanti ettikleri gibi; borsaya kayıtlı olan kıymetli evrak dışında, alacağın mirasçının hakkına mahsup edilen miktarı için borçlunun ödeme gücünden adî kefil gibi sorumludurlar

Yoksunluk: Mirasçının belirli hukuka aykırı kasıtlı davranışları nedeniyle kanun gereği, kendiliğinden miras hakkının kaybıdır.

Ret:Mirasçının tek taraflı işlemiyle miras hakkının kaybıdır.

Mirastan feragat: Miras bırakan ile yasal mirasçının kurduğu sözleşme mirasçılık sona erebilir.

Mirasçılıktan çıkarma: Saklı paylı mirasçının belirli davranışlarda bulunması üzerine miras bırakanın tek taraflı tasarrufu ile mirasçılık sona erdirilebilir.

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Nedir?
Mirasçılık belgesi, mirasçılardan birinin veya bir kaçının istemi üzerine, sulh hukuk mahkemesi tarafından verilen ve ölen kişinin mirasçılarının kim olduğunu, miras paylarının neden ibaret olduğunu gösteren bir belgedir.

Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Nereden Alınabilir?
Mirasçılık belgesi (veraset ilamı) mirasçının bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk mahkemesinden alınabilineceği gibi noterlerden de alınabilmektedir.

Hangi Şartlarda Noterden Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı) Alınabilir?
Noter, başvuru üzerine nüfus kayıtlarını inceleyerek öncelikle ilgilinin yasal mirasçı olup olmadığını tespit eder.

Mirasçılığın tespitinde ilgili tarafından sunulacak güncel nüfus kayıt örnekleri veya noter tarafından elektronik ortamda temin edilecek kayıtlar esas alınır. Nüfus kayıt örneğinin elektronik ortamda temin edilememesi halinde, bu kayıtlar noterce nüfus müdürlüğünden yazıyla da istenebilir.

İlgilinin nüfus kayıtlarına göre yasal mirasçı olduğunun tespit edilmesi halinde özel kanunlardaki usuller de dikkate alınarak ilgiliye, miras paylarını gösterir mirasçılık belgesi ve suretleri verilir.

Nüfus kayıtlarının mirasçılık belgesi verilmesi konusunda yeterli olmaması, yabancılar tarafından talep edilmesi veya mirasçılık belgesi verilmesinin bilirkişi incelemesi yapılmasını, tanık dinlenmesini gerektirmesi ya da talebin yabancılık unsuru taşıması gibi yargılamayı gerektiren durumlarda, noterlerce mirasçılık belgesi verilemez.

Noterden Alınmış Bir Mirasçılık Belgesine (Veraset İlamı) Nasıl İtiraz Edilebilir?
Noterlikçe verilen mirasçılık belgesi hakkında, başvuruyu yapan ya da bu belge sebebiyle menfaatinin ihlâl edildiğini iddia edenler tarafından, 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre yetkili sulh hukuk mahkemesine itirazda bulunulabilir. İtiraz üzerine verilen kararın bir örneği mirasçılık belgesini veren noterliğe ve Türkiye Noterler Birliğine bildirilir.

Mirasçılık Belgesinin (Veraset İlamının) İptali Nasıl Olur?
Bazı durumlarda ölenin mirasçıları farklı mahkemelere müracaatla mirasçılık belgesi çıkarabilmektedirler. Mirasçı sayısının fazla olması, mirastan feragat sözleşmesi olması veya başka sebeplerden dolayı çıkarılan mirasçılık belgelerindeki miras paylarının farklılıklar göstermesi de mümkündür. Bu halde iki farklı mahkemenin iki farklı miras payı belirlemesi söz konusu olmakta ve bu durum mirasın paylaşımında sıkıntılar yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

Bu halde yapılacak iş hukuka aykırı olduğu düşünülen mirasçılık belgesinin iptalini dava etmek ve davayı tüm mirasçılara yöneltmek olacaktır. Hasımlı olarak açılacak bu davada diğer mirasçılar da mahkemece dinlenecek, tüm deliller değerlendirilecek ve sonucuna göre karar verilecektir. Davanın ölen kişinin yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılması gerekmektedir.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/3936 K. 2012/1595 T. 8.3.2012

Hukukumuzda mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davaların kural olarak hasımsız olarak ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekir. Resen araştırma prensibi egemen olan bu tür davalarda davacı taraf sadece miras bırakanın öldüğünü, kendisinin soybağı, evlilik veya evlat edinme nedeniyle miras bırakanın mirasçısı olduğunu ve dava dilekçesindeki diğer iddialarını kanıtlamak zorundadır. Nüfus aile kayıtlarını getirterek miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve tüm mirasçıların miras paylarını belirlemek ise hakimin görevidir. Mirasçıların ve paylarının belirlenebilmesi için gider yapılması gerektiğinde bu giderlerin davacı tarafça karşılanması gerektiği kuşkusuzdur.

Mirasçılık belgesinin iptali davalarında ise mirasçılar arasında zorunlu arkadaşlık bulunmaktadır. Dava sonucunda verilecek hükümle hukuksal durumları etkilenebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişiler ile, ölmüşlerse bunların mirasçılarının davada taraf olmaları zorunludur. Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında da davacı taraf miras bırakanın mirasçısı olduğunu, iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmediğini ve pay verilmediğini veya mirasçı gösterilmesine rağmen mirastan kendisine olması gerekenden daha az pay verildiğini, bu nedenle önceki günlü mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu tür davalarda da miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve mirasçıların miras paylarını belirlemek hakimin görevidir.

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/14417 K. 2012/14849 T. 26.12.2012

DAVA: Taraflar arasındaki mirasçılık, tereke hukukuna ilişkin davada Kayseri 1.Sulh Hukuk ve Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ve yeniden mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Kayseri 1.Sulh Hukuk Mahkemesince; Davanın çekişmeli yargı işi olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Kayseri 7.Asliye Hukuk Mahkemesi ise; Davanın çekişmesiz yargı işi olduğu, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

Somut olayda; davacılar vekili, Kayseri 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.02.2001 tarih, 2001/23 esas, 2001/117 karar sayılı mirasçılık belgesinin iptali ile yeni mirasçılık belgesi verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dava iptali istenen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişiler aleyhinde açılmış olup, yargılama sonucunda verilecek kararla miras paylarının değişmesi söz konusu olabileceğinden, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK.nun 4, 382/2 maddesinde de sayılmayan mirasçılık belgesinin iptali davası çekişmeli yargı işi niteliğindedir. Bu halde uyuşmazlığın Kayseri 7.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK.’nun 21., 22. ve 23. maddeleri gereğince Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 26.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/6731 K. 2012/9996 T. 26.12.2012

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacılar Sermin Say ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK’nun 1.maddesinde mahkemelerin görevinin kanunla belirleneceği, 2. maddesinde ise dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Aynı Kanunun 4/1-ç maddesinde, Sulh Hukuk Mahkemesi veya Sulh Hukuk Hakiminin bu kanun ile diğer kanunların Sulh Hukuk Mahkemesini görevlendirdiği davaları göreceği açıklanmıştır. Öte yandan; aynı Kanunun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme olmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiş, 382/2-c maddesi hükmünde ise miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri belirtilirken mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkin davalar da bu kapsamda sayılmış ne var ki; mirasçılık belgesinin iptali istemiyle açılan davalar hakkında düzenleme yapılmamıştır.

O halde; mirasçılık belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açıldığı, sonucunun tarafları açısından kesin hüküm oluşturduğu dikkate alındığında çekişmeli yargı kapsamında kalan davalardan olduğu, bu nedenle 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan mirasçılık belgesinin iptali davalarına bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması gerekir.

SONUÇ: Hal böyle olunca; mahkemece açıklanan bu hukuksal olgular göz önüne alınarak davanın görev nedeniyle reddine, dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken yasal düzenlemelere aykırı şekilde işin esası hakkında karar verilmesi isabetsiz, davalı-karşı davacılar Sermin Say ve arkadaşlarının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgililerine iadesine, 26.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/8699 K. 2012/9564 T. 19.12.2012

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı B.D. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.

Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nun 1.maddesinde mahkemelerin görevinin kanunla belirleneceği, 2. maddesinde ise dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Aynı Kanunun 4/1-ç maddesinde, Sulh Hukuk Mahkemesi veya Sulh Hukuk Hakiminin bu kanun ile diğer kanunların Sulh Hukuk Mahkemesini görevlendirdiği davaları göreceği açıklanmıştır. Öte yandan; aynı Kanunun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme olmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiş, 382/2-c maddesi hükmünde ise miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri belirtilirken mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkin davalar da bu kapsamda sayılmış ne var ki; mirasçılık belgesinin iptali istemiyle açılan davalar hakkında düzenleme yapılmamıştır.

O halde; mirasçılık belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açıldığı, sonucunun tarafları açısından kesin hüküm oluşturduğu dikkate alındığında çekişmeli yargı kapsamında kalan davalardan olduğu, bu nedenle 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan mirasçılık belgesinin iptali davalarına bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması gerekir.

Hal böyle olunca; mahkemece açıklanan bu hukuksal olgular göz önüne alınarak davanın görev nedeniyle reddine, dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken yasal düzenlemelere aykırı şekilde işin esası hakkında karar verilmesi isabetsiz,

SONUÇ: Davacı B.D’nin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davacı B.D.’ye iadesine, 19.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E. 2003/4878 K. 2003/5718 T. 21.4.2003

DAVA: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Davacı Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 1997/102 sayılı veraset ilamının iptaline, yeniden verasetin subutuna karar verilmesini istemiştir. Husumetin sözü edilen veraset ilamındaki tüm kişilere ölmüşlerse mirasçılarına yöneltilmesi, gösterdikleri takdirde delillerinin de toplanması sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 21.04.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Mirasçılık belgesi bir kişinin mirasçı olduğunu gösteren ve ispat eden bir belgedir. Lehine düzenlenen kişi bakımından mirasçılık karinesi teşkil eder. Aksi ispat oluncaya kadar lehine mirasçılık belgesi düzenlenen kişi mirasçı sayılır. Mirasçılık belgesi alan mirasçı tereke malları üzerinde zilyetliğe bağlı olarak tereke alacaklarını talep ve tahsil etmek, terekedeki taşınmazların tapuya tescil işlemlerini yapmak yetkisine sahiptir.

Mirasçılıktan çıkarma Medeni Kanunda iki farklı türde düzenlenmiştir. Bunlar;

  • Cezai mirasçılıktan çıkarma
  • Koruyucu mirasçılıktan çıkarmadır.

Bir mirasçı saklı pay sahibi değil ise o kişi mirasçılıktan çıkarılamaz. Saklı payı bulunmayan mirasçı için açıklanan irade beyanı ile ortaya çıkacak işlem ancak mirastan uzaklaştırma olabilecektir.

Cezai Mirasçılıktan Çıkarma
Saklı pay, miras bırakanın mirasçıyı terekeden uzaklaştıramayacağı bölümdür. Saklı pay kurumununun oluşmasında asıl önemli nokta aile bağlarıdır. Kanun koyucu geleneksel Türk aile yapısı öngörüldüğünde aile bağları sebebiyle mirasçıların terekede saklı pay sahibi olmalarını gerekli bulmuştur. Ancak bu aile bağları her zaman kanun koyucunun değerlendirdiği şekilde olmayabilmektedir. Saklı paylı mirasçının davranışları sonucunda aile bağlarının kopmuş olması durumunda mirasçının saklı payı sebebiyle terekeden pay alması hakkaniyete aykırı olacaktır.

Ancak mirasçının davranışları sonucunda miras bırakan mirasçıyı mirasçılıktan çıkarma hakkına sahip olmakla beraber bu hakkı kullanmak kendi takdirindedir. Yani somut olayın gerçekleşmesi ile beraber mirasçı saklı pay hakkını kendiliğinden kaybetmez. Bu durumda miras bırakanın irade beyanı şarttır. Miras bırakan iradesini bir vasiyetname ya da miras sözleşmesi ile açıklayabilecektir.

  • Cezai mirasçılıktan çıkarma
  • Koruyucu mirasçılıktan çıkarma

Mirasçılıktan çıkarma sebepleri Medeni Kanunda sayılmıştır. “B. Mirasçılıktan çıkarma

Mirasçılıktan çıkarmanın geçerli olması için mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin tasarrufta sebebin açık bir şekilde belirtilmiş olması şarttır. Kanunda her ne kadar “ağır suç” , “aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemesi” gibi genel ifadeler kullanılmış olsa da sebep belirtirken daha açık ve özel bir biçimde açıklama yapılmalıdır. Örneğin; şahsıma karşı ağır suç işledi” cümlesi mirasçılıktan çıkarma için yeterli olmamakla beraber “beni sürekli olarak dövdü, işkenceye maruz kaldım” gibi daha özel ve açıklayıcı bir şekilde irade beyanında bulunulur ise bu beyan geçerli sayılacaktır. Mirasçılıktan çıkarma sebepleri irade beyanının açıklandığı gün mevcut bulunmalıdır. Ancak sebebe konu olan olayın ölüm anına kadar devam etmesi şartı aranmaz.

Koruyucu Mirasçılıktan Çıkarma
Koruyucu mirasçılıktan çıkarma, cezai mirasçılıktan çıkarmadan farklı olarak sadece birinci zümre mirasçılıkta uygulanabilecektir. Birinci zümre mirasçı miras bırakanın alt soyudur.

Söz konusu mirasçılıktan çıkarma türünde cezalandırma amacı bulunmamaktadır. Hatta buradaki amaç mirasçının korunmasıdır. Koruyucu mirasçılıktan çıkarma da ancak vasiyetname ile yapılabilecektir.

IV. Borç ödemeden aciz sebebiyle mirasçılıktan çıkarma

Kanun maddesinde de görüldüğü üzere koruyu mirasçılıktan çıkarmada altsoyun borçlarını ödemeden aciz hale gelmiş ve aciz vesikası alınmış olması gereklidir. Ancak ödemeden aciz belgesinin hükmü kalmamış ise ya da borç tutarı mirasçının miras payının yarısından az ise bu durumda mirastan çıkarılan bu işlemin iptalini isteme hakkına sahiptir.

Mirasçılar arasında yapılacak miras payı devri sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılır. Burada kanun özel şekil şartı getirdiğinden terekedeki mallar arasında taşınmazlar bulunsa bile adi yazılı şekilde yapılan devir sözleşmesi geçerlidir. Mirasçı olmayan kişiye yapılacak miras payı devri sözleşmesi noterde düzenlenme ile geçerlilik kazanır. Bu sözleşme ayni etki yaratmaz. Ancak devralana talep hakkı tanır.

Miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir. Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.

Bu hak yalnızca sağ kalan eşin talebi ile kullanılabilmekte olup kişiye sıkı surette bağlı bir haktır. Bu sebeple bu hak devredilemez aynı zamanda miras yolu ile de geçmez. Bu hakkın sağ kalan eş sıfatı ile bağlantısı hakkı şahsa sıkı surette bağlı bir hak konumuna getirir.

Mirasta denkleştirme, bir mirasçının miras bırakanın sağlığında ondan karşılıksız (ivazsız) olarak aldığı malları ve kıymetleri aynen veya karşılığını geri vermesinden ve bunların mirasın taksiminde hesaba katılmasından ibaret bir işlemdir.

Mirasta iade yükümlülüğünün konusu bakımından, genel olarak üç şart aranır. Birincisi, karşılıksız bir kazandırıcı işlemin bulunmasıdır. İkincisi, bu işlemin miras bırakan tarafından ve miras bırakanın mal varlığından yapılmış olması ve sonuçlarının miras bırakanın sağlığında meydana gelmiş olmasıdır. Üçüncüsü ise, karşılıksız kazandırıcı işlemin mirasçının miras hakkına mahsuben yapılmış olmasıdır.

Mirastan Feragat (Mirastan Vazgeçme) Nasıl Yapılır?
Miras bırakan, bir mirasçısı ile karşılıksız veya bir karşılık sağlanarak mirastan feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden, mirasçılık sıfatını kaybeder ve mirastan hak elde edemez.

Mirastan feragat eden kimse (aksi kararlaştırılmış olmadıkça) feragat etmek için bir karşılık almış ise bu kişinin çocukları, torunları (altsoyu) vs. de mirastan feragat etmiş sayılır.

Yazılı olarak yapılabilen bu sözleşmenin Noterde yapılması ispat kolaylığı açısından tavsiye edilir.

Mirastan Feragat Kimin Lehine Yapılabilir?
Feragat belirli bir mirasçı lehine yapılabileceği gibi bir mirasçı belirlenmeksizin diğer mirasçılar lehinde de yapılabilir. Yine mirasçı olmayan bir kişi lehinde de feragat yapılabilir.

Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmış olup bu kişinin herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat hükümden düşer.

Mirastan feragat sözleşmesi belli bir kişi lehine yapılmamışsa, en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır ve bunların herhangi bir sebeple mirasçı olamaması hâlinde, feragat yine hükümden düşer.

Mirastan yoksun bulunan mirasçının hissesi onun alt soyuna geçer. Yoksun olanın alt soyu da saklı paylı mirasçı ise ve hissesi yoksun olan ile aynı oranda ise miras bırakanın tasarruf oranında bir değişiklik söz konusu olmaz. Fakat alt soyun saklı payı yoksa veya yoksun olan mirasçıya göre daha az ise miras bırakanın tasarruf oranı artmış olur.

Ölüme bağlı tasarruflar ehliyetsizlik sebebiyle kendiliğinden hükümsüz sayılamazlar; bunlar ancak miras bırakanın ölümünden sonra hâkimin hükmü ile iptal ettirilebilir. Ölüme bağlı tasarrufun ehliyetsizlik sebebiyle hükümsüz hale getirilebilmesi için iptal davasının açılması ve mahkemece iptale hükmolunması şarttır. İptal talep ve dava olunmazsa, ölüme bağlı tasarruf geçerli olarak kalır.

İptal sebepleri dört grupta toplanmıştır; tasarruf yapanın ehliyetsizliği, hukuka, ahlaka ve adaba aykırılık, şekil eksikliği ve hata, hile, tehdit.

İlk olarak kendisi de mirasçı olduğu için aile konutundan var olan miras payı ile aile konutunun ölüm anındaki değerinin farkı belirlenir. Sağ kalan eşin kendi miras payı değerden düşülür. Terekede başka mal varsa diğer mallardaki payın mahsubu yapılır. Sağ kalan eşin terekedeki payı yetmiyorsa ve sağ kalan eşinin gücü yetiyorsa kalan değer için sağ kalan eşin tereke dışındaki mal varlığı ile tamamlama yapılır. Bu durum sağ kalan eş için bir öncelikli satın alma hakkı gibi bir durum oluşturur

Sağ kalan eş ile ölen eşi arasındaki mal rejiminin tasfiyesi de öncelikli bir hukuki işlemdir. Sağ kalan eş, ölen eşi ile aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan haklarını (varsa) aldıktan sonra ölen eş adına kalan mal varlığı mirasa konu olacaktır. Sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan bu hakları mirasçılık sıfatından ayrıdır.

Miras ortaklığı devam ettiği sürece mirasçıların tereke mallarını kullanmaları ve bunlardan yararlanmaları mümkündür. Kullanma ve faydalanma hakkı bütün mirasçılara aittir. Bu konuda mirasçıların anlaşması gerekmektedir. Uyuşmazlık halinde miras ortaklığına tayin olunan temsilci mirasçıların tereke mallarını kullanma ve faydalanma haklarını düzenler.

Tüzel kişiler, Devlet dışında, kanuni mirasçı olamazlar, fakat atanmış mirasçı veya musaleh olabilirler. Buna karşılık, kişiliği bulunmayan (kişi olmayan) varlıklar mirasçı veya musaleh olamazlar.

Miras bırakan, tasarrufunda aksini öngörmüş veya sınırlı bir görev vermiş olmadıkça vasiyeti yerine getirme görevlisi, miras bırakanın son arzularının yerine getirilmesi için gerekli bütün işlemleri yapmakla görevli ve yetkilidir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi, özellikle;

Göreve başladıktan sonra gecikmeksizin terekedeki malların, hakların ve borçların listesini düzenler. Liste düzenlenirken olanak varsa mirasçılar hazır bulundurulur.

Terekeyi yönetir ve yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının zilyetliğinin kendisine devrini ister.

Tereke alacaklarını tahsil eder, borçlarını öder.

Vasiyetleri yerine getirir.

Terekenin paylaşılması için plân hazırlar.

Tereke ile ilgili dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder. Mirasçılar tarafından açılmış davalardan görevi ile ilgili olanlara müdahil olarak katılabilir.

Açtığı veya aleyhine açılan davalar ile yapılan takipleri mirasçılara bildirir.

Vasiyetname ölüme bağlı bir tasarruf olup miras bırakanın son arzularını içerir. Vasiyetnamenin düzenlenmesi için birtakım şekil şartları kanunda öngörülmüş olup bu şartlara uyulmaması halinde vasiyetname geçersiz kabul edilebilecektir. Türk Medeni Kanunu’na göre vasiyetname 3 (üç) farklı şekilde düzenlenebilecektir. Şunlardır;

Resmi Vasiyetname

El Yazılı Vasiyetname

Sözlü Vasiyetname

Kural olarak vasiyetnameler resmi şekilde ya da el yazılı olarak yapılabilecekken bazı özel/olağanüstü durumlarda ise sözlü olarak da yapılabilecektir.

Miras bırakan tarafından yapılmış olan bir vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için ehliyet ve şekil şartları gerçekleşmiş olmakla beraber vasiyetnamenin hukuka ve genel ahlaka da aykırı olmaması şarttır. Aksi halde vasiyetnamenin iptal edilmesi istenebilecektir.

Ölüme Bağlı Tasarrufun İptal Sebepleri Nelerdir?

  • Ehliyetsizlik
  • İrade Sakatlıkları
  • Ölüme Bağlı Tasarrufun İçeriği İle Ona Bağlanan Koşul Ya Da Sonucun Hukuka Ve Ahlaka Aykırı Olması
  • Şekil Şartına Uyulmaması

Vasiyetname İptal davası Sebepleri – Türk Medeni Kanunu Madde-557

İptal sebebi sadece bir ya da birkaç tasarrufa ilişkin olabilir. Bu halde incelenmesi gereken husus miras bırakanın söz konusu sakatlığı bilseydi diğer tasarrufları yapıp yapmayacak olmasıdır. Şayet sakatlığı bilmesi halinde diğer tasarrufları da yapmayacağı yönünde bir kanıya varılacak olursa bu halde ölüme bağlı tasarrufun Yani Vasiyetnamenin Tamamı Geçersiz kabul edilir.

Vasiyetname İptal Davasını Kimler Açabilir?

Kanun maddesinde de görüldüğü üzere iptal davası tasarrufun edinilmesinde menfaati bulunan mirasçı ya da vasiyet alacaklısı tarafından açılabilecektir. İptal davası vasiyetnamenin tamamına ilişkin olabileceği gibi vasiyetnamenin bir bölümüne ilişkin olarak açılması da mümkündür. İptal davasında davalı ise ölüme bağı tasarruf ile davacı aleyhine olacak şekilde menfaat elde eden kişidir.

  • İptal davasının açılabilmesi için yine kanunda belirli süreler öngörülmüştür. Bu süreler Bir Yıllık on yıllık ve yirmi yıllık sürelerdir.
  • Bir yıllık süre, davacının kendi hak sahipliğini, ölüme bağlı tasarrufu ve iptal sebebini öğrenmesi ile işlemeye başlar. On yıllık süre, davalının iyi niyetli olması hali için öngörülmüş bir süredir. Sürenin başlangıcı vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açıldığı zamandır.
  • Yirmi yıllık süre ise davalının kötü niyetli olması hal için öngörülmüştür. Sürenin başlangıcı ise on yıllık sürede olduğu gibi vasiyetnamenin açıldığı zamandır.

Vasiyetnamenin iptali davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise vasiyetçinin yani miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.

Veraset ve İntikal Vergisi Nedir?
Veraset ve İntikal Vergisi, ölen kişiden kalan malvarlığı ile ilgili olarak Vergi Usul Kanununa göre bulunan değerler üzerinden alınan vergidir.

Veraset ve İntikal Vergisi Oranları Nedir?
1.1.2019 tarihinden itibaren veraset yoluyla veya ivazsız surette meydana gelen intikallerde veraset ve intikal vergisi aşağıdaki tarifeye göre hesaplanacaktır.

Mirasın Ne Kadarı Vergiden Muaftır?
Evlatlıklar dâhil, füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinde 250.125,00 ₺ (füruğ bulunmaması halinde eşe isabet eden miras hissesinde 500.557,00 ₺)

Veraset ve İntikal Vergisini Hangi Vergi Dairesi Hesaplar?

Veraset ve İntikal Vergisi;
a) Veraset tarikiyle vaki intikallerde ölen kimsenin, diğer suretle vukua gelen intikallerde tasarrufu yapan şahsın yerleşim yerinin, hükmi şahıslarda ve diğer teşekküllerde merkezlerinin bulunduğu;

b) Muris veya tasarrufu yapan şahsın bu yerleşim yeri yabancı bir memlekette ise Türkiye’deki son yerleşim yerinin bulunduğu;

c)Muris veya tasarrufu yapan şahıs Türkiye’de hiç ikamet etmemiş veya son yerleşim yeri tespit olunamamış ise Maliye Bakanlığının tayin edeceği yer vergi dairesi tarafından tarholunur.

Kimler Veraset ve İntikal Vergisi Vermekle Yükümlüdür?
Veraseten veya karşılıksız bir tarzda mal iktisab eden şahıs belli şartların varlığı halinde veraset ve intikal vergisi vermekle yükümlü olur.

Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi Ne Zaman Verilmelidir?
a) Ölüm Türkiye’de vukubulmuş ise mükelleflerin Türkiye’de bulunmaları halinde ölüm tarihini takip eden dört ay içinde, mükelleflerin yabancı bir memlekette bulunmaları halinde ölüm tarihini takip eden altı ay içinde;

b) Ölüm yabancı bir memlekette vukubulmuş ise mükelleflerin Türkiye’de bulunmaları halinde ölüm tarihini takibeden altı ay içinde, mükellefler müteveffanın bulunduğu memlekette oldukları takdirde ölüm tarihini takibeden dört ay içinde, mükellefler müteveffanın bulunduğu yerin dışında başka bir yabancı memlekette oldukları takdirde de ölüm tarihini takip den sekiz ay içinde;

c) Gaiplik halinde, gaiplik kararının ölüm siciline kaydolunduğu tarihi takip eden bir ay içinde verilmelidir.

Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi Nereye Verilmelidir?
Ölen kimsenin, diğer suretle yapılan intikallerde tasarrufu yapan şahsın yerleşim yerinin bulunduğu, tüzel kişilerde ve diğer teşekküllerde merkezlerinin bulunduğu, muris veya tasarrufu yapan şahsın bu yerleşim yeri yabancı bir memlekette ise Türkiye’deki son yerleşim yerinin bulunduğu vergi dairesine, muris veya tasarrufu yapan şahıs Türkiye’de hiç ikamet etmemiş veya son yerleşim yeri tesbit olunamamış ise Maliye Bakanlığı’na verilir.

Yabancı memleketlerde bulunan mükellefler beyannamelerini Türkiye konsolosluklarına verirler.

Beyannamenin her mükellef için ayrı ayrı veya hep birlikte verilmesi olanaklıdır.

Ölen Kişinin Bankada Kiralık Kasasının Olması Halinde Kasada Bulunan Eşyalar Nasıl Alınabilir?
Ölen kişinin bankada kiralık kasasının bulunması halinde ya açılacak bir tereke tespiti davası ile Sulh Hakimi kasayı açar ve içindekileri tespit eder ya da vergi dairesinin yetkili bir memuru hazır bulunmak şartıyla ve bu memur tarafından kasada bulunanların nitelikleri tespit edilerek ölenin mirasçıları veya kanuni temsilcileri veya vekilleri bu eşyaları teslim alırlar.